The individual has always had to struggle to keep from being overwhelmed by the tribe. If you try it, you will be lonely often, and sometimes frightened. But no price is too high to pay for the privilege of owning yourself...

Nietzsche

27 Aralık 2011 Salı

yavaş, ağır ama sakin



Korkmaktan başlasak mesela
Ben korkarım
Çok şeyden korkarım
Sadece gecenin bi yarısı fütursuzca sokaklarda dolanabildiğim için çok cesur sanma beni....
Korktuğumda bana sarılabilirsin.
Sana ihtiyacım olabilir...
Çok kere, çoğu kere...
Birine sarılmaktan da korkarım aslında
İnsanlara en çok sarılmak istediğim anlar
Onların hayatımdan yok oluşlarıyla aynı zamana denk gelmiştir hep...

Güçlü görmek isterler ya beni
Ya da ben hep güçlüyümdür ya
Başıma ne gelirse gelsin
Köprüden geçerken suya bakarım boş boş
Dinmek için, dinlenmek için.
Aklımdan dahi geçmez o arabayı durdurup o soğuk metal tellere tutunup
Ardından ayaklarımı yerden kesip atlamak.

Su güzeldir.
Olağandır, sakindir...
Dinginleşirim bi an
İşte o an sarıl bana
Savunma mekanizmam kalmamıştır çünkü o küçük anda
Uzaklaşma sırf ben kavranamam diye

Soğuk suyu sevmem
Batmaya başladığımdan beri de yüzmeyi unuttum sayılır zaten
Elimi tut, ufağım ya
Ayağım çabucak yerden kesilecektir
Ayağımın bastığı yere geri dönmek için çırpınacağımdır da büyük ihtimalle
Eğer benimle devam edebileceksen açıklara çek beni
Yok ama eğer bu an son anımızsa
Bırak kıyıya çıkayım
Cesedimi sahilden sabah koşusu yapan birileri bulmasın
Toplayıp atmasınlar belediyenin çöplüğüne

Sadece elimi tut
Bileklerine bağlanmış bir taş parçası misali seni dibe çekmek istemem
Ama bazen benim bile yardıma ihtiyacım olabilir
Hem neden olmasın ki
Bende etten, kemiktenim...
Çelikten yapılmadım.

Zaten suyun kaldırma kuvveti yok muydu
Beni tutmak o kadar ağır gelmeyecektir bu sefer sana


Musiki: Florence & The Machines – Heavy in your arms

8 Aralık 2011 Perşembe

Özgür İnternet

İnternetimize sansür getirilecek diye herkesin ödü koptu değil mi? Hatta taksimde yürüyüşler yaptık, sosyal medya sitelerinde isyanlar çıkardık... Haa o yasaya ne olduğunu merak ediyorsanız genel internet kullanıcısına dokunulmayacak yalnızca çocuk profili ve aile profili diye yeni iki dalga yapacaklar isteyen kısıtlama alsın ama hangi sitelerin kısıtlanmasını istiyorsa da kendi seçsin şeklinde. Evet avukatım :) toplumu her daim bilinçlendirmek lazım... Çünkü birileri bizi çok fena uyutmak istiyor.

Bu klasik yazılarıma benzemeyecek bi yazı... Yine blogu ihmal ettiğimin farkındayım ama bilmemle & bilmemle olan türkiyenin en iyi hukuk bürolarından birindeki mesleğimi devam ettirmek adına evde değil ofiste yatmaya başlamıştım. Müvekkiline de... Sorusuna da.... Danışmanlığına daaa...... Her gün ağzımdan en az 123985190 kere "sikicem", "sikerler", "siktir", "siktim" ile çalışmak zormuş evet. Patronumun karşısına geçip vikvikleyemediğim her bi lafı twitter sayfama yazmıştım. (Evet twitter sayfam publicti)

Şu anda detaylarını burada vermek istemediğim ölçüde, insanlık dışı davranışlara maruz kalmıştım ve bi noktada patladım. Bu bir kendimi savunma yazısından çok kendi kendimle hesaplaşmaktan ibarettir. Yapmış olduğum şeyin çok doğru veya çok yanlış olduğunu savunmayacağım buna gerek yok çünkü. Sadece bir avukat olarak türkiyenin önde gelen avukatlarından biri olan patronum tarafından kendi özel twitter sayfamda yazdıklarım için işten kovuldum....

Bu noktada insan bi kaç saniye durup düşünüyor... Aylarca katlandıklarını, uykusuzluklarını, saatlerle aynı şey üzerinde çalıştığı her günü.... Arkadaşlarına ayıramadığı vakitleri, gidemediği tatilleri, göremediği ailesini, yakınlaşamadığı sevgilisini.... Çünkü hiçbirine vaktim yoktu anlıyor musun değerli okuyucu? Her dakika yanlış birşey yapmamak adına savaş veriyordum. O ofisin kapısından içeri girdiğimiz anda tek önemli şeyin işimiz olduğu daha ilk günden beynimize işlenmişti çünkü.

Bu işin doğrusu yanlışı nedir bilemem ama ben bu ülkede daha özgür bir vatandaş, çalışan, kadın, insan olmak istiyorum. İtirazım var hakim bey.....


p.s. millet twitter'a yazdıklarıyla ünlü olur kitap yazar biz işten atılırız ben böyle talihin varyaaa taaaa........

27 Ekim 2011 Perşembe

Hayaletler

Hepimizin hayatında hayaletler vardır geçmişten kalma
Kendimizin karışık dönemlerinde ortaya çıkarlar
Bi süre hayatımızda var olurlar evet ama kısa sürede yok olmaya yüz tutarlar
Çünkü o sırada bizim hayatımızda onlara yer açacak zaman yoktur...


En son geçen seneydi. Acı ve karmaşa içinde sürünen zavallı ruhumu adamın birinin 2 gramlık ilgisine harcamayı göze almıştım. Ben zaten kimseyi sevemem derken, arabanın kapısını bana açan bu adamın iyiliği karşısında başım dönmüştü... Böyle bişey benim başıma kolay kolay gelmez derdim... O kadar çabuk soğuyan bedenimin bir anda bu karşı bedene olan ihtiyacını görmezden gelmeye çalıştım. Başaramadım...


Bağlanmak istedim. Ne bileyim işte benim olsun istedim. En basit insani içgüdümdü belki de... Ama o benim yalnızca kendi bildiğini okuyan kişiliğime daha fazla dayanamadı. Onun olmamı istemedi...


