The individual has always had to struggle to keep from being overwhelmed by the tribe. If you try it, you will be lonely often, and sometimes frightened. But no price is too high to pay for the privilege of owning yourself...

Nietzsche

17 Şubat 2012 Cuma

Müzikoloji


Herkesin içinde bi hayalindeki iş vardır ya. Benimki de pek çoğunuza komik gelebilir ama filmlere/dizilere müzik direktörü olmak isterdim. Müzikten en çok ben anlıyorum diye saçma bir safsataya girmeyeceğim. Ama hayal kurmak için illa ki o işi en çok bilen mi olmak lazım.

Üniversite hayatım boyunca milletin elinden mp3 player'ını kaptığı biriydim. Bilgisayarımın USB girişine kaç tanesini takıp çaldılar şarkılarımı sayısını bile bilemem. Eee tabi sahibi gibi bilgisayarım da hafif meşrepti :D Yıllarla bilgisayarlardan bilgisayarlara tek tek taşıdım hepsini. Pek çoğu 2 günde bi şarkıyı anca indirebildiğimiz superonline dönemlerinden kalma, bazıları takılıyor artık iyice yaşlandılar ama ben yinede değiştiremiyorum yeni kayıtlarıyla onları.

Cebimdeki son kuruşa kadar CD'lere harcardım hele hele yurtdışına çıktığımda millet H&M'i boşaltırken ben tonla CD toplardım ordan burdan. Bu sayede bilinmedik bi ton grup tanıdım. Basit gitar akorları, kendilerine has şarkı sözleri, müzikal uyumsuzluklarıyla bile benim canım oldular. Kimileri yıllar sonra pek popüler oldu kimileri o tek bir albümde kaldılar. 

Hayatımla ilgili gerçekten bi kitap yazmaya kalksam hikayeler ve şarkılar o kadar paralel gider ki.. Herşeyi, herkesi anlatan bi şarkı mutlaka bulurum. Yalnızca o kişiye ve o ana ait...

XXX

Kadıköyde ilk yıllarımız 2 izmirli olarak dolmuşta omzuna yatıyorum.. Hava  o kadar soğuk ki bu kadar soğuğa alışkın olmayan gözlerimizden yaş akıyor resmen. Yine de sokaktayız, illa bira içeceğiz…

I know who i want to take me hooommeee
Closing time. :)

En içten duygularımla öperim seni kocaman mavi gözlü afacan çocuk ;)

XXX

Ahhh ilk aşk, ilk heyecan, saçlarında ellerimi kaybettiğim, yatağında nefesim kesilen... sen o bilimum kimyasalların bende senin bağımlındım çocuk....

The chemicals between us
The walls that lie between us
Lying in this bed...

XXX

Üniversite günleri, kafe pi anıları... o zamanlar taksimde en az 10 kişilik masada otururduk. Sevgililer, dostlar, kahkalar, alkolün dibi nasılda hiç bitmeyecek sanmıştık??

No more, no never again, no never again 
No more, no never again, no never again

Let's all drink up & ride tonite....

XXX

İlk ciddi ilişki, huzura en çok yaklaştığım, kendimden en çok uzaklaştığım yıllar. Benim iç dünyamın karmaşalarını hesaba katmazsak elle tutulur derecede sakinlik. Birinin hep yanında olacağının verdiği güven hissi...

Whatever tomorrow brings i'll be there with open arms and open eyes...

XXX

Ölümler, kazalar, intiharlar, depresyonlar, mutsuzluklar, umutsuzluklar, yalnızlıklar... hep onlar mahvetmedi mi bizi?

cause everyone's in ecstasy underneath it all and everybody's lonely no one there at all but is anybody happy or is it just the alcohol?
i don't know, i don't know.....

XXX

Hastane günleri....

Have you been here before
Shall I show you around, it's very pretty

Have you come here to stay

Well, you sure picked a day

My name is Billy 
it's my birthday,
You're invited to my party down the hall....

Everything for free.

XXX

Bocalamalar, çabalamalar, gitmeler, gelmeler…

Watching as my ego breaks your fall
Don't you know that I've been running from your heart

And I feel like you've been running too....

