Pek saygıdeğer okuyucu,
"Gözümün içine ettin" şeklindeki çemkirişlerinize son vermek adına blogdaki siyah-mor saçmalığına bir son verdim. Vermeye çalıştım diyeyim bari ben iş yerlerindeki IT'lerin arkadaşlarına anlattıkları "salak kıza bak kabloyu takmamış hem de internete bağlanmıyoooooğğ diyo" hikayelerindeki baş karakterim. Başka bi şablon seçtim ama içimdeki izmirli aşifte de hiç bi şekilde düz birşey seçmeme izin vermiyor. Millet basit basit websiteleriyle köşeyi dönüyor ya ben yüzyılın icadını yapsam orasına burasına bişi sokuşturmaktan insanları siteden soğuturdum kesin.
Bi ara hayatımda bilgisayar programcısı bir adam vardı. Evet maalesef anlattıkları kadar kendilerine güvensiz oluyorlar. Sürekli "senin gibi biri nasıl benimle birlikte olur?" kafaları yaşadıkları için ne size ne de kendilerine rahat veriyorlar... Yılları 31 çekmekle geçtiği için hakkaten sekse açlar ve pornonun allahını izlemiş oldukları için de harbi ufkunuzu genişletiyorlar. Ayrıca 24 saat teknik destek bedava ;)
Taa ki sevgilisi oluncaya kadar. Yine benim yanımda "bi git yeeaa" modunda olan beyfendilerin başkasının sevgilisi olunca aşkito, bebişko, canaaaaammm tarzına bürünmelerinin bir örneğini yaşıyoruz. Sorun bende taaam kes.
Bazen insanlara ağır geliyorum, olabilir. Ama be koçum ilk gittiğiniz hatunda da kişilik değişimine girmenin manası yok be. Hep erkeklere yüklenecek değilim. Kadınlar da asabımı bozuyor bu aralar. 3 gün öncesine kadar yediğin içtiğin, her haltını bildiğin hatun bir anda sevgili yapıyor (da sanki prens williamlan evlenecek) ve değil sen, kendisinden eser kalmıyor. Wuhuuu diye cırtlak cırtlak bağırıp vodkayı, tekilayı fondipleyen hatun gidiyor yerine yufka açan, dolma saran bi mahinur teyze geliyor. Ben anlamıyorum ama elbet bi nedeni vardır. Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçiyordu değil mi? Sen hep yanlış yerlerinden geçirdin be Liacan!
my sanctuary
hep gitmek isteyipte gidemediğim o yere, hep olmak isteyipte olamadığım o kişiye..
6 Ocak 2012 Cuma
WFL
“ It’s like you’re screaming, and no one can hear. You almost feel ashamed that someone could be that important, that without them you feel like nothing. No one will ever understand how much it hurts. You feel hopeless, like nothing can save you. And when it’s over and it’s gone, you almost wish that you could have all that bad stuff back, so that you could have the good. ”
Rihanna - We Found Love şarkısının girişinde ünlü ingiliz model Agyness Deyn tarafından seslendirilen kısım.. İlgimi çekti belki sizin de çeker.....
Rihanna - We Found Love şarkısının girişinde ünlü ingiliz model Agyness Deyn tarafından seslendirilen kısım.. İlgimi çekti belki sizin de çeker.....
27 Aralık 2011 Salı
yavaş, ağır ama sakin
Korkmaktan
başlasak mesela
Ben korkarım
Çok şeyden
korkarım
Sadece gecenin bi
yarısı fütursuzca sokaklarda dolanabildiğim için çok cesur sanma beni....
Korktuğumda bana
sarılabilirsin.
Sana ihtiyacım
olabilir...
Çok kere, çoğu
kere...
Birine
sarılmaktan da korkarım aslında
İnsanlara en çok
sarılmak istediğim anlar
Onların
hayatımdan yok oluşlarıyla aynı zamana denk gelmiştir hep...
Güçlü görmek
isterler ya beni
Ya da ben hep
güçlüyümdür ya
Başıma ne gelirse
gelsin
Köprüden geçerken
suya bakarım boş boş
Dinmek için,
dinlenmek için.
Aklımdan dahi
geçmez o arabayı durdurup o soğuk metal tellere tutunup
Ardından
ayaklarımı yerden kesip atlamak.
Su güzeldir.
Olağandır,
sakindir...
Dinginleşirim bi
an
İşte o an sarıl
bana
Savunma
mekanizmam kalmamıştır çünkü o küçük anda
Uzaklaşma sırf ben
kavranamam diye
Soğuk suyu sevmem
Batmaya
başladığımdan beri de yüzmeyi unuttum sayılır zaten
Elimi tut, ufağım
ya
Ayağım çabucak
yerden kesilecektir
Ayağımın bastığı
yere geri dönmek için çırpınacağımdır da büyük ihtimalle
Eğer benimle
devam edebileceksen açıklara çek beni
Yok ama eğer bu
an son anımızsa
Bırak kıyıya
çıkayım
Cesedimi sahilden
sabah koşusu yapan birileri bulmasın
Toplayıp
atmasınlar belediyenin çöplüğüne
Sadece elimi tut
Bileklerine
bağlanmış bir taş parçası misali seni dibe çekmek istemem
Ama bazen benim
bile yardıma ihtiyacım olabilir
Hem neden olmasın
ki
Bende etten,
kemiktenim...
Çelikten
yapılmadım.