Hata bendeydi belki de, küstah egomu kıramadım bir türlü. Onun üstünlüğünü kabul edemedim işte... Ben boyun eğmem, özgürüm, bağlanmam ya... Bu da ne zaman moda oldu anlamıyorum. Sevmek değil sevmemek sikip atmak yeni trend (!) Aferim hepimiz yalnız öleceğiz. Gerçekten de bu neslin 50 sene sonra karşıdan karşıya geçerken birbirlerinin elini tutan yaşlılara dönüşeceklerine inancım sıfır (böyle bi karamsarım evet).


Ben "bu akşam gelicek misin?" sorularının peşindeyken hala, zatıhal burnumun dibinde başkasıyla birlikte olmaya başladı. Ben seçimini sorgulamadım, o da açıklama yapma gereğini duymadı zaten. Aslında içine kadar giren insanın sana ne kadar uzak olduğunun en açık ve net kanıtıydı işte. İnsanları kendime yaklaştırmadığın zaman onların bana yabancı kalmasına çanak tutuyormuşum resmen.


Çok sinirlendim evet. Klasik "neden o" sorgulamalarından sıyrıldığımda aslında sinirimin sadece oyuncağımın elimden alınmasından ibaret olduğunu farkettim. Kaprisliyimdir de... Ama sinirlendirildiğim daha doğrusu elimdeki oyuncağın elinden alındığını hissettiğim anda hayatınız boyunca karşılaşmak istemediğiniz bir düşmana dönüşüveririm. Sinsi, hesapçı, arkadan vuran, bildiğin götün teki olurum işte.... Ne mi yaptım kapıları çarpıp, küfredip, odama kapanıp müzik dinleyen ergen triplerine girmeyerek Brezilya dizilerinden beter komplolar kuran hayatı onlara zehir zindan etmek için dört bir koldan saldıran bir canavarın ta kendisi oldum. Elime geçen her silahı atom bombasına dönüştürdüm. Yıkımlarım büyük oldu evet. Ayrıldıklarında mutlu oldum ama zafer kazanmadığımın farkındaydım. Geçenlerde alakasız tesadüfler sonucunda aynı ortamda karşılaştığımızda konuştuk beyfendiyle... Tabii artık o sinirden, düşmanlıktan eser kalmamıştı. Çok uzun zaman geçmişti ve içim onu çoktan öğütmüştü. Hatta eminim ki o dönemde böyle saçma Kazanova hamlelerine girişmeseydi hiç bir zaman da umrumda olmayacaktı...


Sonuç merak edersiniz şimdi... Hikayedeki kötü kalpli cadı (bendeniz) ve Kazanova Sülüman (harem mi kurucan zannettin lan şerefsiz benzetmesi) yalnızız ve belki de sırf bu tarzda insanlar olduğumuz için de yalnızlığa mahkumuz ama bizim tüm bu iç hesaplaşmalarımızla dolu oyunlarımızın arasında kaynayan giden hatun evlenmek üzereymiş.....


Gökten 3 elma düşmüş, biri benim kafamdan sekmiş, öteki onun götüne girmiş, üçüncü de yanmış, bitmiş, kül olmuş... Elma demişken r.i.p. Steevie :(

17 Ekim 2011 Pazartesi

kış güneşi ve klasik pazartesi depresyonları

Senenin o dönemine geldik sanırım...
Soğuk, kara, iğrenç, kaygan, kasvetli kış günleri
Yaz doğumlu ve İzmirli olmamdan kaynaklı olarak kış mevsimi ile aramdaki nefret ilişkisini tahmin etmeniz pek zor olmasa gerek...

Bir gecede yapılan mevsim değişikliği sonucunda
(Doğa ana menapozda sanırsam bir terliyor, bir üşüyor)
Yatak döşek hasta oldum
Ama tabi daha senenin başından "hasta olmayın, oldurmayın" emrini veren patron dolayısıyla ofisteyim.
Sürüne sürüne çalışırım malum iş lazım, para lazım şu hayatta
Sigaraya zam, alkole zam....
Ne yazıkki bu iki kalem benim ekmekten daha çok tükettiğim şeyler.

Annemden gelen "nerede üşüttün?" şeklindeki yüz puanlık uzman sorusuna
"Bilmiyorum" diye cevap verdim ama aslında biliyorum
Yani sanırım, emin değilim ama büyük ihtimalle
Cuma akşamı strip poker oynarken üşütmüş olmalıyım çünkü cumartesi kalktığımda,
Ciğerlerim yerinde yoktu solunum yollarım ulaşıma kapalıydı....
En kötüsü de gırtlağımdan geçmeyen şeyler
Yemek, sigara, su...
Tek isteğim yatıp uyumak ama full konsantrasyonla çalışmak gerek
Çok çalışmak gerek
Çalış lan köle (kırbaç efekti)

Aslında tüm bunlardan çıkarmam gereken ders
Artık çılgın hayatımı bünyem kaldırmıyor
Tek beden ve bir ruhla
Beş farklı hayat yaşattığım bünyem isyan ediyor....
Ona da acıyorum ama iş dışında bir bok yapmayan o insanlara dönüşmeyi de
Kendime yediremiyorum....
Ben bu dik kafamla daha çok hastalanırım biliyorum.

Zaten başıma ne geliyosa 90 derecelik dik açıdan beter kafamdan geliyor...
Hep derdim ben 50 yaşında bile çok kuuul ve deli olucam diye
Bok olurmuşum.
25imde pes ettim ey ahali...
Haydi şimdi hepimiz bizi mutsuz eden işlerimizde ay sonunu getirmek için çalışmaya devam edelim...

19 Eylül 2011 Pazartesi

Karma çok kaşarsın bebeğim :)

Sevgili günlük,


Evet cidden tam sevgili günlük tadında bir yazı geliyor, Lia'nın ergenliğine döneceğiz az sonra "please fasten your seatbelts and treytable'larınızı da kaldırıverin işte." Ben hostes olsam kesin hepiniz ölürdünüz herhalde ama merak etmeyin olmadım, zaten sanırım boyum da yetmiyor :) tehlike geçti......


Yine kendimi bilmez bi şekilde, kalabalık arkadaş grubuyla birlikte asmalıda bi mekanda kendimi dağıtıyorum. İnanılmaz birşey ama hayatımda tüm şımarıklıklarımı çeken, benim kadar manyak ve bencil bi insana gıkını çıkarmadan katlanan çok peygamber vari insanlar var. İyiki de varlar... Ama tabi bu durum her zaman böyle değildi. Örneğin erkenlik yıllarımda (let the game begin :)) çok yalnızdım ben. Bi kere zaten dış görünüş açısından buna resmen zorlamış olabilirim insanları. Sürekli simsiyah kıyafetler, kabarık dalgalı saçlarımı kendim kesmeler, aynı makasla vücudumun değişik yerlerinde iz bırakmalar, küfür, umursamazlık, dağınıklık, dış dünyadan tam anlamıyla kopuk bi okul hayatı... Arkadaşlarımın çoğu okul dışından insanlardı kafam neyi isterse, canım ne çekerse onun peşine giderdim. Hiç tanımadığım insanların evinde yatıp kalkmaya 13 yaşımda falan başlamış olduğumu düşünüyorum. 15 yaşımda uyuşturucu bağımlısı/baterist sevgilim vardı. Çok rohçuydum ya kot pantolonuma zincir bile takardım (hell yeahhh!!) 