XXX

Aklıma gelmişken en yakın arkadaşımla şarkımız...

And I don’t want the world to see me

‘Cause I don’t think that they’d understand

When everything’s made to be broken

I just want you to know who I am!

XXX

Ve o küçücük bir an, tanıştığımız gece birlikte söylediğimiz şarkı…

We're one 
but we're not the same

Well we hurt each other 
then we do it again

You say 
Love is a temple, 
Love a higher law

Love is a temple,
 Love the higher law
You ask me to enter but then you make me crawl

And I can't be holding on 
to what you got

When all you got is hurt.

XXX

Aşkın her hali, uzaklığın en fazlası…
Sen dünya üzerinde bir gezgin
Ben seni hala aynı sokakta bekleyen,
Yerinde sayanlardanımdır.

That I love you
I have loved you all along
And I miss you
Been far away for far too long
I keep dreaming you'll be with me and you'll never go
Stop breathing if I don't see you anymore

XXX

Uykumda kulağıma fısıldardın ya hani :)

Give me a whisper and give me a sign
Give me a kiss before you tell me goodbye
Don't you take it so hard now
And please don't take it so bad
I'll still be thinkin' of you
And the times we had...baby

Don’t u cry tonight….

XXX

Bir gece de gitmesenlerle dolu tek gecelik ben
2. kadın zavallığı
Ötekiyim ben

One of these days
You'll miss your train, and come stay with me
It's always say goodnight and go
We'll have drinks and talk about things
And any excuse to stay awake with you
You'd sleep here, I'd sleep there
But then the heating may be down again
At my convenience
We'd be good, we'd be great together
Go….

XXX

Yalnızlığın içinde boğulurken
Yine bi yerlerde kendimi kaybederken
O kadar tek başımayım ki
Kayboluyorum…
Kendimi salim kafayla normal bi insanın asla önünden geçmeyeceği yerlerden topluyorum
Toplayamıyorum…

Heaven forbid you end up alone and don't know why
Hold on tight wait for tomorrow, you'll be alright…

XXX

Kendi kendinizi boğduğunuzu farkederken
Tanımadığınız bi herifin evinde
Boğazınıza bıçak dayanırken
Sabah hala yaşıyorsanız
Nereye kaçarsınız?
Kime sığınırsınız?

Round my hometown, memories are fresh
Round my hometown, ooh, the people I've met

Are the wonders of my world, are the wonders of my world…

XXX

Ama bir zamanlar hepimiz masumduk
Değil mi?

This prayer is for me tonight
This far down that line and still ain't got it right

And while confessions not yet stated
Our next sin is contemplated
Never did we know
What the future would hold
Or that we'd be bought and sold
When we were innocent, innocent
When we were innocent…

11 Şubat 2012 Cumartesi

Belki de bir isyan


Cümlelerimi nasıl toparlayacağımı bilmiyorum. Eski patronumun ölümüne kızdığı bişey olan typo (harf, kelime hatasını) bolca bolca yapacağımdan da eminim. Derken.....

Bu ülkede hangi uyruk, etnik köken, din, dil, ırkta yaşarsak yaşayalım özgürlüğü savunurum. Blogu az çok takip eden herkesin anlayacağı üzere her zaman KADIN'ın özgürlüğünü özellikle savundum. Kadınlıktan önce ''İNSAN ÖZGÜRLÜĞÜ'' ne kadar var bu ülkede acaba? Hepimizin gözlerini yumduğu gerçekler var, daha ergenliğine girmemiş KADINLAR bu ülkede babaları yaşındaki adamların altına İMAM NİKAHI denen bi yalan dolanla atılıyorlar. 

Kendi açımdan bir erkeğe doğru düzgün nasıl dokunacağımı öğrenebildiğim yaşlar bile 20lerimi bulur. Hatta kendimi, kendi vücudumu tanıdığım zaman bile bu yaşlarımdan çok da geriye gitmez. Hala da yeri gelir ne yapacağımı bilemem. Bilemediğim zaman gözlerimi kaparım. Sıkıca kaparım ki ne olacaksa olsun bitsin ben bilmeyeyim, görmeyeyim... Belki de yaptığımız en büyük hata bu ben bilmezsem, görmezsem geçer. Ne olursa olsun benden uzak olsun.....

