The individual has always had to struggle to keep from being overwhelmed by the tribe. If you try it, you will be lonely often, and sometimes frightened. But no price is too high to pay for the privilege of owning yourself...

Nietzsche

4 Ekim 2012 Perşembe

Hıyanet

"Ne acı ne acı insan kendine ne kadar yenik..
 Bulunmadı ihanetin ilacı yürek koca bir kara delik..
 Yapacak hiçbir şey yok, gönül bu sevdi..
 Eski bir ten, eski bir heyecan... bilirim üstelik."

Bir yerde bir hata yapıldı evet.
Birilerinin canı çok yanacak doğru.
Birimiz hepimize, herkese, her şeye ihanet etti.
Çünkü biri yalnız bıraktı.
Öteki aradı, çağırdı.
Bir diğeri de çağrıya olumlu yanıt verdi.
Gitti, gördü, hayır fethedemedi.

Biri "yeniden deneyebiliriz" dedi
Öbürü en ağır küfürlerle cevap vermek istedi...
Ama yapamadı.
Onun yerine ağzı kapatılarak, vücudu ısırılarak sevişti.
Biri ihanet etti.
Ben ettim, biz ettik.
Ben bize ihanet ettim.

25 Eylül 2012 Salı

Linguistics

Sayfayı açtım bakıyorum. O blog giriş sayfasına, sonra yeni yayın ikonuna elim gidiyor ama sayfayı açtığımda bomboş gözümün önünde duruyor. Yazacak bir şeyim yok demeyeceğim hala anlatacak şeylerim var ama kelimeler nasıl çıkış yapacak bilmiyorum. Doğru kelimeleri bulup düzgün cümleleri kuramayacağımın korkusu belki de... ''de'' ve ''ki'' ayrımı nedense herkesin çok bir umrunda bu aralar. Şimdi de onu buldular. Oysa ki sabahlara kadar içip dinledikleri şarkıların sahibi şarkıcılar bile farkında değil ayrımların, birleşmelerin. Ne zaman zaten umursamaya başladık ayrılan, birleşenleri... Oysa zannederdim ki biz insanlar sadece hissedilenlere, hissettirilenlere takılırdık. Sözcükler yavan kalırdı....

Şimdi yazılanlar için word check yapmalı belki de. Ama yabancı bir programın beni check etmesi saçma geliyor kaptırıp yazıp giderken. 0'larımı ve 1'lerimi kontrol etmenize gerek yok be canlar ben 8945719075019827590287598'i beynimde bi şekilde kontrol edebiliyorken.

Haa eğer hala kültürüme veya dil kullanımıma laf edecekler varsa, ki mutlaka vardır. Türkçe ile birlikte dört tane daha dili kendimi en iyi şekilde ifade edebilecek kadar konuşabiliyorum, yazabiliyorum. Bazen hangi dilin aslında ana dilim olması gerektiği konusunda bocalıyorum aslında. Ama gerçek şu ki türkçe dışında hiçbir dilde imla, yazım klavuzu olguları öğretilmedi bana. Biri öyle konuştu, ötekisi böyle... Bu bir kaç dil içerisinde herhangi bir cümleyi herhangi biriyle başlayıp bir diğeriyle sonlandırabilirim.

Hayır kendimi ''bakın ben böyle süperim'' gibi bir kanıtlama çabam yok sadece ''de''lere ''ki'' lere pek takılmayalım be canlar. İki harften daha öte kelimeler var. İki harfin yalnızlığından daha büyük birliktelikler, sözcük öbekleri var.


Diğer

Bak şimdi seni facebook'ta diğer mesajlara sürükledim ya nasıl nasıl mutluyum. Oysa ki alt tarafı fareyi üzerine tuttum, biraz çekiştirdim ve bir anda ''diğer'' oluveriverdin. Hah! Böylelikle attığın saçma sapan mesajları görmüyorum... uzun süre farketmiyorum. Zaten müthiş bi facebook kullanıcısı da olmadığım için ne olup bittiğini anlamıyorum bile. Ben anlamazken sen ne güzel çıldırıyosun.