Zaten suyun
kaldırma kuvveti yok muydu
Beni tutmak o
kadar ağır gelmeyecektir bu sefer sana
Musiki: Florence
& The Machines – Heavy in your arms
8 Aralık 2011 Perşembe
Özgür İnternet
İnternetimize sansür getirilecek diye herkesin ödü koptu değil mi? Hatta taksimde yürüyüşler yaptık, sosyal medya sitelerinde isyanlar çıkardık... Haa o yasaya ne olduğunu merak ediyorsanız genel internet kullanıcısına dokunulmayacak yalnızca çocuk profili ve aile profili diye yeni iki dalga yapacaklar isteyen kısıtlama alsın ama hangi sitelerin kısıtlanmasını istiyorsa da kendi seçsin şeklinde. Evet avukatım :) toplumu her daim bilinçlendirmek lazım... Çünkü birileri bizi çok fena uyutmak istiyor.
Bu klasik yazılarıma benzemeyecek bi yazı... Yine blogu ihmal ettiğimin farkındayım ama bilmemle & bilmemle olan türkiyenin en iyi hukuk bürolarından birindeki mesleğimi devam ettirmek adına evde değil ofiste yatmaya başlamıştım. Müvekkiline de... Sorusuna da.... Danışmanlığına daaa...... Her gün ağzımdan en az 123985190 kere "sikicem", "sikerler", "siktir", "siktim" ile çalışmak zormuş evet. Patronumun karşısına geçip vikvikleyemediğim her bi lafı twitter sayfama yazmıştım. (Evet twitter sayfam publicti)
Şu anda detaylarını burada vermek istemediğim ölçüde, insanlık dışı davranışlara maruz kalmıştım ve bi noktada patladım. Bu bir kendimi savunma yazısından çok kendi kendimle hesaplaşmaktan ibarettir. Yapmış olduğum şeyin çok doğru veya çok yanlış olduğunu savunmayacağım buna gerek yok çünkü. Sadece bir avukat olarak türkiyenin önde gelen avukatlarından biri olan patronum tarafından kendi özel twitter sayfamda yazdıklarım için işten kovuldum....
Bu noktada insan bi kaç saniye durup düşünüyor... Aylarca katlandıklarını, uykusuzluklarını, saatlerle aynı şey üzerinde çalıştığı her günü.... Arkadaşlarına ayıramadığı vakitleri, gidemediği tatilleri, göremediği ailesini, yakınlaşamadığı sevgilisini.... Çünkü hiçbirine vaktim yoktu anlıyor musun değerli okuyucu? Her dakika yanlış birşey yapmamak adına savaş veriyordum. O ofisin kapısından içeri girdiğimiz anda tek önemli şeyin işimiz olduğu daha ilk günden beynimize işlenmişti çünkü.
Bu işin doğrusu yanlışı nedir bilemem ama ben bu ülkede daha özgür bir vatandaş, çalışan, kadın, insan olmak istiyorum. İtirazım var hakim bey.....
p.s. millet twitter'a yazdıklarıyla ünlü olur kitap yazar biz işten atılırız ben böyle talihin varyaaa taaaa........
27 Ekim 2011 Perşembe
Hayaletler
Hepimizin hayatında hayaletler vardır geçmişten kalma
Kendimizin karışık dönemlerinde ortaya çıkarlar
Bi süre hayatımızda var olurlar evet ama kısa sürede yok olmaya yüz tutarlar
Çünkü o sırada bizim hayatımızda onlara yer açacak zaman yoktur...
En son geçen seneydi. Acı ve karmaşa içinde sürünen zavallı ruhumu adamın birinin 2 gramlık ilgisine harcamayı göze almıştım. Ben zaten kimseyi sevemem derken, arabanın kapısını bana açan bu adamın iyiliği karşısında başım dönmüştü... Böyle bişey benim başıma kolay kolay gelmez derdim... O kadar çabuk soğuyan bedenimin bir anda bu karşı bedene olan ihtiyacını görmezden gelmeye çalıştım. Başaramadım...
Bağlanmak istedim. Ne bileyim işte benim olsun istedim. En basit insani içgüdümdü belki de... Ama o benim yalnızca kendi bildiğini okuyan kişiliğime daha fazla dayanamadı. Onun olmamı istemedi...
Hata bendeydi belki de, küstah egomu kıramadım bir türlü. Onun üstünlüğünü kabul edemedim işte... Ben boyun eğmem, özgürüm, bağlanmam ya... Bu da ne zaman moda oldu anlamıyorum. Sevmek değil sevmemek sikip atmak yeni trend (!) Aferim hepimiz yalnız öleceğiz. Gerçekten de bu neslin 50 sene sonra karşıdan karşıya geçerken birbirlerinin elini tutan yaşlılara dönüşeceklerine inancım sıfır (böyle bi karamsarım evet).
Ben "bu akşam gelicek misin?" sorularının peşindeyken hala, zatıhal burnumun dibinde başkasıyla birlikte olmaya başladı. Ben seçimini sorgulamadım, o da açıklama yapma gereğini duymadı zaten. Aslında içine kadar giren insanın sana ne kadar uzak olduğunun en açık ve net kanıtıydı işte. İnsanları kendime yaklaştırmadığın zaman onların bana yabancı kalmasına çanak tutuyormuşum resmen.