Okulumuzun popüler her daim buram buram parfüm kokan, saçları her allahın günü düzgün, bol makyajlı, etekleri kısacık kızlarının benden korkmakta haklı olduklarını düşünüyorum. Popüler oğlanlarda dalga geçerlerdi benimle.. Vücudumdan tutun, kıyafetlerime, saçımdan, kendimi bi türlü açıklamaya kasmadığım için ağzımdan çıkan her cümleyle alay ederlerdi. Spor salonunun arka tarafında öpüştüğüm her herif okul servislerinde millete benimle yattıklarını ilan ederlerdi. Oysaki küçük kemikli vücuduma aykırıcasına hareket etmiş ve çok erken yaşta kocaman olmuş göğüslerimden ve yine orantısız büyük olduğunu düşündüğüm kalçamdan dolayı vücudumdan nefret ettiğim yıllardan söz ediyoruz... Bi erkeğin karşısında soyunabilme cesaretini reşit olduktan çok sonra gösterebildim ve o zaman zayıf ama kıvrımlı olmanın çok güzel bişey olduğunu kavradım. Artık vücuduma tapacak kadar özgüven sahibiyim. Gariptir ki bu kadar acımasız bi ergenlikten sonra hala inanılmaz bi özgüven sahibiyim. Bi yerlere girdiğimde benden nefret edeceğiniz kadar aşırı hareketlerimle ilgi çekmeyi umursamayacak kadar.....


O dalga geçen erkeklerin en kötüsünü hatırladım geçen gece. Daha doğrusu sıra beklerken arkamızda salak saçma konuşan sarhoş bi herife dönüp bakınca onunla burun buruna geldim. İnanılmaz ama hiç değişmemişti. Hala aynı 'hırbo', hala aynı 'öküzdü'... Normalde insanlar eski bi okul arkadaşıyla yıllar sonra karşılaşınca hafif de olsa bi gülümsemeyle selam verir ya... Ben o benden korkan popüler kızlara öyle yapabiliyorum mesela. Geçmişle uzun zaman önce hesaplaştım çünkü... Aptal amerikan filmlerinde dedikleri gibi "lise sizin hayatınızın geri kalanını belirleyen yer değil, sizsiniz..." Şimdi hepsinden kariyer, hayat, eğitim, insan ilişkileri... vs. olarak çok çok daha iyi noktada olduğum içindir belki. Onları hayatla bocalarken görünce ben onlara acıyorum şimdi. Roller değişti evet. Bunu bilerek ve isteyerek yapmıyorum ama çoğu zaman onlardan daha üstün olmak beni sonsuz mutluluğa ulaştırıyor. 


Bu hödük genç arkadaşa gelince, bizim kalabalık grubumuza sokulma çabalarına girmeye başladı mekandayken. Birbirimizin suratına bakmadığımız için anlam veremedim bu anlamsız çabasına. Ama bi kaç dakika içinde bizim gruptaki kızlardan birine yanaşınca herşey netleşti gözümde. Belki o bi zamanlar terör estiren herif olmasaydı ben onları ayarlayabilirdim bile... Eminim o anda eski yaptıklarını yapmamış olmayı diliyordur. Ya da belki de aklından geçen tek şey "şu ezik Lia bu olamaz" gibi bir düşüncedir. Sonuç olarak ben kazandım. Arkadaşım benim iki lafımla onu rezil edercesine kendinden uzaklaştırdı. Hatta çocuk mekanı terketmek zorunda kaldı. Ve o an çok önemli bişey farkettim. Ben çok değişmiştim, büyümüştüm hatta, ama o hala aynı zavallıydı. Artık lise bitmişti ve gerçek dünya onların alaylarından ve eleştirilerinden çok farklı şekilde işliyordu. Çünkü gerçek dünyada yalnız başarabilenler kazanıyordu...


Bu yüzden belki de teşekkür etmeliyim beni yalnız bıraktıkları yıllara. Çok iyi bir gözlemci yaptı bu beni. Benimle alay etmek için yaptıkları her saldırı beni çok daha güçlendirdi ve ben artık yalnız değilim. Hem de sırf yalnız kalmamak adına çevreme soktuğum insanlarla değil gerçekten dostluklarına paha biçemeyeceğim insanlarla birlikteyim.


Eğer bu yazıyı okuyan 18 yaş altı birileri varsa, özellikle onlara şunu söylemek isterim... Hepsi geçecek ve hayat çok daha güzel olacak yeter ki kendinizden ödün vermeyin...

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Öylesine

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki beni takip eden herkesin blogunu karıştırıyorum :) hepinize teşekkürler. Uzun zaman önce öylesine yazdığım yazılardan ibaretti burası. İnanılmaz yoğun bi iş hayatım var bu yüzden kaçırdığım şeyler oluyor biliyorum üzülüyorum ama mesela cuma gecesi şu saatte ofiste olmama inanamazsınız ama evet ofisteyim :(

Kahrolsun kapitalizm diyebilecek kadar da geniş bir öz sermayeye sahip olmadığım için susuyorum.

Cıstak cıstak müzik çalan gece klüplerinden hiç hoşlanmıyorum ve yaz geldi mi herkes onlara sarıyo sanki. Asmalımescit'e yapılan sandalye kaldırma operasyonunu kınıyorum. O küçücük mekanlar zaten bu sıcakta ancak o dışardaki masalardan para kazanıyordu. Kar-zarar hesabını geçtim de köfteci/pideci dışarı masa attığında kimse karışmazken neden alkol satılan mekanlara bi dayatma uygulanıyor anlamıyorum.

Demokrasi mi dediniz... Daha çok demokratik olmaya çalışırken daha çok ayrımcı mı oluyoruz sanki.. Herneyse..

Bu aralar Adele dinliyorum hatun bayaaa iyi nacizane tavsiyemi kabul ederseniz..

İletişime geçmek isteyen, maruzatı olan, ne biliyim kafası atan birileri varsa beklerim:

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Bittim

Hepimiz aslında aynı yalana sığınıyoruz..
Hayatımın aşkı diyoruz, direkt damgayı yapıştırıyoruz..
Kaç tane 'hayatımızın aşkı' geçiyor hikayelerde acaba??