Kendimizi pek çok zaman Avrupa ülkelerinden aşağı görmüyoruz ya... Hani biz de ''lost'' izliyoruz biliyoruz lan paralel evrenleri.... Peki burnumuzun ucunda neler oluyor biliyor muyuz? Hani her Fatih Akın filminde koca koca adamlar yanak yanağa şapur şupur öpüşünce kınıyoruz ya. Ya da İsmail YK'nın şarkılarına, tipine, tarzına laf ediyoruz ya. Oysa ki aslında biz sapına kadar bu değil miyiz?

Aşkı arıyoruz, belki de pek çoğumuz. Peki o kadınların aşık olmaya hakkı yok mu? Biz barda mı tanışıyoruz, onların da çeşme başında yağız bi delikanlıyla tanışma hakkı yok mu? Herhangi bi herif onlara yan gözle bakarsa onlar OROSPU mudur? Her yürüyen kadın OROSPU mudur? Kadının sokakta yürümesi bile kabahat midir?

Peki ya diğerleri derim. Ben o diğerlerine aidim ya hani. Bi insan sadece hristiyan olduğu için OROSPU mudur? Boynuna haç'ını taktığı için, kiliseye gidip sizin de tanrınız olan bi varlığa dua edip yalvardığı için yollu mudur? Kolay mıdır bi insanı damgalamak?

Bu ülkede kimin gerçekten istediği gibi yaşamaya hakkı vardır?

Yazarın yok
Askerin yok
Kadının yok
Gazetecinin yok
Sanatçının yok
Ötekinin yok
Berikinin yok

Ama 18 yaşındaki herhangi bir kişi eline silahı alabilir değil mi?


İmza: Yollu Destina'nın Kızı Liza

30 Ocak 2012 Pazartesi

P.S.

Pek saygıdeğer okuyucu,

"Gözümün içine ettin" şeklindeki çemkirişlerinize son vermek adına blogdaki siyah-mor saçmalığına bir son verdim. Vermeye çalıştım diyeyim bari ben iş yerlerindeki IT'lerin arkadaşlarına anlattıkları "salak kıza bak kabloyu takmamış hem de internete bağlanmıyoooooğğ diyo" hikayelerindeki baş karakterim. Başka bi şablon seçtim ama içimdeki izmirli aşifte de hiç bi şekilde düz birşey seçmeme izin vermiyor. Millet basit basit websiteleriyle köşeyi dönüyor ya ben yüzyılın icadını yapsam orasına burasına bişi sokuşturmaktan insanları siteden soğuturdum kesin.

Bi ara hayatımda bilgisayar programcısı bir adam vardı. Evet maalesef anlattıkları kadar kendilerine güvensiz oluyorlar. Sürekli "senin gibi biri nasıl benimle birlikte olur?" kafaları yaşadıkları için ne size ne de kendilerine rahat veriyorlar... Yılları 31 çekmekle geçtiği için hakkaten sekse açlar ve pornonun allahını izlemiş oldukları için de harbi ufkunuzu genişletiyorlar. Ayrıca 24 saat teknik destek bedava ;)

Taa ki sevgilisi oluncaya kadar. Yine benim yanımda "bi git yeeaa" modunda olan beyfendilerin başkasının sevgilisi olunca aşkito, bebişko, canaaaaammm tarzına bürünmelerinin bir örneğini yaşıyoruz. Sorun bende taaam kes.

Bazen insanlara ağır geliyorum, olabilir. Ama be koçum ilk gittiğiniz hatunda da kişilik değişimine girmenin manası yok be. Hep erkeklere yüklenecek değilim. Kadınlar da asabımı bozuyor bu aralar. 3 gün öncesine kadar yediğin içtiğin, her haltını bildiğin hatun bir anda sevgili yapıyor (da sanki prens williamlan evlenecek) ve değil sen, kendisinden eser kalmıyor. Wuhuuu diye cırtlak cırtlak bağırıp vodkayı, tekilayı fondipleyen hatun gidiyor yerine yufka açan, dolma saran bi mahinur teyze geliyor. Ben anlamıyorum ama elbet bi nedeni vardır. Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçiyordu değil mi? Sen hep yanlış yerlerinden geçirdin be Liacan!