Çok sinirlendim evet. Klasik "neden o" sorgulamalarından sıyrıldığımda aslında sinirimin sadece oyuncağımın elimden alınmasından ibaret olduğunu farkettim. Kaprisliyimdir de... Ama sinirlendirildiğim daha doğrusu elimdeki oyuncağın elinden alındığını hissettiğim anda hayatınız boyunca karşılaşmak istemediğiniz bir düşmana dönüşüveririm. Sinsi, hesapçı, arkadan vuran, bildiğin götün teki olurum işte.... Ne mi yaptım kapıları çarpıp, küfredip, odama kapanıp müzik dinleyen ergen triplerine girmeyerek Brezilya dizilerinden beter komplolar kuran hayatı onlara zehir zindan etmek için dört bir koldan saldıran bir canavarın ta kendisi oldum. Elime geçen her silahı atom bombasına dönüştürdüm. Yıkımlarım büyük oldu evet. Ayrıldıklarında mutlu oldum ama zafer kazanmadığımın farkındaydım. Geçenlerde alakasız tesadüfler sonucunda aynı ortamda karşılaştığımızda konuştuk beyfendiyle... Tabii artık o sinirden, düşmanlıktan eser kalmamıştı. Çok uzun zaman geçmişti ve içim onu çoktan öğütmüştü. Hatta eminim ki o dönemde böyle saçma Kazanova hamlelerine girişmeseydi hiç bir zaman da umrumda olmayacaktı...
Sonuç merak edersiniz şimdi... Hikayedeki kötü kalpli cadı (bendeniz) ve Kazanova Sülüman (harem mi kurucan zannettin lan şerefsiz benzetmesi) yalnızız ve belki de sırf bu tarzda insanlar olduğumuz için de yalnızlığa mahkumuz ama bizim tüm bu iç hesaplaşmalarımızla dolu oyunlarımızın arasında kaynayan giden hatun evlenmek üzereymiş.....
Gökten 3 elma düşmüş, biri benim kafamdan sekmiş, öteki onun götüne girmiş, üçüncü de yanmış, bitmiş, kül olmuş... Elma demişken r.i.p. Steevie :(
Kendimizin karışık dönemlerinde ortaya çıkarlar
Bi süre hayatımızda var olurlar evet ama kısa sürede yok olmaya yüz tutarlar
Çünkü o sırada bizim hayatımızda onlara yer açacak zaman yoktur...
En son geçen seneydi. Acı ve karmaşa içinde sürünen zavallı ruhumu adamın birinin 2 gramlık ilgisine harcamayı göze almıştım. Ben zaten kimseyi sevemem derken, arabanın kapısını bana açan bu adamın iyiliği karşısında başım dönmüştü... Böyle bişey benim başıma kolay kolay gelmez derdim... O kadar çabuk soğuyan bedenimin bir anda bu karşı bedene olan ihtiyacını görmezden gelmeye çalıştım. Başaramadım...
Bağlanmak istedim. Ne bileyim işte benim olsun istedim. En basit insani içgüdümdü belki de... Ama o benim yalnızca kendi bildiğini okuyan kişiliğime daha fazla dayanamadı. Onun olmamı istemedi...
Hata bendeydi belki de, küstah egomu kıramadım bir türlü. Onun üstünlüğünü kabul edemedim işte... Ben boyun eğmem, özgürüm, bağlanmam ya... Bu da ne zaman moda oldu anlamıyorum. Sevmek değil sevmemek sikip atmak yeni trend (!) Aferim hepimiz yalnız öleceğiz. Gerçekten de bu neslin 50 sene sonra karşıdan karşıya geçerken birbirlerinin elini tutan yaşlılara dönüşeceklerine inancım sıfır (böyle bi karamsarım evet).
Ben "bu akşam gelicek misin?" sorularının peşindeyken hala, zatıhal burnumun dibinde başkasıyla birlikte olmaya başladı. Ben seçimini sorgulamadım, o da açıklama yapma gereğini duymadı zaten. Aslında içine kadar giren insanın sana ne kadar uzak olduğunun en açık ve net kanıtıydı işte. İnsanları kendime yaklaştırmadığın zaman onların bana yabancı kalmasına çanak tutuyormuşum resmen.
Çok sinirlendim evet. Klasik "neden o" sorgulamalarından sıyrıldığımda aslında sinirimin sadece oyuncağımın elimden alınmasından ibaret olduğunu farkettim. Kaprisliyimdir de... Ama sinirlendirildiğim daha doğrusu elimdeki oyuncağın elinden alındığını hissettiğim anda hayatınız boyunca karşılaşmak istemediğiniz bir düşmana dönüşüveririm. Sinsi, hesapçı, arkadan vuran, bildiğin götün teki olurum işte.... Ne mi yaptım kapıları çarpıp, küfredip, odama kapanıp müzik dinleyen ergen triplerine girmeyerek Brezilya dizilerinden beter komplolar kuran hayatı onlara zehir zindan etmek için dört bir koldan saldıran bir canavarın ta kendisi oldum. Elime geçen her silahı atom bombasına dönüştürdüm. Yıkımlarım büyük oldu evet. Ayrıldıklarında mutlu oldum ama zafer kazanmadığımın farkındaydım. Geçenlerde alakasız tesadüfler sonucunda aynı ortamda karşılaştığımızda konuştuk beyfendiyle... Tabii artık o sinirden, düşmanlıktan eser kalmamıştı. Çok uzun zaman geçmişti ve içim onu çoktan öğütmüştü. Hatta eminim ki o dönemde böyle saçma Kazanova hamlelerine girişmeseydi hiç bir zaman da umrumda olmayacaktı...