-Seni çok özledim.
-Konuşalım mı?
-Lütfen cevap ver.
-Telefonunu mu değiştirdin?
-Liz cevap ver. Lütfen
-Nerdesin?
-Türkiyede misin?
-Lizaaa hadi beee yapma.
-Orda mısın allahın belası
-Ordasın ve çıldırmamı istiyosun dimi
-Çıldırdım işte manyak karı
-Telefonuna da ulaşılmıyo telefonunu mu kapattın?????
-Çok özledim seni, bi sesini duyayım yeter
-Hadi yalvarırım.
..........
-Sabrım taşıyor artık nası bi insansın sen yaaa
-Orada öyle durmuş bakıyosun ekrana biliyorum
-Senin tek amacın beni çıldırtmak zaten orospu
-Aç lan şu telefonu
-Getirtme lan beni oraya
......

Devam eden içerik genç nesiller adına yoğun küfür içermektedir :)

Hahah en tatlı yerinde kestim ama dimi ;)

Bir insanın vardan yok, yoktan var oluşunu izlediniz. Yok etmek üzerine kurulu ya zaten tüm benliğimiz. Biz mutlu, sevgililerden olamayız asla.

Biliyor musun sevgilim? Ben hiç senin saçlarımı okşadığını ya da sevgi sözcükleri fısıldadığını  hatırlamam. Hafızam zayıf olduğundan değil, sen hiç bana öylesine dokunmadığın için. 

Geri döndüğünde söylemiştim ''bu şehir ikimize dar gelecek'' diye.

Darlardayız.

24 Temmuz 2012 Salı

sekiz

Önce basit bir gülümseme
Yaklaşır öylesine anlamsız bir ''merhaba'' ile
Birkaç içki ısmarlar
Yatağa atmak için sarhoş etmeye çalıştığını düşünürsün
Programlanmış ne de olsa beynin...
Çok da umursamazsın ha bir eksik ha bir fazla...
Gecenin o saatinden sonra hesap kitapla uğraşılmaz ne de olsa

Alkolün dayanılmaz etkisiyle susmak bilmezsin
Anlatacak çok birşey varmış gibi
Dinler ya da dinlermiş gibi yapar işte
Götürmeye giriş 101

Birşey vardı mahvetmek istemedim
Devam etsin istedim
Belki de sadece birinin çıkıp saçma sapan düşüncelerimi dinlemesine ihtiyacım vardı
Nasolsa birbirimizi kullanacaktık ya
Sen de bu gece bununla uğraşacaksın işte
Karavana hahah!!

Sonra bir gece, bir sonraki gece, geceler, sonralar....
''Sen neredeydin bunca zamandır?''
Hiç yanıt veremediğim o soru
İhtiyacın olduğunda nerede soracağın 100 kişi
Alacağın en popüler cevap???

Bak bu benim en sevdiğim şarkı
Neden sana dinlettiğim hakkında en ufak bir fikrim yok
Seni uyurken niye sapık gibi izlediğimi de bilmiyorum
Sen üşüme diye manyak gibi klimayı bi kapayıp açtığımı da(!)

Hasiktir.

Merhaba...

13 Haziran 2012 Çarşamba

Cıstak Cıstak

Kaç yaşıma geldim halaa doyumsuz ergen misali gece dışarı çıkacağım diye herşeyi yapabilirim. Kırık bacağımla hoppidi hoppidi oynadığımı bilirim kızı zengin koca bulmuş anneler misalii. Yaşıtlarım gece alemlerinden elini eteğini çekip, dışarıda en fazla bir yemek yiyip sıcak yuvalarının yolunu tutarken hattaaa pek çoğu evlenip çoluk çocuğa karışırken ben halaa mekanlarda 92lilerle dahi olsa eğlenceyi sabaha kadar devam ettirenlerdenim. Duyan da parismilton sanacak beni sanki reinaya gidiyorum.

15 yaşımdan beri gece hayatım var ve halaa taksime doyamamışım anlaşılan. Eminim o bile benden bıkmıştır. Zamanında barları kapattığım dostların hepsi 'ayy artık kaldıramıyorum gece hayatını' teranelerindeyken, yıllarla istisnasız heerr gece gittiğim mekanların adları unutulmuşken ben halaa eskiyemedim. Abartmıyorum gece 2de arayın, nereye gittiğimizi bile sormadan 5 dakika içinde hazır olmazsam suratıma tükürün!!

