The individual has always had to struggle to keep from being overwhelmed by the tribe. If you try it, you will be lonely often, and sometimes frightened. But no price is too high to pay for the privilege of owning yourself...

Nietzsche

3 Mart 2011 Perşembe

BLOGUMA DOKUNMAA!!

Hayatımın en güzel yıllarını hukuk fakültesine feda ettim. O sınavlara gireceğim diye günlerle uyumadığımı bilirim. Gerçekten inandığım birşeyler vardı içimde, artık hatırlamakta zorlanıyorum. Bugün mesleğim avukatlık.. Geçimimi hukuki danışmanlık yaparak kazanıyorum. Hukuka olan o büyük inancım da can çekişiyor.. Herşeyden öte ''hukukçu'' olduğuma inanırdım. Benim hukuk fakültesine başladığım günle bugün arasında bu ülkede çok şey değişti. Hukukun h'sini bilmeyen insanlar tarafından yönetiliyoruz. Ve artık kendi rahatımız için bir başkasının özgürlüğünü kısıtlamaya uğraşmaktan hiç çekinmiyoruz. Bunu devlet eliyle youtube için yaptıklarında faşizm dedik. Peki şimdi digiturk meselesine ne diyelim. Kimsenin ''kişilik haklarıma'' bu şekilde saldırmasını kabul etmiyorum. Kimsenin ''özgürlüğüme'' karşı açtığı bu savaşı kazanmasına da izin vermek istemiyorum.

Hani küçükken ders almamızı sağlamak için anlatılan hikayeler vardı yaa. Pireden yorgan yakmak falan içerikli. Evde fare varsa gider fareyi bulur, yakalar, öldürürsün. Fare var içinde diye tüm evi yakıp yıkmazsın dimi gerizekalılar. Git maç yayını yapan blogları kapat anlayalım. Bizim naçizane yazılarımızdan ne istiyorsunuz? Sen kendi telif hakkınla ilgili oraya buraya saldıracaksın diye benim yazılarımın hakkı ne olacak?! Bir insanın hakkının sınırını diğer insanın hakkı çizer... (bilmeyenler için bilgi notu)

Şimdi napalım digiturk dekoderlerimizi geri mi versek hep beraber? Bi tane üye kazanmak için havada 38 takla attıklarına göre. Topluca ''dekoderini camdan aşağı at'' kampanyası yapabiliriz. Veyaa IP adres değiştirmece olsun tunnellar olsun bloglarımıza giriş yaparak sürekli maç görüntüleri yükleyelim ;) iyice delirsinler

Bu fikirler kulağa hoş gelse de sonuç olarak doğru düzgün bi çözüm bulmak gerekiyor :) bütün gün deri koltuklarınızda kaba etinizi yaya yaya oturacağınıza doğru düzgün bi yasa yapın. Hadi bebişim gerekli çoğunluğa sahip olduğunu da biliyoruz. Cumhurbaşkanı da adamın zaten bi gecede onaylar... Ama tabi böylesi işinize geliyor değil mi? Sesimizi yok etmek... Zaten felsefe hiç değişmiyor ''ananı da al git''den ''blogunu da al git'' aşamasına geçtik sadece değil mi? Hiçbir şey değişmiyor medeniyetten gittikçe daha da uzaklaşıyoruz.

28 Şubat 2011 Pazartesi

delirmeden önceki son çıkış

Bazen hayat kontrol edilemez derecede kötü gider ya hani.. Ve yapacak fazla bişi yoktur. Elden ne gelir? Oturup derin bi nefes almak bile zordur. Artık eskisi kadar çok yazmıyorum çünkü hayat üzerinde durup düşünemeyeceğim kadar hızlı akıp gidiyor.. Yeni gelenler hep gitmiş olanları aratıyor.. Bazı gitmiş olanlar asla bi daha geri dönmüyor. Geri geldikleri zannedilen her an sadece bir kandırmacadan ibaret.. Artık o kişiye ait o zaman dilimi çoktan geçmiş, bitmiş, harcanmış oluyor. Cümleler o eski anlamlarını yitirmiş ve yokluk tükenmez bi ateş gibi önüne çıkan herşeyi yakıp küle çeviriyor..