Sonuç merak edersiniz şimdi... Hikayedeki kötü kalpli cadı (bendeniz) ve Kazanova Sülüman (harem mi kurucan zannettin lan şerefsiz benzetmesi) yalnızız ve belki de sırf bu tarzda insanlar olduğumuz için de yalnızlığa mahkumuz ama bizim tüm bu iç hesaplaşmalarımızla dolu oyunlarımızın arasında kaynayan giden hatun evlenmek üzereymiş.....
Gökten 3 elma düşmüş, biri benim kafamdan sekmiş, öteki onun götüne girmiş, üçüncü de yanmış, bitmiş, kül olmuş... Elma demişken r.i.p. Steevie :(
17 Ekim 2011 Pazartesi
kış güneşi ve klasik pazartesi depresyonları
Senenin o dönemine geldik sanırım...
Soğuk, kara, iğrenç, kaygan, kasvetli kış günleri
Yaz doğumlu ve İzmirli olmamdan kaynaklı olarak kış mevsimi ile aramdaki nefret ilişkisini tahmin etmeniz pek zor olmasa gerek...
Bir gecede yapılan mevsim değişikliği sonucunda
(Doğa ana menapozda sanırsam bir terliyor, bir üşüyor)
Yatak döşek hasta oldum
Ama tabi daha senenin başından "hasta olmayın, oldurmayın" emrini veren patron dolayısıyla ofisteyim.
Sürüne sürüne çalışırım malum iş lazım, para lazım şu hayatta
Sigaraya zam, alkole zam....
Ne yazıkki bu iki kalem benim ekmekten daha çok tükettiğim şeyler.
Annemden gelen "nerede üşüttün?" şeklindeki yüz puanlık uzman sorusuna
"Bilmiyorum" diye cevap verdim ama aslında biliyorum
Yani sanırım, emin değilim ama büyük ihtimalle
Cuma akşamı strip poker oynarken üşütmüş olmalıyım çünkü cumartesi kalktığımda,
Ciğerlerim yerinde yoktu solunum yollarım ulaşıma kapalıydı....
En kötüsü de gırtlağımdan geçmeyen şeyler
Yemek, sigara, su...
Tek isteğim yatıp uyumak ama full konsantrasyonla çalışmak gerek
Çok çalışmak gerek
Çalış lan köle (kırbaç efekti)
Aslında tüm bunlardan çıkarmam gereken ders
Artık çılgın hayatımı bünyem kaldırmıyor
Tek beden ve bir ruhla
Beş farklı hayat yaşattığım bünyem isyan ediyor....
Ona da acıyorum ama iş dışında bir bok yapmayan o insanlara dönüşmeyi de
Kendime yediremiyorum....
Ben bu dik kafamla daha çok hastalanırım biliyorum.
Zaten başıma ne geliyosa 90 derecelik dik açıdan beter kafamdan geliyor...
Hep derdim ben 50 yaşında bile çok kuuul ve deli olucam diye
Bok olurmuşum.
25imde pes ettim ey ahali...
Haydi şimdi hepimiz bizi mutsuz eden işlerimizde ay sonunu getirmek için çalışmaya devam edelim...
Soğuk, kara, iğrenç, kaygan, kasvetli kış günleri
Yaz doğumlu ve İzmirli olmamdan kaynaklı olarak kış mevsimi ile aramdaki nefret ilişkisini tahmin etmeniz pek zor olmasa gerek...
Bir gecede yapılan mevsim değişikliği sonucunda
(Doğa ana menapozda sanırsam bir terliyor, bir üşüyor)
Yatak döşek hasta oldum
Ama tabi daha senenin başından "hasta olmayın, oldurmayın" emrini veren patron dolayısıyla ofisteyim.
Sürüne sürüne çalışırım malum iş lazım, para lazım şu hayatta
Sigaraya zam, alkole zam....
Ne yazıkki bu iki kalem benim ekmekten daha çok tükettiğim şeyler.
Annemden gelen "nerede üşüttün?" şeklindeki yüz puanlık uzman sorusuna
"Bilmiyorum" diye cevap verdim ama aslında biliyorum
Yani sanırım, emin değilim ama büyük ihtimalle
Cuma akşamı strip poker oynarken üşütmüş olmalıyım çünkü cumartesi kalktığımda,
Ciğerlerim yerinde yoktu solunum yollarım ulaşıma kapalıydı....
En kötüsü de gırtlağımdan geçmeyen şeyler
Yemek, sigara, su...
Tek isteğim yatıp uyumak ama full konsantrasyonla çalışmak gerek
Çok çalışmak gerek
Çalış lan köle (kırbaç efekti)
Aslında tüm bunlardan çıkarmam gereken ders
Artık çılgın hayatımı bünyem kaldırmıyor
Tek beden ve bir ruhla
Beş farklı hayat yaşattığım bünyem isyan ediyor....
Ona da acıyorum ama iş dışında bir bok yapmayan o insanlara dönüşmeyi de
Kendime yediremiyorum....
Ben bu dik kafamla daha çok hastalanırım biliyorum.
Zaten başıma ne geliyosa 90 derecelik dik açıdan beter kafamdan geliyor...
Hep derdim ben 50 yaşında bile çok kuuul ve deli olucam diye
Bok olurmuşum.
25imde pes ettim ey ahali...