Tabii yıllar içinde değişen şeyler oldu eskiden üstümdekileri çıkartamayacak halde eve dönerken şimdi gaaayet ayık taksiciye yol tarif ederken buluyorum kendimi. Eskiden nispeten pek yalnız noktalamazken geceleri şimdi tek başıma kalmak için bildiğin kaçarak terkediyorum mekanları. Yılların vermiş olduğu peek ciddi bir barmen-dj-kapı adamı çevrem var hatta çoğunlukla 'benim istanbulda giremeyeceğim mekan yok!' cümlesini bile kullanmışımdır. Üniversite yıllarında bazı mekanlarda çalışmışlığım bile vardır. Şu hayatta aç kalmam yanii :)

Beni örnek almayın siz siz olun dikkatli davranın diyeceğim ama ben hiç dikkatli olmamama rağmen istanbulun en tehlikeli yerlerinde bile başıma bir şey gelmedi şu güne kadar. Zaten o zamanlar gelmediyse şimdi hiç gelmez diye düşünüyorum. Ne gereksiz bir böbürlenme...

Ama ciddi bir tespit yapmak gerekirse gece hayatı çok değişti. Nesil mi değişti, devir mi değişti bilemiyorum ama...

Bundan yıllaaarr yıllaarr önce daha henüz taksimde galatasaraydan sonrasına yürünmediği zamanlarda herşey daha saydamdı. Taksimde genelde öğrenciler takılırdı. Öğrenciler dediğimde genelde kıt kanaat ay sonunu getirmeye çalışan bira ve winston sigara içen öğrencilerdi. Zengin öğrenciler taksimi leş ve iğrenç bulur, bu muhite gelirlerse kafalarının kesileceğine inanırlardı. Henüz elit tayfanın reina yerine asmalı mescite takılması başlamamıştı. Zaten düzen biraz öyle bozuldu galiba. Geçen arkadaşımın, arkadaşının, arkadaşının, arkadaşı olan çocuğun boğazdaki yalısına gittik mesela machine'den çıkıp... Hapçı mekanı dediğiniz machine yahuuu 'Noluyor lan' dedim kendi kendime. E tabii çelik de değişti :)

Mcdonalds sokağındaki pi'nin yeni açıldığı zamanları bilirim... Ne güzel mekan derdik delik deşik converselerimiz öylesine üzerimize geçirdiğimiz kot-tshirt ikilisiyle ne kadar umursamaz ne güzeldik. Şimdi taksime topuklu ayakkabı mini etekle geliyor genç kızlarımız.

Bir gün kenan doğulu taksimde takılacak deselerdi kıçımla gülerdim herhalde. O zamanlar teoman önüne gelen her dişiyi eve götürürdü, marjinal sanatçıydı taksimde takılırdı. (Kendime not: teoman bile gece hayatını bıraktı laaann)

Bir kaç sene öncesine kadar bizleri rock müzik denen 'gürültü'yü dinlediğimiz için hor gören serdar ortaççıların hepsi şimdi pop kültürüne bok atar, 'rockn rollayım beeenn' triplerinde paylaşımlar yapıyor sosyal paylaşım sitelerinde. Görüyorum canlar :) Efes one love neredeyse bomboş bir etkinlikken şimdi fötr şapkasını takan geliyor wallahaa sonra aaa 10. senesimiymiş??

Eskiden bu sokaklarda hastalık olduğuna inanan kızların dirseklerinde luivitonlarıyla (nasıl yazıldığını biliyorum ama şu anda pek umursamıyorum) beyoğlunda arzı endam ettiklerini görünce şaşırmıyoruz artık. Onlar çoğalmaya pembe-mor saçlı kızlar yok olmaya başladı... Punklar, gotikler, heavy metalciler yok denecek kadar azaldı biz kalemizi kaptırdık kapitalizme belki de... Sonuçta taksimin orta yerine içinde sephora olan alışveriş merkezi çaktılar ben hala sikilmiş götün derdindeyim. Hah bak çok güldüm şimdi :))