Benim yalnızlığım ve zavallı acılarım benliğimi yok ederken durup düşünemiyorum bile. Yaşamıyorum hatta.. Öylece insanların hayatından gelip geçiyorum işte.. Varlığım birşey katmıyor, yokluğum hiçbir şey ifade etmiyor.. Hepimiz yolumuza bir şekilde devam ediyoruz.. Hayat durup bekleyecek değil ya. Masumiyet, aşk, hayal, umut... hepsi bitmiş tükenmiş hikayelerin gerisinde kaldı. Ben kalpsiz, ruhsuz, huzursuz.. Ben hep yabancı.



musiki - lady antebellum need you now

5 Şubat 2011 Cumartesi

yapboz

Çok iyi betimleme yaptığımı söylemişti birisi.. Olay yerini resmen yaşatıyormuşum evet. Cinayet mahalini cinayeti hissettirerek anlatmak.. Belkide kendim bizzat işlemişim gibi.. Bazen hep oradayım. Varlığımı tamamıyla ortalara sererim. Bazen varla yok arasıyım işte.. Gel dersen gelirim evet ama sabah kolunu yatağın sağ tarafına attığında boş yastığı bulabilirsin.. Arada delirebilirim ama geçer don't panic!!

Dünyanın her yerinde yaşayabilecekken neden burası diye sordu?
Niye burası?



öneri: Aerosmith - Crazy

2 Şubat 2011 Çarşamba

just this

Hayatım boyunca yazdım ben... Defterler dolusu yazdım... Bi nebze de olsa 80'ler çocuğu olmamızdan kaynaklı olarak geç tanıştık bilgisayarlarla. Belki bu yüzdendir hiç bilgisayarda günlük tutmadım. Blog dışında bilgisayarda yazı yazmadım. Yazdıklarımı silmem, değiştirmem... Sanki kağıda yazınca silme hakkından sonsuza dek vazgeçmiştim gibi. Sayfayı yırtıp atabilirdim evet ama kenarındaki tırtıklardan belli olurdu orada bi küçük hile yapmış olduğum. Neysee..

Ergenlik dönemimde aptal plastik kilitleri vardı günlüklerimin. Çoğu hediye gelmiş kalpli, çiçekli, böcekli kız çocuğu günlükleri işte. Bana kalsa herhangi bir defter parçası da olurdu, yazmak için pembe kokulu kağıtlar gereksizdi. Önemli olan görüntü değil içerik ya. (Yüksek bütçeli hatta şu aralar 3D muhabbetinin döndüğü Hollywood filmlerinden nefret etme sebebim. Hayır abi Avatar müthiş değil!!) Neyse konuyu dağıtmadan.... Aslında dağılması normal çünkü şu aralar pek ne yazacağımı bilemiyorum. Korkunç bi dönem. Neysee..

Bu bloga 2 seneden fazladır yazıyormuşum (evet yeni farkettim ne var). Zaman çok çabuk geçiyo... Bomboş bi dönemdi hayatımda. Ne yapmak istediğime karar vermeye çalışıyordum. Aslında önemli olan ne yapmak istediğim değildi de, hayatımla ilgili mantıklı kararlar almaya çalışıyordum işte. O zamanlar sayımız gerçekten çok azdı. Dönüp dolaşıp aynı bloglarda alırdık soluğu. (Ah bizim zamanımızdaki bayramlar demeyeceğim...) Neysee..

Tekrar dönüp okudukça ne kadar karışık yazdığımı farkettim. Bazı olayları ve kişileri ben bile anlamadım ilk okuduğum anda. Sonra çaktım. Bazı yazıları okuyunca "bunu ben mi yazdım lan yok artık gidip kitap da yazıyim bari elim değmişken" dedim. (Dedim evet ne var?!) Bazı yazılarda da kendimi "spastik", "embesil" ha bideee "utanmaz-arlanmaz" ilan ettim :) Neysee..

Şu aralar hayatıma bakacak olursak eğer... İş aynı yoğunlukta devam ediyor. Ofiste yattığım geceler bilirim. Hayatımın aşkı dünyayı ele geçirme planlarından vazgeçip ülkeye kesin dönüş yaptı. 1.5 sene sonra ilk kez görüşüp tekila içtik. Belimden kavradı beni kendine doğru çekti ama öpmedi bile. Belkide artık beni öpmek istemiyordur. Ya da hatta beni sevmiyordur... Neyseee..




Not 1: Hayatımın aşkı beni kolumdan tutup Tron filmine götürdü. Başkası götürse hayatta 3D filme gitmezdim de hayatımın aşkı işte naparsın... Spoiler vermeden anlatmak gerekirse filmin başlarında karakterimiz babasının eski atari salonuna gidince....... (80'ler o 'yeah atari salonları falan) şalterleri kaldırıncaaa...... Jukebox'ta JOURNEY-SEPERATE WAYS çalmaya başlıyor!!! Nası hoşuma gittiii, ne zamandır da dinlememişim özlemişim falan :) adamı o an öpesim geldi iyiki Tron'a geldik falan yuppiii modlarındayım ama o beni öpmedi. Koltuklarımızın aramızdaki ortak koluna aynı anda kollarımızı bile koymadık. Kolu koluma değmedi hani. Ulan 14 yaşımdayken bile cinsel olarak şu andakinden daha aktiftim allahın belası.

Not 2: Müzikal bi nottan sonra okumalık bi not; PATTI SMITH-JUST KIDS kitabı müthiş-müthiş-müthiş. Türkçeye de çevrilmiş. Çeviri olarak okumak isterseniz de ismi ÇOLUK ÇOCUK. Kitabı çok fazla anlatmak istemiyorum, kendiniz hayal edin-yaşayın-tadın diye. Ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki şu 3D filmlerden bi bok olmaz.

Haydi dostlar öperim... Kalın sağlıcakla!

4 Ocak 2011 Salı

imdat

Gözlerimi kapadım önce yaparım sandım. Öyle çok aldatmak istedim ki seni... Acı çekmeni istedim işte, artık senin malın değilim hissini vermek ve biliyormusun yapamadım. Gözlerimi açtım iğrendim... üzerimdekileri çıkarmaya çalışan adamla boğuştum. Kalktım gecenin bi yarısı kaçarak uzaklaşmak istedim kapıyı kilitledi. Şimdi sıçtım dedim içimden. Herif ya sikecek ya sikecek... Karşı koyarsam ekmek bıçağıyla lime lime doğrayacak...


Kafasında bişiler kırdım hatırlamıyorum. Etraf kan içinde. Kaç Lia Kaç...

20 Aralık 2010 Pazartesi

dark

Gündüzleri hiç ama hiç sevmem
Gerçekler bulanık değildir çırılçıplak karşındadır...
Oysa gece herşeyin bir nedeni vardır
Ama gündüz anlamlar bir bir yiter gider gözünde...
Geceden kalma kıyafetlerinden kurtulmak istersin
İlk gördüğün aptal butikten kalpli kazak alabilecek kadar
İğrenirsin işte kendinden...
Üzerimdeki puro kokusu hiç çıkmayacak sanki...
Senden hiç kurtulamayacağım sanki...

Giderek daha az iyi şey yapmaya başlıyorum...
Kendimi bilinçli bir şekilde yok ediyorum...
Çapkın bir bakışla kendime çektim seni
Bunu o kadar iyi yaparım ki ruhun bile duymaz
Gerçekten bişiler hissettiğini falan sanarsın hatta
Sahip olmak için dünyaları yakabilirsin o an
Daha sonra nasılsa kaçıcam...
Boşver bu gece bizim...

1 Aralık 2010 Çarşamba

formspring

Sorularınız varsa eğer yanıtlamak isterim..

http://www.formspring.me/8LIA8



not: isimsiz olarak da sorabilirsiniz :)

25 Kasım 2010 Perşembe

diğeri

Git uzak dur benden, oralarda bi yerde mutlu ol işte. Bak ne şirin bi kız o gözüne kestirdiğin. Bak ne güzel bi aşk hikayesi yaşarsınız birlikte.. Benim gibi ruhunu kemirmez hem. İyide yemek yapar. Pek içmez, dağıtmaz, kesinlikle sigara kullanmaz. Üzerine leş nikotin kokusu sinmez. Üzmez seni hiç, dengeleri asla şaşmaz. Ait olmaya karşı ayak diremez. Sevgiden ölümüne korkup kaçmaz. Sevişirsiniz sarılır sana hiç bırakmak istemezcesine, öpücüklere boğar seni. En içten biçimde "aşkımmm" der. Senle varolur. Sensiz dünyayı görmez gözü. Bak işte benim en zıttım..

Benim gibi saçmalamaması için kolundan tutmana gerek de olmaz. Tüm varlığıyla senin olur işte, gözünü bile kırpmadan her dilediğine "peki" der. Asla parçalanmaz, sürünmez... Kendi iç hesaplaşmalarında boğulmaz ve hiç bi şekilde senden vazgeçmez. Tapar sana.. Ben değil işte anlasana. Hani diyorumki madem beni bu kadar çok değiştirmek istiyorsun. Git ona, herşey istediğin gibi olsun.

Git hadi neden gitmiyorsun?

23 Kasım 2010 Salı

Cinayet

Gerçekten çok çok kötü bir insansanız
En az sizin kadar kötü biriyle karşılaşırsanız ne yaparsınız?



Aslında sandığımızdan daha çok benziyormuşuz
İki kötü, kara, çirkin, huzursuz insan
Başkalarına karşı ikiyüzlü
Kendimize karşı iğrenç
Birbirimize karşı acımasız
Huzur, yok etmeye endeksli karakterlerimizin ellerinde boğuluyor
Ve o kadar aynıyız ki tam olarak neyin en ağır darbe olabileceğini fazla düşünmeye gerek bile yok
Ölmemek için öldürmeliyiz
En büyük aşk, en büyük nefret, en büyük düşman..
Seni seviyorum, senden nefret ediyorum.

9 Kasım 2010 Salı

tek bir nefes..

Hastane koridorunda oturuyorum çaresizce
Üzerimde bir kot var rengi siyahmış bi zamanda artık fare grisi
Beyaz bi askılı bluz giymişim kareli oduncu gömleğinin içine
Belki 1 haftadır bu kıyafetlerleyim
Ağlıyorum, saçlarımı yoluyorum
Ağlıyorum, tırnaklarımı yiyorum

Annem orada küçücük bir odada
Bir sürü cihaza bağlı yatıyor
Zaten yalnızlık bahçesinde yaşıyordum ya
O bahçedeki yapayalnızlık kör kuyusuna
Kaldırıp attılar..

Kolumda annemin eski saati var
En az 20 senelik bi swatch
Sesi kalp atışlarımdan daha yüksek
Tik Tik yapması gerekirken TOK TOK diye
Kulağımda uğultu halinde eko yapıyor..

Küçükken birlikte öğle uykusuna yattığımızda
Saatin sesine göre nefes alışverişlerimizi ayarlardık
Aynı anda nefes alıp-vermece oyunuydu
Belki farklı iki bedendeyiz
Kalbimiz, beynimiz, düşüncelerimiz ayrı
Ama nefeslerimiz hep bir sanki
Senin için nefes alıyorum şu anda
Sende benim için nefes almaktan vazgeçme
SAKIN!



dipnot: yazı eskidir, tabiki annem hastanede yatarken bloguma yazı yazayım telaşesinde olmayı düşünemem, kendisi şu anda gaayet sağlıklıdır...