Haydi şimdi hepimiz bizi mutsuz eden işlerimizde ay sonunu getirmek için çalışmaya devam edelim...
19 Eylül 2011 Pazartesi
Karma çok kaşarsın bebeğim :)
Sevgili günlük,
Evet cidden tam sevgili günlük tadında bir yazı geliyor, Lia'nın ergenliğine döneceğiz az sonra "please fasten your seatbelts and treytable'larınızı da kaldırıverin işte." Ben hostes olsam kesin hepiniz ölürdünüz herhalde ama merak etmeyin olmadım, zaten sanırım boyum da yetmiyor :) tehlike geçti......
Yine kendimi bilmez bi şekilde, kalabalık arkadaş grubuyla birlikte asmalıda bi mekanda kendimi dağıtıyorum. İnanılmaz birşey ama hayatımda tüm şımarıklıklarımı çeken, benim kadar manyak ve bencil bi insana gıkını çıkarmadan katlanan çok peygamber vari insanlar var. İyiki de varlar... Ama tabi bu durum her zaman böyle değildi. Örneğin erkenlik yıllarımda (let the game begin :)) çok yalnızdım ben. Bi kere zaten dış görünüş açısından buna resmen zorlamış olabilirim insanları. Sürekli simsiyah kıyafetler, kabarık dalgalı saçlarımı kendim kesmeler, aynı makasla vücudumun değişik yerlerinde iz bırakmalar, küfür, umursamazlık, dağınıklık, dış dünyadan tam anlamıyla kopuk bi okul hayatı... Arkadaşlarımın çoğu okul dışından insanlardı kafam neyi isterse, canım ne çekerse onun peşine giderdim. Hiç tanımadığım insanların evinde yatıp kalkmaya 13 yaşımda falan başlamış olduğumu düşünüyorum. 15 yaşımda uyuşturucu bağımlısı/baterist sevgilim vardı. Çok rohçuydum ya kot pantolonuma zincir bile takardım (hell yeahhh!!)
Okulumuzun popüler her daim buram buram parfüm kokan, saçları her allahın günü düzgün, bol makyajlı, etekleri kısacık kızlarının benden korkmakta haklı olduklarını düşünüyorum. Popüler oğlanlarda dalga geçerlerdi benimle.. Vücudumdan tutun, kıyafetlerime, saçımdan, kendimi bi türlü açıklamaya kasmadığım için ağzımdan çıkan her cümleyle alay ederlerdi. Spor salonunun arka tarafında öpüştüğüm her herif okul servislerinde millete benimle yattıklarını ilan ederlerdi. Oysaki küçük kemikli vücuduma aykırıcasına hareket etmiş ve çok erken yaşta kocaman olmuş göğüslerimden ve yine orantısız büyük olduğunu düşündüğüm kalçamdan dolayı vücudumdan nefret ettiğim yıllardan söz ediyoruz... Bi erkeğin karşısında soyunabilme cesaretini reşit olduktan çok sonra gösterebildim ve o zaman zayıf ama kıvrımlı olmanın çok güzel bişey olduğunu kavradım. Artık vücuduma tapacak kadar özgüven sahibiyim. Gariptir ki bu kadar acımasız bi ergenlikten sonra hala inanılmaz bi özgüven sahibiyim. Bi yerlere girdiğimde benden nefret edeceğiniz kadar aşırı hareketlerimle ilgi çekmeyi umursamayacak kadar.....
O dalga geçen erkeklerin en kötüsünü hatırladım geçen gece. Daha doğrusu sıra beklerken arkamızda salak saçma konuşan sarhoş bi herife dönüp bakınca onunla burun buruna geldim. İnanılmaz ama hiç değişmemişti. Hala aynı 'hırbo', hala aynı 'öküzdü'... Normalde insanlar eski bi okul arkadaşıyla yıllar sonra karşılaşınca hafif de olsa bi gülümsemeyle selam verir ya... Ben o benden korkan popüler kızlara öyle yapabiliyorum mesela. Geçmişle uzun zaman önce hesaplaştım çünkü... Aptal amerikan filmlerinde dedikleri gibi "lise sizin hayatınızın geri kalanını belirleyen yer değil, sizsiniz..." Şimdi hepsinden kariyer, hayat, eğitim, insan ilişkileri... vs. olarak çok çok daha iyi noktada olduğum içindir belki. Onları hayatla bocalarken görünce ben onlara acıyorum şimdi. Roller değişti evet. Bunu bilerek ve isteyerek yapmıyorum ama çoğu zaman onlardan daha üstün olmak beni sonsuz mutluluğa ulaştırıyor.
Bu hödük genç arkadaşa gelince, bizim kalabalık grubumuza sokulma çabalarına girmeye başladı mekandayken. Birbirimizin suratına bakmadığımız için anlam veremedim bu anlamsız çabasına. Ama bi kaç dakika içinde bizim gruptaki kızlardan birine yanaşınca herşey netleşti gözümde. Belki o bi zamanlar terör estiren herif olmasaydı ben onları ayarlayabilirdim bile... Eminim o anda eski yaptıklarını yapmamış olmayı diliyordur. Ya da belki de aklından geçen tek şey "şu ezik Lia bu olamaz" gibi bir düşüncedir. Sonuç olarak ben kazandım. Arkadaşım benim iki lafımla onu rezil edercesine kendinden uzaklaştırdı. Hatta çocuk mekanı terketmek zorunda kaldı. Ve o an çok önemli bişey farkettim. Ben çok değişmiştim, büyümüştüm hatta, ama o hala aynı zavallıydı. Artık lise bitmişti ve gerçek dünya onların alaylarından ve eleştirilerinden çok farklı şekilde işliyordu. Çünkü gerçek dünyada yalnız başarabilenler kazanıyordu...