Benimde elbette hayatımın aşkı dediğim birisi vardı.
Evet sadece bir tane oldu.
Vardı diyorum çünkü artık yok.
Yaptığı tüm saçmalıklara senelerce katlandıktan sonra..
Bir gün daha fazla artık katlanamayacağım bir şey yaptı.
Bu sefer susmadım, susamadım.
Bu sefer 'ömrüm boyunca seninle konuşmayacağım' dedim
Dediğimin de sonuna kadar arkasındayım ya
Konuşmadım...

Hayatımın son pek çok senesi bu herifi beklemekle geçti..
O dünyayı gezdi, hayatını yaşadı..
Ben belki bi ara bi telefon açar diye günlerce gecelerce bekledim..
Çok kırıldım, epeyce döküldüm
Ölümlerden döndüm
Hiç haberi olmadı.
Haberi olsa da kalkıp gelmezdi zaten.

Acıyı biraz olsun hafifletebilmek adına anlık mutluluklara sığındım.
Kendi bencilliğim yüzünden insanları da mahvettim.
Kader filmini izleyenler varsa hikayeye tanıdık olabilirler..

Hatun takılmış bi manyağın peşine..
Başka bi manyaklar da hatunun peşine..

Ben bu heriflerin evlerine sığamadım,
Yataklarına giremedim.

Sonra mı..
Sonrası yok..
O bana yapılmayacak şeyler yaptı.

O bitti ben bittim.
O gitti ben bittim.

13 Temmuz 2011 Çarşamba

günaydın canım bugün çok gıcıııııım :S

* Ofiste apaçi dansı yapılacak kadar vasat cıstak şarkı dinleyenlerden nefret ediyorum... çalışıyoruz lan biz burda.

* Sabahlara kadar çalışmayı sevmiyorum. Ev hanımı olmak istiyorum.. Ev kızı :S

* Sivas Katliamı ile ilgili bi bok bilmezken iletilerine, yazılarına Srebrenitsa Katliamı ile ilgili bişiler yazan ikiyüzlü insanlara illet oluyorum.

* İnsanların sürekli başkalarının hayatlarına burunlarını sokmalarına anlam veremiyorum işiniz yok mu sizin??

* Bişiler yazarken sürekli typo yapan dikkatsizliğime anlam veremiyorum :(

* Ivana Sert'de aldatılmış... eeee?!

* Cümlelerinin sonun 'for your information' kısaltması olan 'fyi' (efvayay)'ı ekleyen insanların oracıkta gırtlaklarını deşmek istiyorum.

* Sevgilisini aldatan ve bunu çok normal bişimiş gibi gösteren insanları dipsiz kuyulara atmak istiyorum.

* Konsere-festivale müzik dinlemeye diiil piyasa yapmaya gelen insanlara çok acıyorum.

* Olmasını çok istediğim şeyler var, olmayınca deliriyorum... Yaz başıma vurdu sanırsam..

* En sevdiğim zamanında 10TL'ye almış olduğum gözlüğümü kırdım... yas tutuyorum..

* Adele-rolling in the deep şarkısına kaaaavır yapalım diyorum çocuklar olmaz diyoo nerde benim hattorihanzom :)

* Sevdiğim adam ülke dışına gitmesin, heeep benim yanımda kalsın dicek kadar 15 yaşındaki ergen hallerimi tokatlamak istiyorum.

* Haftalar önceki gribimden kalma iğrenç balgamlı öksürük sen ne ayaksın yaaauuuu??

* Bi zamanlar kraldan çok kralcı iken, krallarını ilk fırsatta satan insanları ıssız adaya atalım orada birbirlerini yesinler :)

* Eski iş yerimde bu ofis şöyle-bu ofis böyle diye vikvik eden herkesin 4-5 aylık bi sürede çil yavrusu gibi dağılmalarının anlamını çözemiyorum.

* Sürekli birileri arkamdan konuşuyo.. Beni bu kadar önemsedikleri için pampişlerimi öpüyorum.

* Çirkin kızlar, güzel kızları kıskanmak için harcadığınız enerjiyi gidin spor salonlarında harcayın..

* Anne, türkiyeye geldin diye her akşam telefonda konuşmak zorunda diiiiliz...!

* İçimden çataaaa diye kafasını kırmak istediiim ama suratına "tabiii haklısınız" demek zorunda olduuuum tüm üstlerime kafam girsin.

* Seni harbi çok seviyorum ama bunu söyleyemeyen ağzımın da taaaaa.....



- hayır ayın o malum zamanında değilim -

24 Haziran 2011 Cuma

kırmızı çizgi

Otorite mantığının en net simgesidir kırmızı çizgiler. Orada durmamız gerektiğini beynimizin içine dikte eder. Düşünmeyiz bile... O çizgi geçilmeyecek ya ardında dururuz. Peki ya çizginin ötesinde ne var?

Aslında çok bişi yok.. Geçtim çizgileri, aşmaya çalıştım önüme konan engelleri teeek tek.

Sonuç : Eee geçtinde noooldu?

Bi zaman geldi çizgileri geçmeye öyle korkar oldum ki, tıpkı diğerleri gibi bende saklandım. Kurallara uydum. Böylesi daha iyi olur dedim. Artık hayata farklı bakmak istemiyordum. Aynı olmayı istedim. Onu bile beceremedim. Ne lanet bi kişilik bulduysam bit pazarından uymuyor kimseye, alışamıyorum diğerlerine.

Gecenin bi yarısı kaçıyorum evinden, yatağından... Babanemden kalma elmas yüzüğü bile unutuyorum başucunda. Ertesi gün kaçışıma bahane bulmam gerekiyor yüzüğümü geri istemek için telefon açtığımda... Oysa gerçek çok basit... Huzursuzum. Huzursuzluk bi hastalık gibi kemiriyor varlığımı. Resmen kaşınmaya başlıyorum. Sanki küçücük bi kutuya kapatılmışım da nefes alamıyormuşum gibi çıldırıyorum.

Sarılmaya çalışıyorsun, karanlıkta el yordamıyla elimi arıyorsun. Tenin tenime değiyor. Bir bütün olmamız gerekirken bana orada gulyabaniler saldırıyor. Bu saçma sapan halime gülmeye başlıyorum. Sinirlerim bozuluyor resmen. Yine gerçeklerden kaçıyorum. Ağzımdan saçma sapan alakasız bi cümle dökülüyor, "burası çok sıcak gidip salonda yatıyım mi?" Cevap basit "Saçmalamaa..." Bazı şeyleri beynim algılamıyor, çözmeye çalışıyorum, düşünüyorum...