6 Ocak 2012 Cuma

WFL

It’s like you’re screaming, and no one can hear. You almost feel ashamed that someone could be that important, that without them you feel like nothing. No one will ever understand how much it hurts. You feel hopeless, like nothing can save you. And when it’s over and it’s gone, you almost wish that you could have all that bad stuff back, so that you could have the good.

Rihanna - We Found Love şarkısının girişinde ünlü ingiliz model Agyness Deyn tarafından seslendirilen kısım.. İlgimi çekti belki sizin de çeker.....

27 Aralık 2011 Salı

yavaş, ağır ama sakin



Korkmaktan başlasak mesela
Ben korkarım
Çok şeyden korkarım
Sadece gecenin bi yarısı fütursuzca sokaklarda dolanabildiğim için çok cesur sanma beni....
Korktuğumda bana sarılabilirsin.
Sana ihtiyacım olabilir...
Çok kere, çoğu kere...
Birine sarılmaktan da korkarım aslında
İnsanlara en çok sarılmak istediğim anlar
Onların hayatımdan yok oluşlarıyla aynı zamana denk gelmiştir hep...

Güçlü görmek isterler ya beni
Ya da ben hep güçlüyümdür ya
Başıma ne gelirse gelsin
Köprüden geçerken suya bakarım boş boş
Dinmek için, dinlenmek için.
Aklımdan dahi geçmez o arabayı durdurup o soğuk metal tellere tutunup
Ardından ayaklarımı yerden kesip atlamak.

Su güzeldir.
Olağandır, sakindir...
Dinginleşirim bi an
İşte o an sarıl bana
Savunma mekanizmam kalmamıştır çünkü o küçük anda
Uzaklaşma sırf ben kavranamam diye

Soğuk suyu sevmem
Batmaya başladığımdan beri de yüzmeyi unuttum sayılır zaten
Elimi tut, ufağım ya
Ayağım çabucak yerden kesilecektir
Ayağımın bastığı yere geri dönmek için çırpınacağımdır da büyük ihtimalle
Eğer benimle devam edebileceksen açıklara çek beni
Yok ama eğer bu an son anımızsa
Bırak kıyıya çıkayım
Cesedimi sahilden sabah koşusu yapan birileri bulmasın
Toplayıp atmasınlar belediyenin çöplüğüne

Sadece elimi tut
Bileklerine bağlanmış bir taş parçası misali seni dibe çekmek istemem
Ama bazen benim bile yardıma ihtiyacım olabilir
Hem neden olmasın ki
Bende etten, kemiktenim...
Çelikten yapılmadım.

Zaten suyun kaldırma kuvveti yok muydu
Beni tutmak o kadar ağır gelmeyecektir bu sefer sana


Musiki: Florence & The Machines – Heavy in your arms

8 Aralık 2011 Perşembe

Özgür İnternet

İnternetimize sansür getirilecek diye herkesin ödü koptu değil mi? Hatta taksimde yürüyüşler yaptık, sosyal medya sitelerinde isyanlar çıkardık... Haa o yasaya ne olduğunu merak ediyorsanız genel internet kullanıcısına dokunulmayacak yalnızca çocuk profili ve aile profili diye yeni iki dalga yapacaklar isteyen kısıtlama alsın ama hangi sitelerin kısıtlanmasını istiyorsa da kendi seçsin şeklinde. Evet avukatım :) toplumu her daim bilinçlendirmek lazım... Çünkü birileri bizi çok fena uyutmak istiyor.