Bu yüzden belki de teşekkür etmeliyim beni yalnız bıraktıkları yıllara. Çok iyi bir gözlemci yaptı bu beni. Benimle alay etmek için yaptıkları her saldırı beni çok daha güçlendirdi ve ben artık yalnız değilim. Hem de sırf yalnız kalmamak adına çevreme soktuğum insanlarla değil gerçekten dostluklarına paha biçemeyeceğim insanlarla birlikteyim.
Eğer bu yazıyı okuyan 18 yaş altı birileri varsa, özellikle onlara şunu söylemek isterim... Hepsi geçecek ve hayat çok daha güzel olacak yeter ki kendinizden ödün vermeyin...
Evet cidden tam sevgili günlük tadında bir yazı geliyor, Lia'nın ergenliğine döneceğiz az sonra "please fasten your seatbelts and treytable'larınızı da kaldırıverin işte." Ben hostes olsam kesin hepiniz ölürdünüz herhalde ama merak etmeyin olmadım, zaten sanırım boyum da yetmiyor :) tehlike geçti......
Yine kendimi bilmez bi şekilde, kalabalık arkadaş grubuyla birlikte asmalıda bi mekanda kendimi dağıtıyorum. İnanılmaz birşey ama hayatımda tüm şımarıklıklarımı çeken, benim kadar manyak ve bencil bi insana gıkını çıkarmadan katlanan çok peygamber vari insanlar var. İyiki de varlar... Ama tabi bu durum her zaman böyle değildi. Örneğin erkenlik yıllarımda (let the game begin :)) çok yalnızdım ben. Bi kere zaten dış görünüş açısından buna resmen zorlamış olabilirim insanları. Sürekli simsiyah kıyafetler, kabarık dalgalı saçlarımı kendim kesmeler, aynı makasla vücudumun değişik yerlerinde iz bırakmalar, küfür, umursamazlık, dağınıklık, dış dünyadan tam anlamıyla kopuk bi okul hayatı... Arkadaşlarımın çoğu okul dışından insanlardı kafam neyi isterse, canım ne çekerse onun peşine giderdim. Hiç tanımadığım insanların evinde yatıp kalkmaya 13 yaşımda falan başlamış olduğumu düşünüyorum. 15 yaşımda uyuşturucu bağımlısı/baterist sevgilim vardı. Çok rohçuydum ya kot pantolonuma zincir bile takardım (hell yeahhh!!)
Okulumuzun popüler her daim buram buram parfüm kokan, saçları her allahın günü düzgün, bol makyajlı, etekleri kısacık kızlarının benden korkmakta haklı olduklarını düşünüyorum. Popüler oğlanlarda dalga geçerlerdi benimle.. Vücudumdan tutun, kıyafetlerime, saçımdan, kendimi bi türlü açıklamaya kasmadığım için ağzımdan çıkan her cümleyle alay ederlerdi. Spor salonunun arka tarafında öpüştüğüm her herif okul servislerinde millete benimle yattıklarını ilan ederlerdi. Oysaki küçük kemikli vücuduma aykırıcasına hareket etmiş ve çok erken yaşta kocaman olmuş göğüslerimden ve yine orantısız büyük olduğunu düşündüğüm kalçamdan dolayı vücudumdan nefret ettiğim yıllardan söz ediyoruz... Bi erkeğin karşısında soyunabilme cesaretini reşit olduktan çok sonra gösterebildim ve o zaman zayıf ama kıvrımlı olmanın çok güzel bişey olduğunu kavradım. Artık vücuduma tapacak kadar özgüven sahibiyim. Gariptir ki bu kadar acımasız bi ergenlikten sonra hala inanılmaz bi özgüven sahibiyim. Bi yerlere girdiğimde benden nefret edeceğiniz kadar aşırı hareketlerimle ilgi çekmeyi umursamayacak kadar.....
O dalga geçen erkeklerin en kötüsünü hatırladım geçen gece. Daha doğrusu sıra beklerken arkamızda salak saçma konuşan sarhoş bi herife dönüp bakınca onunla burun buruna geldim. İnanılmaz ama hiç değişmemişti. Hala aynı 'hırbo', hala aynı 'öküzdü'... Normalde insanlar eski bi okul arkadaşıyla yıllar sonra karşılaşınca hafif de olsa bi gülümsemeyle selam verir ya... Ben o benden korkan popüler kızlara öyle yapabiliyorum mesela. Geçmişle uzun zaman önce hesaplaştım çünkü... Aptal amerikan filmlerinde dedikleri gibi "lise sizin hayatınızın geri kalanını belirleyen yer değil, sizsiniz..." Şimdi hepsinden kariyer, hayat, eğitim, insan ilişkileri... vs. olarak çok çok daha iyi noktada olduğum içindir belki. Onları hayatla bocalarken görünce ben onlara acıyorum şimdi. Roller değişti evet. Bunu bilerek ve isteyerek yapmıyorum ama çoğu zaman onlardan daha üstün olmak beni sonsuz mutluluğa ulaştırıyor.