Not: Blog yazmaya bir gazetenin haftasonu ekine röportaj vermiş olan bi blogger'ın haberini okumakla başlamıştım. Benden eskiydi ve buralarda dolanan 3-5 kişi olduğumuz günlerde tabiki de benden fazla takipçiye sahipti. Bugün baktım da kendisinden epey oranda daha fazla takipçiye sahip olmuşum. Günümüzde milletin birbirini facebook'tan eklemesinin bile kimi zaman binbir kasışla gerçekleştiğini düşününce beni hiç tanımayan sizlerin yazdığım aklıma öylesine gelmiş şeyleri okuması, kimi zaman konular hakkında yorum yazmasının nasıl bir mutluluk olduğunu sizlere anlatamam. Ben şu güne kadar hiç kötü bir yorumla karşılaşmadım burada. Belki şanslıyım kimse beni aşağılamaya çalışmadı. Bazen gereğinden fazla açık sözlü davranmama rağmen hiç kimse beni 'namussuz' olmakla suçlamadı. Diyorum ya belki de şanslı olanlardanımdır :) Şu an mutlu olduğumun farkındayım. Binlerce teşekkürler!!!...

12 Haziran 2012 Salı

Devils



Holy water cannot help you now 
See I've come to burn your kingdom down 
And no rivers and no lakes, can put the fire out 
I'm gonna raise the stakes; I'm gonna smoke you out 

Seven devils all around you 
Seven devils in my house 
See they were there when I woke up this morning 
I'll be dead before the day is done 

2 Mayıs 2012 Çarşamba

iş hayatı

2008 yılından itibaren avukatlık mesleğini icra etmeye çalışıyorum. Ülke de hukukun üstünlüğünün ne kadar ayaklar altında olduğunun hepimiz farkındayız ama inanın kendini en "baba" hukukçu diye nitelendiren veya hukuk camiasında bu şekilde nitelendirilen insanlar dahi biz genç avukatları meslekten soğutucu hareketlerde bulunmaktan hiçbir fırsatta kaçınmıyorlar....


15 yaşımdayken Ally Mcbeal izlemenin bir sonucu olarak seçtiğim bu zorlu yolda çok düştüm, çok kalktım, pek çok insanın bir gün dahi dayanamayacağı yerlerde aylarla süründüm, köpek oldum. Evet her meslekte olduğu üzere avukatlıkta da birinin altında çalıştığınız sürece rahat yüzü görmenizin imkanı yoktur. Sosyal hayatınızı, özel hayatınızı, hatta ve hatta ailenizi bile hiçe saymanız beklenir. Bizzat patronunuz tarafından gayet açık ve net bir şekilde bu konu size defalarca kere hatırlatılır. Doktora gitmek, hasta olmak gibi en basit insani şeylere bile tahammül yoktur bu çalışma düzeninde.....


Herkes sürekli psikolojinize oynar. En ufak bi hatada günah keçisi sizsinizdir ve eline taşı alan vurun kahpeye diye size atmaya başlar. Hırslı çalışma arkadaşlarınız tarafından profesyonel olmamakla suçlanmanız için çok insani bir yorumunuz yeterlidir. Kendinizden başka kimseyi düşünmemeniz gerekir, arkadan vurmak artık profesyonel olduğunuzun göstergesidir. Kimseden yardım isteme hakkınız yoktur çünkü herşeyi siz "yapmak zorundasınız"dır. İş çıkışında bi "drink" alalım diyen insanların aksine siz ofiste yatar kalkarsınız. 40 yılın başı normal bi saatte (21.00) çıkma imkanını bulduysanız da eve vardığınızda patates çuvalı gibi yığılır kalırsınız.


Sizi en çok anlaması gereken kendi yaşınızda ve deneyiminizdeki oda arkadaşlarınız dahi sizi alakalı/alakasız herhangi bir konuda aşağılamayı, laf sokmayı kendilerine eğlence sayarlar. Bu kadar "mutsuzluk" içerisinde kendilerini böyle iyi hissedeceklerini zannederler. Bu şekilde zamanla insanlıktan çıkaaarr, kendinizden ve etrafınızdaki herkesten nefret etmeye başlarsınız. Aileniz, arkadaşlarınız, sevgiliniz bu durumunuza anlam veremez ve klasik "çok gerginsin", "sen yine neye sinirlendiysen hıncını benden çıkarma", "psikopata bağlamışsın" tarzı yorumlarda bulunurlar.