Bu klasik yazılarıma benzemeyecek bi yazı... Yine blogu ihmal ettiğimin farkındayım ama bilmemle & bilmemle olan türkiyenin en iyi hukuk bürolarından birindeki mesleğimi devam ettirmek adına evde değil ofiste yatmaya başlamıştım. Müvekkiline de... Sorusuna da.... Danışmanlığına daaa...... Her gün ağzımdan en az 123985190 kere "sikicem", "sikerler", "siktir", "siktim" ile çalışmak zormuş evet. Patronumun karşısına geçip vikvikleyemediğim her bi lafı twitter sayfama yazmıştım. (Evet twitter sayfam publicti)

Şu anda detaylarını burada vermek istemediğim ölçüde, insanlık dışı davranışlara maruz kalmıştım ve bi noktada patladım. Bu bir kendimi savunma yazısından çok kendi kendimle hesaplaşmaktan ibarettir. Yapmış olduğum şeyin çok doğru veya çok yanlış olduğunu savunmayacağım buna gerek yok çünkü. Sadece bir avukat olarak türkiyenin önde gelen avukatlarından biri olan patronum tarafından kendi özel twitter sayfamda yazdıklarım için işten kovuldum....

Bu noktada insan bi kaç saniye durup düşünüyor... Aylarca katlandıklarını, uykusuzluklarını, saatlerle aynı şey üzerinde çalıştığı her günü.... Arkadaşlarına ayıramadığı vakitleri, gidemediği tatilleri, göremediği ailesini, yakınlaşamadığı sevgilisini.... Çünkü hiçbirine vaktim yoktu anlıyor musun değerli okuyucu? Her dakika yanlış birşey yapmamak adına savaş veriyordum. O ofisin kapısından içeri girdiğimiz anda tek önemli şeyin işimiz olduğu daha ilk günden beynimize işlenmişti çünkü.

Bu işin doğrusu yanlışı nedir bilemem ama ben bu ülkede daha özgür bir vatandaş, çalışan, kadın, insan olmak istiyorum. İtirazım var hakim bey.....


p.s. millet twitter'a yazdıklarıyla ünlü olur kitap yazar biz işten atılırız ben böyle talihin varyaaa taaaa........

27 Ekim 2011 Perşembe

Hayaletler

Hepimizin hayatında hayaletler vardır geçmişten kalma
Kendimizin karışık dönemlerinde ortaya çıkarlar
Bi süre hayatımızda var olurlar evet ama kısa sürede yok olmaya yüz tutarlar
Çünkü o sırada bizim hayatımızda onlara yer açacak zaman yoktur...


En son geçen seneydi. Acı ve karmaşa içinde sürünen zavallı ruhumu adamın birinin 2 gramlık ilgisine harcamayı göze almıştım. Ben zaten kimseyi sevemem derken, arabanın kapısını bana açan bu adamın iyiliği karşısında başım dönmüştü... Böyle bişey benim başıma kolay kolay gelmez derdim... O kadar çabuk soğuyan bedenimin bir anda bu karşı bedene olan ihtiyacını görmezden gelmeye çalıştım. Başaramadım...


Bağlanmak istedim. Ne bileyim işte benim olsun istedim. En basit insani içgüdümdü belki de... Ama o benim yalnızca kendi bildiğini okuyan kişiliğime daha fazla dayanamadı. Onun olmamı istemedi...


Hata bendeydi belki de, küstah egomu kıramadım bir türlü. Onun üstünlüğünü kabul edemedim işte... Ben boyun eğmem, özgürüm, bağlanmam ya... Bu da ne zaman moda oldu anlamıyorum. Sevmek değil sevmemek sikip atmak yeni trend (!) Aferim hepimiz yalnız öleceğiz. Gerçekten de bu neslin 50 sene sonra karşıdan karşıya geçerken birbirlerinin elini tutan yaşlılara dönüşeceklerine inancım sıfır (böyle bi karamsarım evet).


Ben "bu akşam gelicek misin?" sorularının peşindeyken hala, zatıhal burnumun dibinde başkasıyla birlikte olmaya başladı. Ben seçimini sorgulamadım, o da açıklama yapma gereğini duymadı zaten. Aslında içine kadar giren insanın sana ne kadar uzak olduğunun en açık ve net kanıtıydı işte. İnsanları kendime yaklaştırmadığın zaman onların bana yabancı kalmasına çanak tutuyormuşum resmen.