Acaip bi pozisyonda, hararetli bi şekilde sevişirken bile belimi iki büklüm ettirme pahasına beni öpmeye çalışmandaki amaç nedir? Neden bütün gece yanında uyumam gerekiyor? Neden birlikte uyumak zorundayız? Ayrı yatamazmıyız? Hatta hayvanlaşıyorum "işimiz bitti ben artık gitsem yaa...."

27 Mayıs 2011 Cuma

DND

Gözüme vuran güneş ışığı, leş izmarit kokusu içerisinde, kanalizasyon çukurundan beter kokan ağzımın irite edici hissiyle gözlerimi açmaya çalıştım. Yarı uyuyan yarı uyanık bedenime kirpiklerimi birbirinden ayrılamayacak hale getirmiş olan akşamdan kalma maskara kalıntıları yardımcı olmadı. Daha fazla uykuya ihtiyacım vardı. Güneş rahatsız ediciydi ve akşamki eğlencenin ertesi güne bıraktığı muhteşem hediyesi olan baş ağrısıyla henüz baş etmeye hazır değildim. Etrafta su bardağı arandım. Genelde yatmadan önce baş ucuma mutlaka dolu bir bardak bırakırdım. H2O delisi olarak nitelendirilmeme sebep olacak kadar fazla su tüketme potansiyelim vardı ve bir kaç dakika içerisinde gırtlağımdan aşağı damacanayı boşaltmazsam kriz geçirebilirdim. Beynim sus artık!

Henüz gün ve saat algısına kavuşabileceğim noktaya ulaşamamıştım. Neyse ki gözlerimi bile açmayarak mutfağın yolunu bulma süper gücüne sahiptim. Kafamda akşam dinlediğim şarkıların hepsi en yüksek desibelde çalmaya devam ediyordu. Yatağa geri döndüm. O arada birşey ayak tabanımı kesti sanki acıyor. Umrumda değil. Zemine çıplak ayak basmanın verdiği hissi seviyorum. Deniz kenarında yürümek gibi... Ayaklarım bu hobim nedeniyle bolca yaraya maruz kalmışlardır. Zaten o kadar güzel veya estetik ayaklara da sahip olmadığım için bu da umrumda değildi. Günün henüz umursamaların başlaması gereken saatlerine ulaşmadık. En azından ben kendi umursama saatlerime ulaşmadım.

Evden hızlı adımlarla kendini dışarı atmaya çalışan birileri içerde gürültü yapıyordu. Bense kendimi yatakta sağdan sola döndürebilecek kuvvete dahi sahip değildim. Kocaman yatağın hep aynı tarafında yatardım. Diğer tarafı hep boş olsada bi köşesine kıvrılırdım. Hep aynı köşe, hep aynı pozisyon... Bilmem belki de takıntılıyımdır...

18 Mayıs 2011 Çarşamba

why

içini açarsan birşey olmaz dediler
içini bi kere birine açarsan o seni kucaklar dediler
evet sarıldı bikaç kere...

biz asla olamayız dedim
nedenim vardı
nedenlerim vardı
öncelikle benim buz tutmuş kalbim vardı
buz kırıcılarıya deşilmiş yüreğim vardı
ben iyi değildim
sen iyi olmayan biriyle yapamazdın

şişelerce şarap bitirdik...
doymadık devam etmek istedim
gel benimle dedim
çooook çooooook uzaklara gidelim
biz olalım demek istedim
diyemem biliyorum.

uzak durmanı istedim durmadın evet
duramadın biliyorum
ama gelmedin de
gelemezdin
kovdum seni defol git dedim
ah sana ne kadar ihtiyacım olduğunu söyleyebilseydim keşke
ah içimi dökebilseydim bi kere
ama dedim yaa
ben kalpsiz olmak için eğitildim
şimdi sen istediğin kadar benim elimi tutmaya çalış
benim ellerim yok edilmiş
dokunmayı bile bilmiyorlar..

biz asla olamazdık..

9 Mayıs 2011 Pazartesi

u could be the 1

Come close and then even closer
We bring it in but we go no further
We're separate
Two ghosts in one mirror, no nearer

Later on if it turns to chaos, hurricane comin all around us
See the crack, pull it back from the window,
you stay low, say when

The Fray - Say When


Sevdiğiniz adamı unutun..
Aşık olduğunuz adamı boş geçin..
Ruh eşi denen insanla tanışırsanız ne yaparsınız?
Oturup günlerle birbirinizi tanımaya gerek yoktur
Tek bir an yeter bunu anlamaya..
Aynı ortamda girdiğiniz anda
Elektrik çarpmış gibi hissedersiniz..

5 Mayıs 2011 Perşembe

in a manner of speaking

Yoğun tempolarda seyreden iş hayatımdan dolayı mı? Yoksa artık gençlik ateşim yaş icabı yavaş yavaş sönmeye yüz tutmasından mı? Ya da halihazırda artık o kadar da ilginç-heyecanlı bi hayatımın olmamasından mı bilmem ama.. Neyse ki torunlarımın torunlarına bile anlatılacak gaaayet sarsıcı hikayeler biriktirmişim Livin on the Edge günlerimde.

Kendimi toparlayıp doğru düzgün bişeyler yazamıyorum. Oysa hep dediğim bi laf vardı 'yazmak benim sığınağım' -my sanctuary- Çünkü bişilerimi anlatabileceğim kimse yoktu etrafta. Zamanla bu anlatamama olgusu anlatabilecek insanlar girse de hayatıma anlatmamaya dönüştü zaten. Hayatı boyunca yüzmemiş bi insanı bi gün denize attığınızda yüzmesini bekleyemezsiniz değil mi? Bilmediği şeyden korkar-kaçar. Çok cesur olduğumu zannedenlere aslında korkağın teki olduğumu söylerim de gülerler. Bende gülmelerine gülerim..

Herneyse, gitmeler-gelmeler, yapmalar-bozmalar, doğrular-yanlışlar, başlangıçlar-bitişlerle dolu senelerin özetlerini defterlere, kağıtlara sığdırmaya çalıştım yıllarca. Yazarken çok da takip edilesi bi biçimde yazamadığımın farkındayım. Beynim fazla işliyor sözcükler-kelimeler fışkırtıyor. Hepsini birleştirmeye kalkınca cümleler karman çorman oluyor. Beynimi sakinleştirip yazmam gerekiyor bu nedenle. Fakat hayatım boyunca çok nadirdir beynimin sakinleşip de bedenime rahat vermesi..