Bu hödük genç arkadaşa gelince, bizim kalabalık grubumuza sokulma çabalarına girmeye başladı mekandayken. Birbirimizin suratına bakmadığımız için anlam veremedim bu anlamsız çabasına. Ama bi kaç dakika içinde bizim gruptaki kızlardan birine yanaşınca herşey netleşti gözümde. Belki o bi zamanlar terör estiren herif olmasaydı ben onları ayarlayabilirdim bile... Eminim o anda eski yaptıklarını yapmamış olmayı diliyordur. Ya da belki de aklından geçen tek şey "şu ezik Lia bu olamaz" gibi bir düşüncedir. Sonuç olarak ben kazandım. Arkadaşım benim iki lafımla onu rezil edercesine kendinden uzaklaştırdı. Hatta çocuk mekanı terketmek zorunda kaldı. Ve o an çok önemli bişey farkettim. Ben çok değişmiştim, büyümüştüm hatta, ama o hala aynı zavallıydı. Artık lise bitmişti ve gerçek dünya onların alaylarından ve eleştirilerinden çok farklı şekilde işliyordu. Çünkü gerçek dünyada yalnız başarabilenler kazanıyordu...
Bu yüzden belki de teşekkür etmeliyim beni yalnız bıraktıkları yıllara. Çok iyi bir gözlemci yaptı bu beni. Benimle alay etmek için yaptıkları her saldırı beni çok daha güçlendirdi ve ben artık yalnız değilim. Hem de sırf yalnız kalmamak adına çevreme soktuğum insanlarla değil gerçekten dostluklarına paha biçemeyeceğim insanlarla birlikteyim.
Eğer bu yazıyı okuyan 18 yaş altı birileri varsa, özellikle onlara şunu söylemek isterim... Hepsi geçecek ve hayat çok daha güzel olacak yeter ki kendinizden ödün vermeyin...
Özetle:
ben kimim?
6 Ağustos 2011 Cumartesi
Öylesine
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki beni takip eden herkesin blogunu karıştırıyorum :) hepinize teşekkürler. Uzun zaman önce öylesine yazdığım yazılardan ibaretti burası. İnanılmaz yoğun bi iş hayatım var bu yüzden kaçırdığım şeyler oluyor biliyorum üzülüyorum ama mesela cuma gecesi şu saatte ofiste olmama inanamazsınız ama evet ofisteyim :(
Kahrolsun kapitalizm diyebilecek kadar da geniş bir öz sermayeye sahip olmadığım için susuyorum.
Cıstak cıstak müzik çalan gece klüplerinden hiç hoşlanmıyorum ve yaz geldi mi herkes onlara sarıyo sanki. Asmalımescit'e yapılan sandalye kaldırma operasyonunu kınıyorum. O küçücük mekanlar zaten bu sıcakta ancak o dışardaki masalardan para kazanıyordu. Kar-zarar hesabını geçtim de köfteci/pideci dışarı masa attığında kimse karışmazken neden alkol satılan mekanlara bi dayatma uygulanıyor anlamıyorum.
Demokrasi mi dediniz... Daha çok demokratik olmaya çalışırken daha çok ayrımcı mı oluyoruz sanki.. Herneyse..
Bu aralar Adele dinliyorum hatun bayaaa iyi nacizane tavsiyemi kabul ederseniz..
İletişime geçmek isteyen, maruzatı olan, ne biliyim kafası atan birileri varsa beklerim:
27 Temmuz 2011 Çarşamba
Bittim
Hepimiz aslında aynı yalana sığınıyoruz..
Hayatımın aşkı diyoruz, direkt damgayı yapıştırıyoruz..
Kaç tane 'hayatımızın aşkı' geçiyor hikayelerde acaba??
Benimde elbette hayatımın aşkı dediğim birisi vardı.
Evet sadece bir tane oldu.
Vardı diyorum çünkü artık yok.
Yaptığı tüm saçmalıklara senelerce katlandıktan sonra..
Bir gün daha fazla artık katlanamayacağım bir şey yaptı.
Bu sefer susmadım, susamadım.
Bu sefer 'ömrüm boyunca seninle konuşmayacağım' dedim
Dediğimin de sonuna kadar arkasındayım ya
Konuşmadım...
Hayatımın son pek çok senesi bu herifi beklemekle geçti..
O dünyayı gezdi, hayatını yaşadı..
Ben belki bi ara bi telefon açar diye günlerce gecelerce bekledim..
Çok kırıldım, epeyce döküldüm
Ölümlerden döndüm
Hiç haberi olmadı.
Haberi olsa da kalkıp gelmezdi zaten.
Acıyı biraz olsun hafifletebilmek adına anlık mutluluklara sığındım.
Kendi bencilliğim yüzünden insanları da mahvettim.
Kader filmini izleyenler varsa hikayeye tanıdık olabilirler..
Hatun takılmış bi manyağın peşine..
Başka bi manyaklar da hatunun peşine..
Ben bu heriflerin evlerine sığamadım,
Yataklarına giremedim.
Sonra mı..
Sonrası yok..
O bana yapılmayacak şeyler yaptı.
O bitti ben bittim.
O gitti ben bittim.
13 Temmuz 2011 Çarşamba
günaydın canım bugün çok gıcıııııım :S
* Ofiste apaçi dansı yapılacak kadar vasat cıstak şarkı dinleyenlerden nefret ediyorum... çalışıyoruz lan biz burda.