Çok sinirlendim evet. Klasik "neden o" sorgulamalarından sıyrıldığımda aslında sinirimin sadece oyuncağımın elimden alınmasından ibaret olduğunu farkettim. Kaprisliyimdir de... Ama sinirlendirildiğim daha doğrusu elimdeki oyuncağın elinden alındığını hissettiğim anda hayatınız boyunca karşılaşmak istemediğiniz bir düşmana dönüşüveririm. Sinsi, hesapçı, arkadan vuran, bildiğin götün teki olurum işte.... Ne mi yaptım kapıları çarpıp, küfredip, odama kapanıp müzik dinleyen ergen triplerine girmeyerek Brezilya dizilerinden beter komplolar kuran hayatı onlara zehir zindan etmek için dört bir koldan saldıran bir canavarın ta kendisi oldum. Elime geçen her silahı atom bombasına dönüştürdüm. Yıkımlarım büyük oldu evet. Ayrıldıklarında mutlu oldum ama zafer kazanmadığımın farkındaydım. Geçenlerde alakasız tesadüfler sonucunda aynı ortamda karşılaştığımızda konuştuk beyfendiyle... Tabii artık o sinirden, düşmanlıktan eser kalmamıştı. Çok uzun zaman geçmişti ve içim onu çoktan öğütmüştü. Hatta eminim ki o dönemde böyle saçma Kazanova hamlelerine girişmeseydi hiç bir zaman da umrumda olmayacaktı...


Sonuç merak edersiniz şimdi... Hikayedeki kötü kalpli cadı (bendeniz) ve Kazanova Sülüman (harem mi kurucan zannettin lan şerefsiz benzetmesi) yalnızız ve belki de sırf bu tarzda insanlar olduğumuz için de yalnızlığa mahkumuz ama bizim tüm bu iç hesaplaşmalarımızla dolu oyunlarımızın arasında kaynayan giden hatun evlenmek üzereymiş.....


Gökten 3 elma düşmüş, biri benim kafamdan sekmiş, öteki onun götüne girmiş, üçüncü de yanmış, bitmiş, kül olmuş... Elma demişken r.i.p. Steevie :(

17 Ekim 2011 Pazartesi

kış güneşi ve klasik pazartesi depresyonları

Senenin o dönemine geldik sanırım...
Soğuk, kara, iğrenç, kaygan, kasvetli kış günleri
Yaz doğumlu ve İzmirli olmamdan kaynaklı olarak kış mevsimi ile aramdaki nefret ilişkisini tahmin etmeniz pek zor olmasa gerek...

Bir gecede yapılan mevsim değişikliği sonucunda
(Doğa ana menapozda sanırsam bir terliyor, bir üşüyor)
Yatak döşek hasta oldum
Ama tabi daha senenin başından "hasta olmayın, oldurmayın" emrini veren patron dolayısıyla ofisteyim.
Sürüne sürüne çalışırım malum iş lazım, para lazım şu hayatta
Sigaraya zam, alkole zam....
Ne yazıkki bu iki kalem benim ekmekten daha çok tükettiğim şeyler.

Annemden gelen "nerede üşüttün?" şeklindeki yüz puanlık uzman sorusuna
"Bilmiyorum" diye cevap verdim ama aslında biliyorum
Yani sanırım, emin değilim ama büyük ihtimalle
Cuma akşamı strip poker oynarken üşütmüş olmalıyım çünkü cumartesi kalktığımda,
Ciğerlerim yerinde yoktu solunum yollarım ulaşıma kapalıydı....
En kötüsü de gırtlağımdan geçmeyen şeyler
Yemek, sigara, su...
Tek isteğim yatıp uyumak ama full konsantrasyonla çalışmak gerek
Çok çalışmak gerek
Çalış lan köle (kırbaç efekti)

Aslında tüm bunlardan çıkarmam gereken ders
Artık çılgın hayatımı bünyem kaldırmıyor
Tek beden ve bir ruhla
Beş farklı hayat yaşattığım bünyem isyan ediyor....
Ona da acıyorum ama iş dışında bir bok yapmayan o insanlara dönüşmeyi de
Kendime yediremiyorum....
Ben bu dik kafamla daha çok hastalanırım biliyorum.