Ordan girip buradan çıkıyorum işte.. Kimi zamanda kolaya kaçıyorum şarkı sözlerine sığınıyorum. O anki hislerimi yeniden yapılandırmak zor geliyor. Zaten var edilmiş olanı kopyalıyorum.

Pek paylaşımcı bi yapım da yoktur. Bu nedenle kimseye gidip de 'ben yazdım oku' diyememişimdir. Bi gün yapmak isterim bunu.. Doğru insana, doğru zamanda. Beni tanımak mı istiyosun git blogumu oku desem :) Korkar kaçar mı yazdıklarımdan. Ne yollardan geçmiş bu kız diye yargılar mı? Ben şu hayatta beni yargılamayan tek bi insanla tanışmadım henüz. Tanışırsam ona okuturum söz.

Geçenlerde bi arkadaşım şöyle demişti ''onun blogunda yazdıklarını okuyunca ona aşık oldum resmen''. Gerçekten insanlar birbirlerinin yazdıklarına aşık olabilir mi? Yazılarımızda yansıttığımız kadar gerçek, yalın ve savunmasız kişiliklerimiz de güzel midir?

21 Nisan 2011 Perşembe

musicians are my kryptonite

Müzikle az-çok içiçe-dışdışa bi insan olmamdan kaynaklı olarak müzikle ilgilenen insanları severim. Hani illa bi alet edevat çalması mühim değil. Müzikten anlasın yeterli. Hatta müzikten anlamayan bi insanla asslaaa birlikte olmam derken en uzun ilişkimi müzik zevki demetakalın-ebrudestan-asumankrause üçgeninden ibaret olan bi adamla yaşamış olmam beni ikiyüzlü yapabilir. Fakat aslında çok da yanlış bi hareket değil. Neden mi?

Müzik kültürü geniş olan insanların yavaş yavaaaş da olsa yaşadıkları bi eksen kayması vardır. Bakın film kültürü sahibi insanlarda bu olmaz. Müziğin damarı drugs-sex-rocknroll olgusunun üzerine inşa edilmiştir. Dikkat edin taptığımız bütün müzisyenler bunu ilke edinmiş haldedirler. Müziği sadece iyi bir dinleyici olarak benimsemiş olanlarda bu eksen kayması daha hafif boyuttadır. Şerefsiz değil de piç kurusu dolaylarında gezer, daha bi şirin gözükürler gözünüzü. Amma velakin müzikle uğraşan hele hele de geçimini bu yoldan sağlayan birine rastladıysanız.. Hemen yapmanız gerekeni söylüyorum; durun bi kaç adım geri atın ve hiç düşünmeden, ardınıza dahi bakmadan orayı terkedin.

Sahne olayının insanlar üzerinde acayip bi etkisi vardır. Teoman her gece başka bi hatunu nası götürüyor dersiniz. Yakından görüp-sohbet ettiğim için belirtiyorum... Bin tane şeyiniz olsa birini vermeyeceğiniz bi adama sahne ışıkları altında aşık oluyorsunuz. Sonra o da karşınıza geçtiği anda kendini bi rockstar edasıyla devleştiriyor. Lan bu herifte bişi var diyorsunuz. Hele hele eline gitarını alıp gözlerinizin içine baka baka şarkıları bir bir sıraladığında kendinizi prenses olmak üzere olan katemiddleton vari bişi zannetmeye başlarsınız..

Bu noktada tekrar başa dönerek, yapılacakları sıralayalım. Bırak o elindeki birayı çabuk terket ortamı. Çünkü hiçbir temele dayanmayan abartılı duygular hissetmeye başlayacaksın az sonra. Tamamen sahnenin ateşine odaklı mevzular bunlar.. Nerden mi biliyorum. Aynı şey benimde başıma geliyor. Normalde bi mekana gittiğimde 10 erkekten 2si yazıyorsa, sahneye çıktığımda 10 erkekten 8i birbirini parçalayacak hale geliyor. Ve ben adrianalima, meganfox falan değilim.

Bu konuda en tehlikeli cins, müzik yaparak geçimini sağlayan fakat albüm çıkarıp ünlü olabilecek kadar da yeteneğe sahip olmayandır. Çünkü belli bir başarıya ulaşmış olan rockstarların nispeten bi ego dengeleri vardır. Ha o ego da o kadar tavandadırki öyle herkesi beğenmez, 1-2 tanesini seçerler. Tamam bu noktada seçildiyseniz eğer hazzı yaşayın bi süre ama 10 dakika sonra üzerine atlamakta olan kızla samimiyeti ilerlettiğinde cinayet işleme motivasyonuna ulaşmak istemiyorsanız terkedin mekanı. Fakat başarıya ulaşamamış orada burada sürünmekte olan rockstarcıklardaki ego dengesizliği 'ben müzik yapıyorum, ben süperim' içgüdüsüyle doluuup taşaar. Bu kişicikler size çok açık ve net ben tekeşli olamam bebeğim cümlelerini kurarlar. Yedi cihana hükmetmiş padişah bile aşık olup tekeşli olmuşken, padişahtanda büyük rockstarcığımız size 2 gün gösterdiği ilgiyi 3. gün göstermediği anda külkedisine geri dönmüş sindrella misali yerlerde sürünmek istemiyorsanız uzak durun bunlardan.

Gidin arkadaşlarınızla eğlenin, müziğinizi dinleyin, için hatta sarhoş olun ama sahnedeki varlıklarla ilgilenmeyin.

25 Mart 2011 Cuma

kalpsiz

Yollardayım evsiz mutlumusun bensiz
Söyle bana sebepsiz biter mi aşk?

Yollardayım evsiz bin dertliyim sensiz
Söyle bana sebepsiz affeder mi aşk?


Badem&Ozlem Tekin-Kalpsiz


Daha önce söylememişimdir büyük ihtimalle ama arkadaşlarımla kurduğumuz ufak çapta bi müzik grubumuz var. Arada orada burada çıkıyoruz işte.. Ben solistim evet sesim fena sayılmaz :)
Bu akşam şarkıyı söylerken aklıma bişeyler geldi ama şimdi hatırlamıyorum.. Neyse güzel şarkıdır. İlginenler varsa nerelerde çıktığımızı söyleyebilirim dinlemeye gelirsiniz falan.. Gerçi bu tamamen kimliğimi ele vermek olur ama.. Olsun be :)

Sonuç olarak.. Aslında pek bi sonuç yok. Bana ''kalpsizsin'' dedi. İnanın çok farklı bişey söylemedi. Daha önce duymadığım bişey değil yani. Öyle miyim değil miyim bilmiyorum. Sadece normal insanlar bişey hissettiğinde peşine köpek gibi düşüyor ya ben onu yapmıyorum. Düşmüyorum hiç bişeyin peşine kaçıyorum sadece.. Bu çocukluğumdan beri en iyi öğrendiğim şeydi çünkü. Annem kalbi her kırıldığında kaçardı. Yer-şehir-ülke değiştirirdi. Bende nasibimi almışım işte belki de genetik. Ufak bi farkla ben kalbimin kırılmasını beklemiyorum kaçmak için. Hiç bir yerde fazla kalıcı olmamayı seçiyorum sadece. Seçim yapma hakkımı kullanıyorum sadece...