Hele ki şu büyük, yabancı müvekkillerle iş yapan Bilmemne, Bilmemkim & Bilmemkim, Bilmemkim & Bilmemkim & Bilmemkim Law Offices'lerden birinde çalışıyorsanız.... Maaşlarınız nispeten dava avukatlığı yapan kişilere göre 3 kuruş daha fazladır. Her gün adliye adliye, mahkeme mahkeme dolaşmassınız ama bilgisayar önü avukatlığı/masa başı vekilliği/danışmanlık yapmanın vereceği tüm rahatsızlıklardan muzdarip bir şekilde hayatınızı devam ettirmeye çalışırsınız...


Kendi özel hayatında hiçbir yere gelememiş insanlar avukat olmayı her daim bi bok sanırlar ve avukat oldukları için karşıki mor dağların sahibidirler onlar. Sizin de sahibinizdirler.... Aç ağzını sıçıcam deseler o ağız "tabiki", "teşekkürler", "buyrun hemen" diyerek açılmalıdır. Egoist insanların meslekleri kendi kişisel tatminleri haline gelir. Sizi süründürerek mutlu olur, hele artık sinir krizi geçirip ağladığınız an kendi odalarında oh ne güzel mahvettim kızı diye oyun havaları eşliğinde halay çekerler. Özel hayatlarında pek çoğu iğrenç kişilikleri nedeniyle yapayalnızdırlar, onların krallığı ofislerdir... O ofisle var oldukları için de tüm gecelerini, gündüzlerini orada geçirirler. Bundan mutludurlar çünkü o dört duvar arasında çalışmak onların hayatlarında var olan yegane şeydir.


Ve siz (veya ben) hiçbir zaman hayatın sadece iş iş iş'ten ibaret olmadığını düşündüğünüz zaman profesyonel olmamakla, işini savsaklamakla, vıdı ve vıdıyla suçlanırsınız.


Bu yaşta bu kadar stres içinde olmak derinden yaralıyor beni. Daha halaa dünyayı gezmek istiyorum. Ama işte ahh o ekmek parası denen hayırsız. İnsanı kul ediyor, köpek ediyor. Hayallerinden vazgeçiriyor. Bi süre sonra iş hayatının çarklarına öyle bi alışılıyor ki.. hatta artık hayal bile kurulmuyor.

15 Mart 2012 Perşembe

FOLLOW MEEEE!!...

Popülizmin de sosyal medyanın da köpeğiyim :)

https://twitter.com/Liatics

17 Şubat 2012 Cuma

Müzikoloji


Herkesin içinde bi hayalindeki iş vardır ya. Benimki de pek çoğunuza komik gelebilir ama filmlere/dizilere müzik direktörü olmak isterdim. Müzikten en çok ben anlıyorum diye saçma bir safsataya girmeyeceğim. Ama hayal kurmak için illa ki o işi en çok bilen mi olmak lazım.

Üniversite hayatım boyunca milletin elinden mp3 player'ını kaptığı biriydim. Bilgisayarımın USB girişine kaç tanesini takıp çaldılar şarkılarımı sayısını bile bilemem. Eee tabi sahibi gibi bilgisayarım da hafif meşrepti :D Yıllarla bilgisayarlardan bilgisayarlara tek tek taşıdım hepsini. Pek çoğu 2 günde bi şarkıyı anca indirebildiğimiz superonline dönemlerinden kalma, bazıları takılıyor artık iyice yaşlandılar ama ben yinede değiştiremiyorum yeni kayıtlarıyla onları.

Cebimdeki son kuruşa kadar CD'lere harcardım hele hele yurtdışına çıktığımda millet H&M'i boşaltırken ben tonla CD toplardım ordan burdan. Bu sayede bilinmedik bi ton grup tanıdım. Basit gitar akorları, kendilerine has şarkı sözleri, müzikal uyumsuzluklarıyla bile benim canım oldular. Kimileri yıllar sonra pek popüler oldu kimileri o tek bir albümde kaldılar. 

