The individual has always had to struggle to keep from being overwhelmed by the tribe. If you try it, you will be lonely often, and sometimes frightened. But no price is too high to pay for the privilege of owning yourself...

Nietzsche

22 Şubat 2009 Pazar

vazgeçmek

"ve hayatta herhalde güvenebileceğim yegane insanları da aldattıktan sonra benliğimden geriye ne kaldığını merak etmeye başladım..."

Yine her zamanki kendine özgü ve insanda merak uyandıran uslubuyla yazmıştı. Son yazısı da tıpkı diğerleri gibi onun kişiliğinin imzasını taşıyodu. Ben onu çok daha güçlü sanırdım hep. Yenilmez bi savaşçıydı benim gözümde. Hırçın bir amazon kadını. Oysa içinde gittikçe ağırlaşan yaralarıyla başedemeyen yapayalnız bi kadın varmış.
Hayata karşı verdiği savaşları asla kaybetmeyecek biriydi Zeynep Abla. Kararlıydı, farklıydı ve çok çok güzeldi. Kızıla çalan dalgalı saçları ve yemyeşil gözleriyle daha ilk görüşte insana 'ben burdayım' diye seslenirdi sanki. Yenilgiyi kabul etmezdi. Ben zaten onun hiç bi zaman pes ettiğini görmemiştim. "Ölüm en kolay yol" demişti bana bi keresinde. Ona göre zor olan yaşamak ve savaşmaktı. Evet savaşmalıydın Zeynep Abla..

İlkokula başlayacağım seneydi. Hem okuluma yakın olsun diye, hemde daha sıcak ve daha güzel bi eve sahip olma hayaliyle yeni bir apartmana taşınmıştık. Annem kutuları açma telaşındayken ben yeni evimizin uzun koridorunda odalardan salona koşuşturuyordum. Tüm yorgunluk ve uykusuzluk yerini tatlı bi heyecana bırakmıştı. Pilim çoktan tükenmiş olmalıydı ama ben hala kocaman salonun bi ucundan diğer ucuna parandeler atıyodum. Kapının çaldığını bile duymamıştım. Bi anda karşımda hiç tanımadığım insanları görünce, ürkekçe her küçük çocuk gibi annemin arkasına saklandım. Sonuçta evin salonunda verdiğim gösteriler herkese açık değildi. Eminimki o an domates gibi kızarmıştım. Ben kendimi saklamaya çalıştıkça yeni komşularımız benimle tanışmaya çalışıyorlardı. Aniden kalkanım yok oldu. Annem getirdikleri kurabiyeleri mutfağa koymaya gitti ve ben böylece masal kitaplarındaki perilere benzeyen bi kızın karşısında en utangaç halimle kalakaldım. Gözlerim faltaşı gibi açılmıştı ve pür dikkat onu inceliyodum.

"Ben Zeynep canım senin adın ne? Ay ne şeker şeysin sen böyle!" Peri kızı konuşuyodu benimle. :) İnsanın küçükken sahip olduğu hayal dünyası sınırsız iken büyüdükçe dünya daha yetersiz ve somut bi hal alıyodu. Büyümek için acele etmeye hiç gerek yokmuş. Çünkü küçükken herşey daha basitti, mutluluk benim için salonda atılan parandelerden ibaretti. İşte böyle kısacık ama beynime kazınmış bi anda tanıdım Zeynep Abla'yı. Ben 8 yaşındaydım ve o 17 yaşındaydı. Eminimki ben onun gözünde hep o ufak, utangaç kız olarak kaldım. Hiç büyümedim. O da benim için hep bi peri kızıydı. Asla değişmedi.
Bana hiç bi zaman küçük bi çocukmuşum gibi davranmadı ama. Kim olduğumu veya kim olmam gerektiğini sorguladığım yıllarda hep yanımdaydı. Ergenlik klasiklerimden kendimi odama kitleme numaralarımda içeri girmesine koşulsuz izin verdiğim tek insandı. Çok uzun yıllar o kadar mükemmeldi ki onun için asla böyle bi son düşünemezdim..
O yazdığı sayfalarca muhteşem yazılarına rağmen buruşuk bi kağıttaki 3 satırlık bi notla hayattan vazgeçti.

Neden? Niçin? Nasıl? Niye?...
Beynimde dönen binlerce soru, milyonlarca düşünce... Önce biraz kendimi suçladım. Sonra ona kızdım, korkaklığı için kızdım, vazgeçtiği için kızdım, kızdım kızdım kızdım. İsyan ettim. Bağırdım, ağladım, tonlarca "keşke" dedim, çok düşündüm. Odamın kapısını kitledim ve bu sefer içeri kimseyi almadım.



*Bu yazıyı onun ölümünün hemen ardından yazmıştım şimdi düzeltmeden buraya koyuyorum. Tek bi harfine bile dokunmaya kıyamadım.

2 yorum:

  1. Hiç bir tesellisi sözü olmayan bir dudum.

    Benimde vazgençen bir dostum var, çok canım yanar hala umarım bende sizin gibi yazabilirim sayfalara.

    YanıtlaSil
  2. belkide yazmamak daha iyidir, acıyı sindirmeye yardımcı olmuyo çünkü..

    YanıtlaSil