8 Mart 2011 Salı

volver

Gimme a ticket for an aeroplane,
Ain't got time to take a fast train..
Lonely days are gone, I'm a-goin' home,
'Cause my baby just a-wrote me a letter.

I don't care how much money I gotta spend,
Got to get back to my baby again
Lonely days are gone, I'm a-goin' home,
'Cause my baby just a-wrote me a letter.

Well, she wrote me a letter
Said she couldn't live without me no mo'
Listen mister can't you see I got to get back
To my baby once a-mo'--anyway...

Box Tops - the letter


Seni özlüyorum al tamam teslim oluyorum

SENİ SEVİYORUM..

İstediğin bu değilmiydi.. Yeterince acı çektiğime inandığım için sadece ilişkilerden kaçıyorum. Hepsi yettii.. diyorum. Ama sen uyurken sarılınca dayanamıyorum. Veya ''benim evimdesin misafirsin colayı ben getiricem'' dediğinde. O kadar iyi niyetli ki bi insan ancak bu kadar gerizekalıca saf olur derken... Kimse bana hayatım boyunca senin kadar iyi davranmadı anlıyormusun? Ben seni seviyorum demem ben ''kapa çeneni gerizekalı'' derim. Haklısın ''open relationship'' isteyen bendim. Sen kalmamı istedin. Ben kalmaya dayanamadığım için kaçtım kaçtım. Ama artık kaçmak istemiyorum. Seninle kalmak istiyorum. Bütün gece bana sarılmanı istiyorum...

İşleri bu kadar boktan hale getirdikten sonra nasıl geri dönülür bilmiyorum. Geri dönülebilir mi onu da bilmiyorum. Sadece canımı yakma. Canım yanmasın diye ördüğüm o kocaman duvarlarım vardı.. Sonra seni haketmediğin hiç bi suçunun olmadığı bişeye sürükledim. Haklısın yalan söyledim. Yalanlaaaarr söyledim. Yakalandım.

Delinin tekiyim ama deliliğimi sevdin itiraf et. Üzgünüm.. Pişmanım diyemem çünkü ben buyum. Ama eğer beni tüüüüm bu kusurlarıma rağmen hala sevmeyi kabul ediyorsan.....

3 Mart 2011 Perşembe

BLOGUMA DOKUNMAA!!

Hayatımın en güzel yıllarını hukuk fakültesine feda ettim. O sınavlara gireceğim diye günlerle uyumadığımı bilirim. Gerçekten inandığım birşeyler vardı içimde, artık hatırlamakta zorlanıyorum. Bugün mesleğim avukatlık.. Geçimimi hukuki danışmanlık yaparak kazanıyorum. Hukuka olan o büyük inancım da can çekişiyor.. Herşeyden öte ''hukukçu'' olduğuma inanırdım. Benim hukuk fakültesine başladığım günle bugün arasında bu ülkede çok şey değişti. Hukukun h'sini bilmeyen insanlar tarafından yönetiliyoruz. Ve artık kendi rahatımız için bir başkasının özgürlüğünü kısıtlamaya uğraşmaktan hiç çekinmiyoruz. Bunu devlet eliyle youtube için yaptıklarında faşizm dedik. Peki şimdi digiturk meselesine ne diyelim. Kimsenin ''kişilik haklarıma'' bu şekilde saldırmasını kabul etmiyorum. Kimsenin ''özgürlüğüme'' karşı açtığı bu savaşı kazanmasına da izin vermek istemiyorum.

Hani küçükken ders almamızı sağlamak için anlatılan hikayeler vardı yaa. Pireden yorgan yakmak falan içerikli. Evde fare varsa gider fareyi bulur, yakalar, öldürürsün. Fare var içinde diye tüm evi yakıp yıkmazsın dimi gerizekalılar. Git maç yayını yapan blogları kapat anlayalım. Bizim naçizane yazılarımızdan ne istiyorsunuz? Sen kendi telif hakkınla ilgili oraya buraya saldıracaksın diye benim yazılarımın hakkı ne olacak?! Bir insanın hakkının sınırını diğer insanın hakkı çizer... (bilmeyenler için bilgi notu)

Şimdi napalım digiturk dekoderlerimizi geri mi versek hep beraber? Bi tane üye kazanmak için havada 38 takla attıklarına göre. Topluca ''dekoderini camdan aşağı at'' kampanyası yapabiliriz. Veyaa IP adres değiştirmece olsun tunnellar olsun bloglarımıza giriş yaparak sürekli maç görüntüleri yükleyelim ;) iyice delirsinler

Bu fikirler kulağa hoş gelse de sonuç olarak doğru düzgün bi çözüm bulmak gerekiyor :) bütün gün deri koltuklarınızda kaba etinizi yaya yaya oturacağınıza doğru düzgün bi yasa yapın. Hadi bebişim gerekli çoğunluğa sahip olduğunu da biliyoruz. Cumhurbaşkanı da adamın zaten bi gecede onaylar... Ama tabi böylesi işinize geliyor değil mi? Sesimizi yok etmek... Zaten felsefe hiç değişmiyor ''ananı da al git''den ''blogunu da al git'' aşamasına geçtik sadece değil mi? Hiçbir şey değişmiyor medeniyetten gittikçe daha da uzaklaşıyoruz.

28 Şubat 2011 Pazartesi

delirmeden önceki son çıkış

Bazen hayat kontrol edilemez derecede kötü gider ya hani.. Ve yapacak fazla bişi yoktur. Elden ne gelir? Oturup derin bi nefes almak bile zordur. Artık eskisi kadar çok yazmıyorum çünkü hayat üzerinde durup düşünemeyeceğim kadar hızlı akıp gidiyor.. Yeni gelenler hep gitmiş olanları aratıyor.. Bazı gitmiş olanlar asla bi daha geri dönmüyor. Geri geldikleri zannedilen her an sadece bir kandırmacadan ibaret.. Artık o kişiye ait o zaman dilimi çoktan geçmiş, bitmiş, harcanmış oluyor. Cümleler o eski anlamlarını yitirmiş ve yokluk tükenmez bi ateş gibi önüne çıkan herşeyi yakıp küle çeviriyor..