* Sabahlara kadar çalışmayı sevmiyorum. Ev hanımı olmak istiyorum.. Ev kızı :S
* Sivas Katliamı ile ilgili bi bok bilmezken iletilerine, yazılarına Srebrenitsa Katliamı ile ilgili bişiler yazan ikiyüzlü insanlara illet oluyorum.
* İnsanların sürekli başkalarının hayatlarına burunlarını sokmalarına anlam veremiyorum işiniz yok mu sizin??
* Bişiler yazarken sürekli typo yapan dikkatsizliğime anlam veremiyorum :(
* Ivana Sert'de aldatılmış... eeee?!
* Cümlelerinin sonun 'for your information' kısaltması olan 'fyi' (efvayay)'ı ekleyen insanların oracıkta gırtlaklarını deşmek istiyorum.
* Sevgilisini aldatan ve bunu çok normal bişimiş gibi gösteren insanları dipsiz kuyulara atmak istiyorum.
* Konsere-festivale müzik dinlemeye diiil piyasa yapmaya gelen insanlara çok acıyorum.
* Olmasını çok istediğim şeyler var, olmayınca deliriyorum... Yaz başıma vurdu sanırsam..
* En sevdiğim zamanında 10TL'ye almış olduğum gözlüğümü kırdım... yas tutuyorum..
* Adele-rolling in the deep şarkısına kaaaavır yapalım diyorum çocuklar olmaz diyoo nerde benim hattorihanzom :)
* Sevdiğim adam ülke dışına gitmesin, heeep benim yanımda kalsın dicek kadar 15 yaşındaki ergen hallerimi tokatlamak istiyorum.
* Haftalar önceki gribimden kalma iğrenç balgamlı öksürük sen ne ayaksın yaaauuuu??
* Bi zamanlar kraldan çok kralcı iken, krallarını ilk fırsatta satan insanları ıssız adaya atalım orada birbirlerini yesinler :)
* Eski iş yerimde bu ofis şöyle-bu ofis böyle diye vikvik eden herkesin 4-5 aylık bi sürede çil yavrusu gibi dağılmalarının anlamını çözemiyorum.
* Sürekli birileri arkamdan konuşuyo.. Beni bu kadar önemsedikleri için pampişlerimi öpüyorum.
* Çirkin kızlar, güzel kızları kıskanmak için harcadığınız enerjiyi gidin spor salonlarında harcayın..
* Anne, türkiyeye geldin diye her akşam telefonda konuşmak zorunda diiiiliz...!
* İçimden çataaaa diye kafasını kırmak istediiim ama suratına "tabiii haklısınız" demek zorunda olduuuum tüm üstlerime kafam girsin.
* Seni harbi çok seviyorum ama bunu söyleyemeyen ağzımın da taaaaa.....
* Sabahlara kadar çalışmayı sevmiyorum. Ev hanımı olmak istiyorum.. Ev kızı :S
* Sivas Katliamı ile ilgili bi bok bilmezken iletilerine, yazılarına Srebrenitsa Katliamı ile ilgili bişiler yazan ikiyüzlü insanlara illet oluyorum.
* İnsanların sürekli başkalarının hayatlarına burunlarını sokmalarına anlam veremiyorum işiniz yok mu sizin??
* Bişiler yazarken sürekli typo yapan dikkatsizliğime anlam veremiyorum :(
* Ivana Sert'de aldatılmış... eeee?!
* Cümlelerinin sonun 'for your information' kısaltması olan 'fyi' (efvayay)'ı ekleyen insanların oracıkta gırtlaklarını deşmek istiyorum.
* Sevgilisini aldatan ve bunu çok normal bişimiş gibi gösteren insanları dipsiz kuyulara atmak istiyorum.
* Konsere-festivale müzik dinlemeye diiil piyasa yapmaya gelen insanlara çok acıyorum.
* Olmasını çok istediğim şeyler var, olmayınca deliriyorum... Yaz başıma vurdu sanırsam..
* En sevdiğim zamanında 10TL'ye almış olduğum gözlüğümü kırdım... yas tutuyorum..
* Adele-rolling in the deep şarkısına kaaaavır yapalım diyorum çocuklar olmaz diyoo nerde benim hattorihanzom :)
* Sevdiğim adam ülke dışına gitmesin, heeep benim yanımda kalsın dicek kadar 15 yaşındaki ergen hallerimi tokatlamak istiyorum.
* Haftalar önceki gribimden kalma iğrenç balgamlı öksürük sen ne ayaksın yaaauuuu??
* Bi zamanlar kraldan çok kralcı iken, krallarını ilk fırsatta satan insanları ıssız adaya atalım orada birbirlerini yesinler :)
* Eski iş yerimde bu ofis şöyle-bu ofis böyle diye vikvik eden herkesin 4-5 aylık bi sürede çil yavrusu gibi dağılmalarının anlamını çözemiyorum.
* Sürekli birileri arkamdan konuşuyo.. Beni bu kadar önemsedikleri için pampişlerimi öpüyorum.
* Çirkin kızlar, güzel kızları kıskanmak için harcadığınız enerjiyi gidin spor salonlarında harcayın..
* Anne, türkiyeye geldin diye her akşam telefonda konuşmak zorunda diiiiliz...!
* İçimden çataaaa diye kafasını kırmak istediiim ama suratına "tabiii haklısınız" demek zorunda olduuuum tüm üstlerime kafam girsin.
* Seni harbi çok seviyorum ama bunu söyleyemeyen ağzımın da taaaaa.....
- hayır ayın o malum zamanında değilim -
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)