Zaten başıma ne geliyosa 90 derecelik dik açıdan beter kafamdan geliyor...
Hep derdim ben 50 yaşında bile çok kuuul ve deli olucam diye
Bok olurmuşum.
25imde pes ettim ey ahali...
Haydi şimdi hepimiz bizi mutsuz eden işlerimizde ay sonunu getirmek için çalışmaya devam edelim...

19 Eylül 2011 Pazartesi

Karma çok kaşarsın bebeğim :)

Sevgili günlük,


Evet cidden tam sevgili günlük tadında bir yazı geliyor, Lia'nın ergenliğine döneceğiz az sonra "please fasten your seatbelts and treytable'larınızı da kaldırıverin işte." Ben hostes olsam kesin hepiniz ölürdünüz herhalde ama merak etmeyin olmadım, zaten sanırım boyum da yetmiyor :) tehlike geçti......


Yine kendimi bilmez bi şekilde, kalabalık arkadaş grubuyla birlikte asmalıda bi mekanda kendimi dağıtıyorum. İnanılmaz birşey ama hayatımda tüm şımarıklıklarımı çeken, benim kadar manyak ve bencil bi insana gıkını çıkarmadan katlanan çok peygamber vari insanlar var. İyiki de varlar... Ama tabi bu durum her zaman böyle değildi. Örneğin erkenlik yıllarımda (let the game begin :)) çok yalnızdım ben. Bi kere zaten dış görünüş açısından buna resmen zorlamış olabilirim insanları. Sürekli simsiyah kıyafetler, kabarık dalgalı saçlarımı kendim kesmeler, aynı makasla vücudumun değişik yerlerinde iz bırakmalar, küfür, umursamazlık, dağınıklık, dış dünyadan tam anlamıyla kopuk bi okul hayatı... Arkadaşlarımın çoğu okul dışından insanlardı kafam neyi isterse, canım ne çekerse onun peşine giderdim. Hiç tanımadığım insanların evinde yatıp kalkmaya 13 yaşımda falan başlamış olduğumu düşünüyorum. 15 yaşımda uyuşturucu bağımlısı/baterist sevgilim vardı. Çok rohçuydum ya kot pantolonuma zincir bile takardım (hell yeahhh!!) 


Okulumuzun popüler her daim buram buram parfüm kokan, saçları her allahın günü düzgün, bol makyajlı, etekleri kısacık kızlarının benden korkmakta haklı olduklarını düşünüyorum. Popüler oğlanlarda dalga geçerlerdi benimle.. Vücudumdan tutun, kıyafetlerime, saçımdan, kendimi bi türlü açıklamaya kasmadığım için ağzımdan çıkan her cümleyle alay ederlerdi. Spor salonunun arka tarafında öpüştüğüm her herif okul servislerinde millete benimle yattıklarını ilan ederlerdi. Oysaki küçük kemikli vücuduma aykırıcasına hareket etmiş ve çok erken yaşta kocaman olmuş göğüslerimden ve yine orantısız büyük olduğunu düşündüğüm kalçamdan dolayı vücudumdan nefret ettiğim yıllardan söz ediyoruz... Bi erkeğin karşısında soyunabilme cesaretini reşit olduktan çok sonra gösterebildim ve o zaman zayıf ama kıvrımlı olmanın çok güzel bişey olduğunu kavradım. Artık vücuduma tapacak kadar özgüven sahibiyim. Gariptir ki bu kadar acımasız bi ergenlikten sonra hala inanılmaz bi özgüven sahibiyim. Bi yerlere girdiğimde benden nefret edeceğiniz kadar aşırı hareketlerimle ilgi çekmeyi umursamayacak kadar.....