Benim yalnızlığım ve zavallı acılarım benliğimi yok ederken durup düşünemiyorum bile. Yaşamıyorum hatta.. Öylece insanların hayatından gelip geçiyorum işte.. Varlığım birşey katmıyor, yokluğum hiçbir şey ifade etmiyor.. Hepimiz yolumuza bir şekilde devam ediyoruz.. Hayat durup bekleyecek değil ya. Masumiyet, aşk, hayal, umut... hepsi bitmiş tükenmiş hikayelerin gerisinde kaldı. Ben kalpsiz, ruhsuz, huzursuz.. Ben hep yabancı.



musiki - lady antebellum need you now

5 Şubat 2011 Cumartesi

yapboz

Çok iyi betimleme yaptığımı söylemişti birisi.. Olay yerini resmen yaşatıyormuşum evet. Cinayet mahalini cinayeti hissettirerek anlatmak.. Belkide kendim bizzat işlemişim gibi.. Bazen hep oradayım. Varlığımı tamamıyla ortalara sererim. Bazen varla yok arasıyım işte.. Gel dersen gelirim evet ama sabah kolunu yatağın sağ tarafına attığında boş yastığı bulabilirsin.. Arada delirebilirim ama geçer don't panic!!

Dünyanın her yerinde yaşayabilecekken neden burası diye sordu?
Niye burası?



öneri: Aerosmith - Crazy

2 Şubat 2011 Çarşamba

just this

Hayatım boyunca yazdım ben... Defterler dolusu yazdım... Bi nebze de olsa 80'ler çocuğu olmamızdan kaynaklı olarak geç tanıştık bilgisayarlarla. Belki bu yüzdendir hiç bilgisayarda günlük tutmadım. Blog dışında bilgisayarda yazı yazmadım. Yazdıklarımı silmem, değiştirmem... Sanki kağıda yazınca silme hakkından sonsuza dek vazgeçmiştim gibi. Sayfayı yırtıp atabilirdim evet ama kenarındaki tırtıklardan belli olurdu orada bi küçük hile yapmış olduğum. Neysee..

Ergenlik dönemimde aptal plastik kilitleri vardı günlüklerimin. Çoğu hediye gelmiş kalpli, çiçekli, böcekli kız çocuğu günlükleri işte. Bana kalsa herhangi bir defter parçası da olurdu, yazmak için pembe kokulu kağıtlar gereksizdi. Önemli olan görüntü değil içerik ya. (Yüksek bütçeli hatta şu aralar 3D muhabbetinin döndüğü Hollywood filmlerinden nefret etme sebebim. Hayır abi Avatar müthiş değil!!) Neyse konuyu dağıtmadan.... Aslında dağılması normal çünkü şu aralar pek ne yazacağımı bilemiyorum. Korkunç bi dönem. Neysee..

Bu bloga 2 seneden fazladır yazıyormuşum (evet yeni farkettim ne var). Zaman çok çabuk geçiyo... Bomboş bi dönemdi hayatımda. Ne yapmak istediğime karar vermeye çalışıyordum. Aslında önemli olan ne yapmak istediğim değildi de, hayatımla ilgili mantıklı kararlar almaya çalışıyordum işte. O zamanlar sayımız gerçekten çok azdı. Dönüp dolaşıp aynı bloglarda alırdık soluğu. (Ah bizim zamanımızdaki bayramlar demeyeceğim...) Neysee..

Tekrar dönüp okudukça ne kadar karışık yazdığımı farkettim. Bazı olayları ve kişileri ben bile anlamadım ilk okuduğum anda. Sonra çaktım. Bazı yazıları okuyunca "bunu ben mi yazdım lan yok artık gidip kitap da yazıyim bari elim değmişken" dedim. (Dedim evet ne var?!) Bazı yazılarda da kendimi "spastik", "embesil" ha bideee "utanmaz-arlanmaz" ilan ettim :) Neysee..

Şu aralar hayatıma bakacak olursak eğer... İş aynı yoğunlukta devam ediyor. Ofiste yattığım geceler bilirim. Hayatımın aşkı dünyayı ele geçirme planlarından vazgeçip ülkeye kesin dönüş yaptı. 1.5 sene sonra ilk kez görüşüp tekila içtik. Belimden kavradı beni kendine doğru çekti ama öpmedi bile. Belkide artık beni öpmek istemiyordur. Ya da hatta beni sevmiyordur... Neyseee..




Not 1: Hayatımın aşkı beni kolumdan tutup Tron filmine götürdü. Başkası götürse hayatta 3D filme gitmezdim de hayatımın aşkı işte naparsın... Spoiler vermeden anlatmak gerekirse filmin başlarında karakterimiz babasının eski atari salonuna gidince....... (80'ler o 'yeah atari salonları falan) şalterleri kaldırıncaaa...... Jukebox'ta JOURNEY-SEPERATE WAYS çalmaya başlıyor!!! Nası hoşuma gittiii, ne zamandır da dinlememişim özlemişim falan :) adamı o an öpesim geldi iyiki Tron'a geldik falan yuppiii modlarındayım ama o beni öpmedi. Koltuklarımızın aramızdaki ortak koluna aynı anda kollarımızı bile koymadık. Kolu koluma değmedi hani. Ulan 14 yaşımdayken bile cinsel olarak şu andakinden daha aktiftim allahın belası.

Not 2: Müzikal bi nottan sonra okumalık bi not; PATTI SMITH-JUST KIDS kitabı müthiş-müthiş-müthiş. Türkçeye de çevrilmiş. Çeviri olarak okumak isterseniz de ismi ÇOLUK ÇOCUK. Kitabı çok fazla anlatmak istemiyorum, kendiniz hayal edin-yaşayın-tadın diye. Ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki şu 3D filmlerden bi bok olmaz.

Haydi dostlar öperim... Kalın sağlıcakla!

4 Ocak 2011 Salı

imdat

Gözlerimi kapadım önce yaparım sandım. Öyle çok aldatmak istedim ki seni... Acı çekmeni istedim işte, artık senin malın değilim hissini vermek ve biliyormusun yapamadım. Gözlerimi açtım iğrendim... üzerimdekileri çıkarmaya çalışan adamla boğuştum. Kalktım gecenin bi yarısı kaçarak uzaklaşmak istedim kapıyı kilitledi. Şimdi sıçtım dedim içimden. Herif ya sikecek ya sikecek... Karşı koyarsam ekmek bıçağıyla lime lime doğrayacak...


Kafasında bişiler kırdım hatırlamıyorum. Etraf kan içinde. Kaç Lia Kaç...