Hayatımla ilgili gerçekten bi kitap yazmaya kalksam hikayeler ve şarkılar o kadar paralel gider ki.. Herşeyi, herkesi anlatan bi şarkı mutlaka bulurum. Yalnızca o kişiye ve o ana ait...

XXX

Kadıköyde ilk yıllarımız 2 izmirli olarak dolmuşta omzuna yatıyorum.. Hava  o kadar soğuk ki bu kadar soğuğa alışkın olmayan gözlerimizden yaş akıyor resmen. Yine de sokaktayız, illa bira içeceğiz…

I know who i want to take me hooommeee
Closing time. :)

En içten duygularımla öperim seni kocaman mavi gözlü afacan çocuk ;)

XXX

Ahhh ilk aşk, ilk heyecan, saçlarında ellerimi kaybettiğim, yatağında nefesim kesilen... sen o bilimum kimyasalların bende senin bağımlındım çocuk....

The chemicals between us
The walls that lie between us
Lying in this bed...

XXX

Üniversite günleri, kafe pi anıları... o zamanlar taksimde en az 10 kişilik masada otururduk. Sevgililer, dostlar, kahkalar, alkolün dibi nasılda hiç bitmeyecek sanmıştık??

No more, no never again, no never again 
No more, no never again, no never again

Let's all drink up & ride tonite....

XXX

İlk ciddi ilişki, huzura en çok yaklaştığım, kendimden en çok uzaklaştığım yıllar. Benim iç dünyamın karmaşalarını hesaba katmazsak elle tutulur derecede sakinlik. Birinin hep yanında olacağının verdiği güven hissi...

Whatever tomorrow brings i'll be there with open arms and open eyes...

XXX

Ölümler, kazalar, intiharlar, depresyonlar, mutsuzluklar, umutsuzluklar, yalnızlıklar... hep onlar mahvetmedi mi bizi?

cause everyone's in ecstasy underneath it all and everybody's lonely no one there at all but is anybody happy or is it just the alcohol?
i don't know, i don't know.....

XXX

Hastane günleri....

Have you been here before
Shall I show you around, it's very pretty

Have you come here to stay

Well, you sure picked a day

My name is Billy 
it's my birthday,
You're invited to my party down the hall....

Everything for free.

XXX

Bocalamalar, çabalamalar, gitmeler, gelmeler…

Watching as my ego breaks your fall
Don't you know that I've been running from your heart

And I feel like you've been running too....

XXX

Aklıma gelmişken en yakın arkadaşımla şarkımız...

And I don’t want the world to see me

‘Cause I don’t think that they’d understand

When everything’s made to be broken

I just want you to know who I am!

XXX

Ve o küçücük bir an, tanıştığımız gece birlikte söylediğimiz şarkı…

We're one 
but we're not the same

Well we hurt each other 
then we do it again

You say 
Love is a temple, 
Love a higher law

Love is a temple,
 Love the higher law
You ask me to enter but then you make me crawl

And I can't be holding on 
to what you got

When all you got is hurt.

XXX

Aşkın her hali, uzaklığın en fazlası…
Sen dünya üzerinde bir gezgin
Ben seni hala aynı sokakta bekleyen,
Yerinde sayanlardanımdır.

That I love you
I have loved you all along
And I miss you
Been far away for far too long
I keep dreaming you'll be with me and you'll never go
Stop breathing if I don't see you anymore

XXX

Uykumda kulağıma fısıldardın ya hani :)

Give me a whisper and give me a sign
Give me a kiss before you tell me goodbye
Don't you take it so hard now
And please don't take it so bad
I'll still be thinkin' of you
And the times we had...baby

Don’t u cry tonight….

XXX

Bir gece de gitmesenlerle dolu tek gecelik ben
2. kadın zavallığı
Ötekiyim ben

One of these days
You'll miss your train, and come stay with me
It's always say goodnight and go
We'll have drinks and talk about things
And any excuse to stay awake with you
You'd sleep here, I'd sleep there
But then the heating may be down again
At my convenience
We'd be good, we'd be great together
Go….

XXX

Yalnızlığın içinde boğulurken
Yine bi yerlerde kendimi kaybederken
O kadar tek başımayım ki
Kayboluyorum…
Kendimi salim kafayla normal bi insanın asla önünden geçmeyeceği yerlerden topluyorum
Toplayamıyorum…

Heaven forbid you end up alone and don't know why
Hold on tight wait for tomorrow, you'll be alright…

XXX

Kendi kendinizi boğduğunuzu farkederken
Tanımadığınız bi herifin evinde
Boğazınıza bıçak dayanırken
Sabah hala yaşıyorsanız
Nereye kaçarsınız?
Kime sığınırsınız?

Round my hometown, memories are fresh
Round my hometown, ooh, the people I've met

Are the wonders of my world, are the wonders of my world…

XXX

Ama bir zamanlar hepimiz masumduk
Değil mi?

This prayer is for me tonight
This far down that line and still ain't got it right

And while confessions not yet stated
Our next sin is contemplated
Never did we know
What the future would hold
Or that we'd be bought and sold
When we were innocent, innocent
When we were innocent…

11 Şubat 2012 Cumartesi

Belki de bir isyan


Cümlelerimi nasıl toparlayacağımı bilmiyorum. Eski patronumun ölümüne kızdığı bişey olan typo (harf, kelime hatasını) bolca bolca yapacağımdan da eminim. Derken.....

Bu ülkede hangi uyruk, etnik köken, din, dil, ırkta yaşarsak yaşayalım özgürlüğü savunurum. Blogu az çok takip eden herkesin anlayacağı üzere her zaman KADIN'ın özgürlüğünü özellikle savundum. Kadınlıktan önce ''İNSAN ÖZGÜRLÜĞÜ'' ne kadar var bu ülkede acaba? Hepimizin gözlerini yumduğu gerçekler var, daha ergenliğine girmemiş KADINLAR bu ülkede babaları yaşındaki adamların altına İMAM NİKAHI denen bi yalan dolanla atılıyorlar. 

Kendi açımdan bir erkeğe doğru düzgün nasıl dokunacağımı öğrenebildiğim yaşlar bile 20lerimi bulur. Hatta kendimi, kendi vücudumu tanıdığım zaman bile bu yaşlarımdan çok da geriye gitmez. Hala da yeri gelir ne yapacağımı bilemem. Bilemediğim zaman gözlerimi kaparım. Sıkıca kaparım ki ne olacaksa olsun bitsin ben bilmeyeyim, görmeyeyim... Belki de yaptığımız en büyük hata bu ben bilmezsem, görmezsem geçer. Ne olursa olsun benden uzak olsun.....

Kendimizi pek çok zaman Avrupa ülkelerinden aşağı görmüyoruz ya... Hani biz de ''lost'' izliyoruz biliyoruz lan paralel evrenleri.... Peki burnumuzun ucunda neler oluyor biliyor muyuz? Hani her Fatih Akın filminde koca koca adamlar yanak yanağa şapur şupur öpüşünce kınıyoruz ya. Ya da İsmail YK'nın şarkılarına, tipine, tarzına laf ediyoruz ya. Oysa ki aslında biz sapına kadar bu değil miyiz?

Aşkı arıyoruz, belki de pek çoğumuz. Peki o kadınların aşık olmaya hakkı yok mu? Biz barda mı tanışıyoruz, onların da çeşme başında yağız bi delikanlıyla tanışma hakkı yok mu? Herhangi bi herif onlara yan gözle bakarsa onlar OROSPU mudur? Her yürüyen kadın OROSPU mudur? Kadının sokakta yürümesi bile kabahat midir?

Peki ya diğerleri derim. Ben o diğerlerine aidim ya hani. Bi insan sadece hristiyan olduğu için OROSPU mudur? Boynuna haç'ını taktığı için, kiliseye gidip sizin de tanrınız olan bi varlığa dua edip yalvardığı için yollu mudur? Kolay mıdır bi insanı damgalamak?

Bu ülkede kimin gerçekten istediği gibi yaşamaya hakkı vardır?

Yazarın yok
Askerin yok
Kadının yok
Gazetecinin yok
Sanatçının yok
Ötekinin yok
Berikinin yok

Ama 18 yaşındaki herhangi bir kişi eline silahı alabilir değil mi?


İmza: Yollu Destina'nın Kızı Liza