O dalga geçen erkeklerin en kötüsünü hatırladım geçen gece. Daha doğrusu sıra beklerken arkamızda salak saçma konuşan sarhoş bi herife dönüp bakınca onunla burun buruna geldim. İnanılmaz ama hiç değişmemişti. Hala aynı 'hırbo', hala aynı 'öküzdü'... Normalde insanlar eski bi okul arkadaşıyla yıllar sonra karşılaşınca hafif de olsa bi gülümsemeyle selam verir ya... Ben o benden korkan popüler kızlara öyle yapabiliyorum mesela. Geçmişle uzun zaman önce hesaplaştım çünkü... Aptal amerikan filmlerinde dedikleri gibi "lise sizin hayatınızın geri kalanını belirleyen yer değil, sizsiniz..." Şimdi hepsinden kariyer, hayat, eğitim, insan ilişkileri... vs. olarak çok çok daha iyi noktada olduğum içindir belki. Onları hayatla bocalarken görünce ben onlara acıyorum şimdi. Roller değişti evet. Bunu bilerek ve isteyerek yapmıyorum ama çoğu zaman onlardan daha üstün olmak beni sonsuz mutluluğa ulaştırıyor. 


Bu hödük genç arkadaşa gelince, bizim kalabalık grubumuza sokulma çabalarına girmeye başladı mekandayken. Birbirimizin suratına bakmadığımız için anlam veremedim bu anlamsız çabasına. Ama bi kaç dakika içinde bizim gruptaki kızlardan birine yanaşınca herşey netleşti gözümde. Belki o bi zamanlar terör estiren herif olmasaydı ben onları ayarlayabilirdim bile... Eminim o anda eski yaptıklarını yapmamış olmayı diliyordur. Ya da belki de aklından geçen tek şey "şu ezik Lia bu olamaz" gibi bir düşüncedir. Sonuç olarak ben kazandım. Arkadaşım benim iki lafımla onu rezil edercesine kendinden uzaklaştırdı. Hatta çocuk mekanı terketmek zorunda kaldı. Ve o an çok önemli bişey farkettim. Ben çok değişmiştim, büyümüştüm hatta, ama o hala aynı zavallıydı. Artık lise bitmişti ve gerçek dünya onların alaylarından ve eleştirilerinden çok farklı şekilde işliyordu. Çünkü gerçek dünyada yalnız başarabilenler kazanıyordu...


Bu yüzden belki de teşekkür etmeliyim beni yalnız bıraktıkları yıllara. Çok iyi bir gözlemci yaptı bu beni. Benimle alay etmek için yaptıkları her saldırı beni çok daha güçlendirdi ve ben artık yalnız değilim. Hem de sırf yalnız kalmamak adına çevreme soktuğum insanlarla değil gerçekten dostluklarına paha biçemeyeceğim insanlarla birlikteyim.


Eğer bu yazıyı okuyan 18 yaş altı birileri varsa, özellikle onlara şunu söylemek isterim... Hepsi geçecek ve hayat çok daha güzel olacak yeter ki kendinizden ödün vermeyin...

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Öylesine

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki beni takip eden herkesin blogunu karıştırıyorum :) hepinize teşekkürler. Uzun zaman önce öylesine yazdığım yazılardan ibaretti burası. İnanılmaz yoğun bi iş hayatım var bu yüzden kaçırdığım şeyler oluyor biliyorum üzülüyorum ama mesela cuma gecesi şu saatte ofiste olmama inanamazsınız ama evet ofisteyim :(

Kahrolsun kapitalizm diyebilecek kadar da geniş bir öz sermayeye sahip olmadığım için susuyorum.

Cıstak cıstak müzik çalan gece klüplerinden hiç hoşlanmıyorum ve yaz geldi mi herkes onlara sarıyo sanki. Asmalımescit'e yapılan sandalye kaldırma operasyonunu kınıyorum. O küçücük mekanlar zaten bu sıcakta ancak o dışardaki masalardan para kazanıyordu. Kar-zarar hesabını geçtim de köfteci/pideci dışarı masa attığında kimse karışmazken neden alkol satılan mekanlara bi dayatma uygulanıyor anlamıyorum.

Demokrasi mi dediniz... Daha çok demokratik olmaya çalışırken daha çok ayrımcı mı oluyoruz sanki.. Herneyse..

Bu aralar Adele dinliyorum hatun bayaaa iyi nacizane tavsiyemi kabul ederseniz..

İletişime geçmek isteyen, maruzatı olan, ne biliyim kafası atan birileri varsa beklerim: