The individual has always had to struggle to keep from being overwhelmed by the tribe. If you try it, you will be lonely often, and sometimes frightened. But no price is too high to pay for the privilege of owning yourself...

Nietzsche

5 Mart 2013 Salı

Forever Young!

Geçenlerde Kafe Pi'lerden birine gittik arkadaşlarla. Uzun zaman olmuş gitmeyeli. Yaşımız ve büyümenin getirisi olarak Kafe Pi'nin 18-25 checkbox'ının dışına çıktık biraz ne yazık ki... 

Kendimi ciddi bir Kafe Pi-kolik diye adlandırırım çoğunlukla. İlk açıldığı günlerden beri müdavimlerindenimdir. Özellikle üniversite yıllarında, rahatsız sandalyelerinin üzerinde saatler geçirirdik. Shotlar, kokteyller derken zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık :) fiyat politikası da uygundu sanırım o zamanlar ki ''bizim mekanımız'' olmuştu. Tek başıma bile gitsem, mutlaka bir tanıdık çıkardı. 

Hayatımın uzun ve güzel bir dönemine tanıklık etmiştir. O zamanki sevgilimle ilk orada öpüşmüşüzdür mesela :) Geçenlerde gidince o zamanlara döndüm (döndüm diyorum çünkü hakikaten 6-7 sene öncesinden bahsediyorum). Hani bazı yerler vardır, oraya gittiğinizde zamanda geri gidersiniz ya işte öyle birşey oldu. Hayatımın ileri gitmekte olduğuna, bazı şeylerin geçmişte kaldığına ve daha da önemlisi büyüdüğüme şahit oldum.

Etrafımız üniversiteli gençlerle sarılmıştı. Haftaiçi olmasına rağmen kalabalık geç saatlere kadar devam etti. Anlaşıldı gençler yarın okula gitmeyecek :) Derslere devam zorunluluğu olmayan bir eğitim sürecinden geçmiş olduğum için, yalnızca canım istedi mi okula gidenlerdendim. Tabii sonra final dönemleri tam bir kabusa dönüşürdü ama olsundu, güzeldi. Hiiiçç pişman değilim, iyi ki her gün düzenli okula gideceğime İstanbul'u yaşamışım derim hep. Nasolsa hayat bizleri her gün düzenli saatlerde gitmek zorunda olduğumuz işlerin içine hapsedecekti. 

O zamanlar hayatın sorumlulukları daha tepeme binmemişti. Günü güzel geçirmek önemliydi. Hafta sonunu dört gözle beklemeler başlamamıştı. Öyle rahat bir insandım ki, sınavdan bir gece önce bile bara gider eğlenir, eve gaaayet geç saatlerde gelip sabaha kadar ders çalışıp, sınavdan da final olmadı bütünlemede bir şekilde geçerdim. Sınıf arkadaşlarım bu tavırlarımı ''sorumsuz'' diye nitelendirse de, ben hayatımla gaaayet mutluydum.

Yaşımın çok çok altında göstermem dolayısıyla makyajsız halimle hala ''lise öğrencisi'' kategorisine  sokulabilmekteydim. Ancak 92-93'lü erkeklerin ''tanışabilir miyiz?'' yaklaşımlarına maaalesef ''ablan kurban olsun sana''dan başka bir cevabım yok! 

Görünüş olarak ait gözüksem bile, kafa olarak sanki oraya ait değildim. Arkadaşlarla ''müzik ne kadar yüksek, konuşamıyoruz bile'' cümlesini kurduk. Evet o korkunç zamanların resmi olarak başladığını kabullendik. Bir gün gelecek ve müzik sesine hiç tahammül edemeyecek miyiz yani yoksa? - İsyeeeaann

20'li yaşlar ne güzeldi, eyvah 30'lar geliyor. Zaman daha da çabuk geçmeye başladı her gün bir diğerinin aynısı olmaya başladığından beri. Vampirik romanlara özentim ''hep genç kalmak'' felsefesi nedeniyle artıyor. Evet hep genç kalmak istiyorum. 6-7 ay öncesinden tatil planı yapmak istemiyorum. Ben neyi ne zaman istiyorsam, o zaman yapmak istiyorum. Geç saatlerde işten çıkıp kendimi eve zor atmak istemiyorum. İçimden geliyorsa her gün dışarı çıkmak istiyorum!

Klişe geliyor... Üniversite günlerinizin kıymetini bilin. Benim hayatımın en güzel dönemiymiş. Çok ders çalışmak yerine ÇOK HAYATI YAŞAYIN!!

19 Şubat 2013 Salı

Şov Devam Etmeli

Bak geçenlerde yine oldu. Bir kadın, bir erkek, bir sahne... Adam ilgili öylesine ki aylardır bir soğuk bir sıcak taktiklerinde. ''Sana çok değer veriyorum ama ben seni mutlu edemem''. Bu klişe bahane de sağolsun Behzat Ç. komiserimiz sayesinde kuuuul ve yutturulabilir bir hal aldı. Hanım kızlarımız moda girmiş olacak ki ''Olsun biz de mutsuz olalım'' replikleri ağızlarında. Yahu güzel kardeşim niye mutsuz olmak istiyorsun, seni mutsuz edecek kişiyle ne işin olacak bırak git, yürü git... demek geçiyor genç nesillerin önünü açmak adına. Yola yeni çıkan, henüz ilk benzin istasyonuna ancak ulaşmışlara. İşte bunlar neslimizi tüketecek, dediydi dersiniz. Nesilden nesile aile büyüğünün dantel masa örtüsünü geçireceğimize biraz daha yararlı şeyler geçirip, evrimleşmeye de bir ufak katkımız olsun, lütfen!

Fakat her nedense kimse ''gerçekten benimle olmak istese dağları deler tek başına, çölleri aşarsın gerzek ne saçmalıyorsun'' diyemeyecek kadar Narsist! Herhalde Dandilington Kont ve Kontesleri olarak kimse kendinin gerçekten istenmeyebileceğini veya karşısındaki kişinin kendisini doğru insan olarak görmeyebileceğini kabullenemiyor. 

Halihazırda, madem istemiyorsun ne oyalıyorsun marulum diye eşek sudan en az 5 tur gidip gelene kadar pataklanacak Egoistleri de es geçmemek lazım.

Bak şimdi hikaye gittikçe ilginçlesiyor... 

Tüm bu oyalamalar sürecinde, hikayenin başka kahramanları, varlıklarından haftalarla bahsedilmemiş ''sevgililer'' ortaya çıkıyor. Kendi ilişkisine saygısı olmayan insanlar türüyor. ''Hayata bir kere geliyoruz'', ''niye tek bir insanla tüm hayat geçsin ki'' mırıltıları yükseliyor. Bazen cinnet geçirip karşısındakinin kafasını koparan insanları anlar duruma geliyorum böyle anlarda. 

Doğru devir değişti, artık kimse kimsenin kapısını açmasını, önünde reverans yapmasını, ipek eldiven giymesini beklemiyor ama biraz saygı kırıntısı istemek çok mu?

Ardından cevap veremeyeceğim kocaman bir soruyla karşılaşıyorum. ''Bir insan aynı anda iki kişiyi sevemez mi?'' 

''Hayır canım sevgililer gününü sevgilisiyle mum ışığında yemek yiyerek geçirip, seni sadece sevişmek için araması sevgi değildir.'' Aklımdan geçen cümle tam olarak da bu!

İşin ironik kısmı bunlar bir tiyatro sahnesinde cereyan etti. ''İşte hayat hep sürprizlerle dolu'' dedi kalbi kırık kız. Gerçekten tüm bunlar bir sürpriz miydi yoksa oyunun başında gördüğümüz silahın oyunun sonunda mutlaka patlayacağını biliyor muyduk?

Belki de genç çocuk haklıydı ''o seni mutlu edemezdi''. Ama sen de mutsuz olmayı seçmeyebilirdin.

Herneyse kırmızı lekeli perde kapandı. Herkes son bir kez selamlarını verdi. Taa ki bir sonraki şova kadar. Ne de olsa şov devam etmeliydi...

4 Ekim 2012 Perşembe

Hıyanet

"Ne acı ne acı insan kendine ne kadar yenik..
 Bulunmadı ihanetin ilacı yürek koca bir kara delik..
 Yapacak hiçbir şey yok, gönül bu sevdi..
 Eski bir ten, eski bir heyecan... bilirim üstelik."

Bir yerde bir hata yapıldı evet.
Birilerinin canı çok yanacak doğru.
Birimiz hepimize, herkese, her şeye ihanet etti.
Çünkü biri yalnız bıraktı.
Öteki aradı, çağırdı.
Bir diğeri de çağrıya olumlu yanıt verdi.
Gitti, gördü, hayır fethedemedi.

Biri "yeniden deneyebiliriz" dedi
Öbürü en ağır küfürlerle cevap vermek istedi...
Ama yapamadı.
Onun yerine ağzı kapatılarak, vücudu ısırılarak sevişti.
Biri ihanet etti.
Ben ettim, biz ettik.
Ben bize ihanet ettim.

25 Eylül 2012 Salı

Linguistics

Sayfayı açtım bakıyorum. O blog giriş sayfasına, sonra yeni yayın ikonuna elim gidiyor ama sayfayı açtığımda bomboş gözümün önünde duruyor. Yazacak bir şeyim yok demeyeceğim hala anlatacak şeylerim var ama kelimeler nasıl çıkış yapacak bilmiyorum. Doğru kelimeleri bulup düzgün cümleleri kuramayacağımın korkusu belki de... ''de'' ve ''ki'' ayrımı nedense herkesin çok bir umrunda bu aralar. Şimdi de onu buldular. Oysa ki sabahlara kadar içip dinledikleri şarkıların sahibi şarkıcılar bile farkında değil ayrımların, birleşmelerin. Ne zaman zaten umursamaya başladık ayrılan, birleşenleri... Oysa zannederdim ki biz insanlar sadece hissedilenlere, hissettirilenlere takılırdık. Sözcükler yavan kalırdı....

Şimdi yazılanlar için word check yapmalı belki de. Ama yabancı bir programın beni check etmesi saçma geliyor kaptırıp yazıp giderken. 0'larımı ve 1'lerimi kontrol etmenize gerek yok be canlar ben 8945719075019827590287598'i beynimde bi şekilde kontrol edebiliyorken.

Haa eğer hala kültürüme veya dil kullanımıma laf edecekler varsa, ki mutlaka vardır. Türkçe ile birlikte dört tane daha dili kendimi en iyi şekilde ifade edebilecek kadar konuşabiliyorum, yazabiliyorum. Bazen hangi dilin aslında ana dilim olması gerektiği konusunda bocalıyorum aslında. Ama gerçek şu ki türkçe dışında hiçbir dilde imla, yazım klavuzu olguları öğretilmedi bana. Biri öyle konuştu, ötekisi böyle... Bu bir kaç dil içerisinde herhangi bir cümleyi herhangi biriyle başlayıp bir diğeriyle sonlandırabilirim.

Hayır kendimi ''bakın ben böyle süperim'' gibi bir kanıtlama çabam yok sadece ''de''lere ''ki'' lere pek takılmayalım be canlar. İki harften daha öte kelimeler var. İki harfin yalnızlığından daha büyük birliktelikler, sözcük öbekleri var.


Diğer

Bak şimdi seni facebook'ta diğer mesajlara sürükledim ya nasıl nasıl mutluyum. Oysa ki alt tarafı fareyi üzerine tuttum, biraz çekiştirdim ve bir anda ''diğer'' oluveriverdin. Hah! Böylelikle attığın saçma sapan mesajları görmüyorum... uzun süre farketmiyorum. Zaten müthiş bi facebook kullanıcısı da olmadığım için ne olup bittiğini anlamıyorum bile. Ben anlamazken sen ne güzel çıldırıyosun.

-Seni çok özledim.
-Konuşalım mı?
-Lütfen cevap ver.
-Telefonunu mu değiştirdin?
-Liz cevap ver. Lütfen
-Nerdesin?
-Türkiyede misin?
-Lizaaa hadi beee yapma.
-Orda mısın allahın belası
-Ordasın ve çıldırmamı istiyosun dimi
-Çıldırdım işte manyak karı
-Telefonuna da ulaşılmıyo telefonunu mu kapattın?????
-Çok özledim seni, bi sesini duyayım yeter
-Hadi yalvarırım.
..........
-Sabrım taşıyor artık nası bi insansın sen yaaa
-Orada öyle durmuş bakıyosun ekrana biliyorum
-Senin tek amacın beni çıldırtmak zaten orospu
-Aç lan şu telefonu
-Getirtme lan beni oraya
......

Devam eden içerik genç nesiller adına yoğun küfür içermektedir :)

Hahah en tatlı yerinde kestim ama dimi ;)

Bir insanın vardan yok, yoktan var oluşunu izlediniz. Yok etmek üzerine kurulu ya zaten tüm benliğimiz. Biz mutlu, sevgililerden olamayız asla.

Biliyor musun sevgilim? Ben hiç senin saçlarımı okşadığını ya da sevgi sözcükleri fısıldadığını  hatırlamam. Hafızam zayıf olduğundan değil, sen hiç bana öylesine dokunmadığın için. 

Geri döndüğünde söylemiştim ''bu şehir ikimize dar gelecek'' diye.

Darlardayız.

24 Temmuz 2012 Salı

sekiz

Önce basit bir gülümseme
Yaklaşır öylesine anlamsız bir ''merhaba'' ile
Birkaç içki ısmarlar
Yatağa atmak için sarhoş etmeye çalıştığını düşünürsün
Programlanmış ne de olsa beynin...
Çok da umursamazsın ha bir eksik ha bir fazla...
Gecenin o saatinden sonra hesap kitapla uğraşılmaz ne de olsa

Alkolün dayanılmaz etkisiyle susmak bilmezsin
Anlatacak çok birşey varmış gibi
Dinler ya da dinlermiş gibi yapar işte
Götürmeye giriş 101

Birşey vardı mahvetmek istemedim
Devam etsin istedim
Belki de sadece birinin çıkıp saçma sapan düşüncelerimi dinlemesine ihtiyacım vardı
Nasolsa birbirimizi kullanacaktık ya
Sen de bu gece bununla uğraşacaksın işte
Karavana hahah!!

Sonra bir gece, bir sonraki gece, geceler, sonralar....
''Sen neredeydin bunca zamandır?''
Hiç yanıt veremediğim o soru
İhtiyacın olduğunda nerede soracağın 100 kişi
Alacağın en popüler cevap???

Bak bu benim en sevdiğim şarkı
Neden sana dinlettiğim hakkında en ufak bir fikrim yok
Seni uyurken niye sapık gibi izlediğimi de bilmiyorum
Sen üşüme diye manyak gibi klimayı bi kapayıp açtığımı da(!)

Hasiktir.

Merhaba...

13 Haziran 2012 Çarşamba

Cıstak Cıstak

Kaç yaşıma geldim halaa doyumsuz ergen misali gece dışarı çıkacağım diye herşeyi yapabilirim. Kırık bacağımla hoppidi hoppidi oynadığımı bilirim kızı zengin koca bulmuş anneler misalii. Yaşıtlarım gece alemlerinden elini eteğini çekip, dışarıda en fazla bir yemek yiyip sıcak yuvalarının yolunu tutarken hattaaa pek çoğu evlenip çoluk çocuğa karışırken ben halaa mekanlarda 92lilerle dahi olsa eğlenceyi sabaha kadar devam ettirenlerdenim. Duyan da parismilton sanacak beni sanki reinaya gidiyorum.

15 yaşımdan beri gece hayatım var ve halaa taksime doyamamışım anlaşılan. Eminim o bile benden bıkmıştır. Zamanında barları kapattığım dostların hepsi 'ayy artık kaldıramıyorum gece hayatını' teranelerindeyken, yıllarla istisnasız heerr gece gittiğim mekanların adları unutulmuşken ben halaa eskiyemedim. Abartmıyorum gece 2de arayın, nereye gittiğimizi bile sormadan 5 dakika içinde hazır olmazsam suratıma tükürün!!

Tabii yıllar içinde değişen şeyler oldu eskiden üstümdekileri çıkartamayacak halde eve dönerken şimdi gaaayet ayık taksiciye yol tarif ederken buluyorum kendimi. Eskiden nispeten pek yalnız noktalamazken geceleri şimdi tek başıma kalmak için bildiğin kaçarak terkediyorum mekanları. Yılların vermiş olduğu peek ciddi bir barmen-dj-kapı adamı çevrem var hatta çoğunlukla 'benim istanbulda giremeyeceğim mekan yok!' cümlesini bile kullanmışımdır. Üniversite yıllarında bazı mekanlarda çalışmışlığım bile vardır. Şu hayatta aç kalmam yanii :)

Beni örnek almayın siz siz olun dikkatli davranın diyeceğim ama ben hiç dikkatli olmamama rağmen istanbulun en tehlikeli yerlerinde bile başıma bir şey gelmedi şu güne kadar. Zaten o zamanlar gelmediyse şimdi hiç gelmez diye düşünüyorum. Ne gereksiz bir böbürlenme...

Ama ciddi bir tespit yapmak gerekirse gece hayatı çok değişti. Nesil mi değişti, devir mi değişti bilemiyorum ama...

Bundan yıllaaarr yıllaarr önce daha henüz taksimde galatasaraydan sonrasına yürünmediği zamanlarda herşey daha saydamdı. Taksimde genelde öğrenciler takılırdı. Öğrenciler dediğimde genelde kıt kanaat ay sonunu getirmeye çalışan bira ve winston sigara içen öğrencilerdi. Zengin öğrenciler taksimi leş ve iğrenç bulur, bu muhite gelirlerse kafalarının kesileceğine inanırlardı. Henüz elit tayfanın reina yerine asmalı mescite takılması başlamamıştı. Zaten düzen biraz öyle bozuldu galiba. Geçen arkadaşımın, arkadaşının, arkadaşının, arkadaşı olan çocuğun boğazdaki yalısına gittik mesela machine'den çıkıp... Hapçı mekanı dediğiniz machine yahuuu 'Noluyor lan' dedim kendi kendime. E tabii çelik de değişti :)

Mcdonalds sokağındaki pi'nin yeni açıldığı zamanları bilirim... Ne güzel mekan derdik delik deşik converselerimiz öylesine üzerimize geçirdiğimiz kot-tshirt ikilisiyle ne kadar umursamaz ne güzeldik. Şimdi taksime topuklu ayakkabı mini etekle geliyor genç kızlarımız.

Bir gün kenan doğulu taksimde takılacak deselerdi kıçımla gülerdim herhalde. O zamanlar teoman önüne gelen her dişiyi eve götürürdü, marjinal sanatçıydı taksimde takılırdı. (Kendime not: teoman bile gece hayatını bıraktı laaann)

Bir kaç sene öncesine kadar bizleri rock müzik denen 'gürültü'yü dinlediğimiz için hor gören serdar ortaççıların hepsi şimdi pop kültürüne bok atar, 'rockn rollayım beeenn' triplerinde paylaşımlar yapıyor sosyal paylaşım sitelerinde. Görüyorum canlar :) Efes one love neredeyse bomboş bir etkinlikken şimdi fötr şapkasını takan geliyor wallahaa sonra aaa 10. senesimiymiş??

Eskiden bu sokaklarda hastalık olduğuna inanan kızların dirseklerinde luivitonlarıyla (nasıl yazıldığını biliyorum ama şu anda pek umursamıyorum) beyoğlunda arzı endam ettiklerini görünce şaşırmıyoruz artık. Onlar çoğalmaya pembe-mor saçlı kızlar yok olmaya başladı... Punklar, gotikler, heavy metalciler yok denecek kadar azaldı biz kalemizi kaptırdık kapitalizme belki de... Sonuçta taksimin orta yerine içinde sephora olan alışveriş merkezi çaktılar ben hala sikilmiş götün derdindeyim. Hah bak çok güldüm şimdi :))


Not: Blog yazmaya bir gazetenin haftasonu ekine röportaj vermiş olan bi blogger'ın haberini okumakla başlamıştım. Benden eskiydi ve buralarda dolanan 3-5 kişi olduğumuz günlerde tabiki de benden fazla takipçiye sahipti. Bugün baktım da kendisinden epey oranda daha fazla takipçiye sahip olmuşum. Günümüzde milletin birbirini facebook'tan eklemesinin bile kimi zaman binbir kasışla gerçekleştiğini düşününce beni hiç tanımayan sizlerin yazdığım aklıma öylesine gelmiş şeyleri okuması, kimi zaman konular hakkında yorum yazmasının nasıl bir mutluluk olduğunu sizlere anlatamam. Ben şu güne kadar hiç kötü bir yorumla karşılaşmadım burada. Belki şanslıyım kimse beni aşağılamaya çalışmadı. Bazen gereğinden fazla açık sözlü davranmama rağmen hiç kimse beni 'namussuz' olmakla suçlamadı. Diyorum ya belki de şanslı olanlardanımdır :) Şu an mutlu olduğumun farkındayım. Binlerce teşekkürler!!!...

12 Haziran 2012 Salı

Devils



Holy water cannot help you now 
See I've come to burn your kingdom down 
And no rivers and no lakes, can put the fire out 
I'm gonna raise the stakes; I'm gonna smoke you out 

Seven devils all around you 
Seven devils in my house 
See they were there when I woke up this morning 
I'll be dead before the day is done 

2 Mayıs 2012 Çarşamba

iş hayatı

2008 yılından itibaren avukatlık mesleğini icra etmeye çalışıyorum. Ülke de hukukun üstünlüğünün ne kadar ayaklar altında olduğunun hepimiz farkındayız ama inanın kendini en "baba" hukukçu diye nitelendiren veya hukuk camiasında bu şekilde nitelendirilen insanlar dahi biz genç avukatları meslekten soğutucu hareketlerde bulunmaktan hiçbir fırsatta kaçınmıyorlar....


15 yaşımdayken Ally Mcbeal izlemenin bir sonucu olarak seçtiğim bu zorlu yolda çok düştüm, çok kalktım, pek çok insanın bir gün dahi dayanamayacağı yerlerde aylarla süründüm, köpek oldum. Evet her meslekte olduğu üzere avukatlıkta da birinin altında çalıştığınız sürece rahat yüzü görmenizin imkanı yoktur. Sosyal hayatınızı, özel hayatınızı, hatta ve hatta ailenizi bile hiçe saymanız beklenir. Bizzat patronunuz tarafından gayet açık ve net bir şekilde bu konu size defalarca kere hatırlatılır. Doktora gitmek, hasta olmak gibi en basit insani şeylere bile tahammül yoktur bu çalışma düzeninde.....


Herkes sürekli psikolojinize oynar. En ufak bi hatada günah keçisi sizsinizdir ve eline taşı alan vurun kahpeye diye size atmaya başlar. Hırslı çalışma arkadaşlarınız tarafından profesyonel olmamakla suçlanmanız için çok insani bir yorumunuz yeterlidir. Kendinizden başka kimseyi düşünmemeniz gerekir, arkadan vurmak artık profesyonel olduğunuzun göstergesidir. Kimseden yardım isteme hakkınız yoktur çünkü herşeyi siz "yapmak zorundasınız"dır. İş çıkışında bi "drink" alalım diyen insanların aksine siz ofiste yatar kalkarsınız. 40 yılın başı normal bi saatte (21.00) çıkma imkanını bulduysanız da eve vardığınızda patates çuvalı gibi yığılır kalırsınız.


Sizi en çok anlaması gereken kendi yaşınızda ve deneyiminizdeki oda arkadaşlarınız dahi sizi alakalı/alakasız herhangi bir konuda aşağılamayı, laf sokmayı kendilerine eğlence sayarlar. Bu kadar "mutsuzluk" içerisinde kendilerini böyle iyi hissedeceklerini zannederler. Bu şekilde zamanla insanlıktan çıkaaarr, kendinizden ve etrafınızdaki herkesten nefret etmeye başlarsınız. Aileniz, arkadaşlarınız, sevgiliniz bu durumunuza anlam veremez ve klasik "çok gerginsin", "sen yine neye sinirlendiysen hıncını benden çıkarma", "psikopata bağlamışsın" tarzı yorumlarda bulunurlar.


Hele ki şu büyük, yabancı müvekkillerle iş yapan Bilmemne, Bilmemkim & Bilmemkim, Bilmemkim & Bilmemkim & Bilmemkim Law Offices'lerden birinde çalışıyorsanız.... Maaşlarınız nispeten dava avukatlığı yapan kişilere göre 3 kuruş daha fazladır. Her gün adliye adliye, mahkeme mahkeme dolaşmassınız ama bilgisayar önü avukatlığı/masa başı vekilliği/danışmanlık yapmanın vereceği tüm rahatsızlıklardan muzdarip bir şekilde hayatınızı devam ettirmeye çalışırsınız...


Kendi özel hayatında hiçbir yere gelememiş insanlar avukat olmayı her daim bi bok sanırlar ve avukat oldukları için karşıki mor dağların sahibidirler onlar. Sizin de sahibinizdirler.... Aç ağzını sıçıcam deseler o ağız "tabiki", "teşekkürler", "buyrun hemen" diyerek açılmalıdır. Egoist insanların meslekleri kendi kişisel tatminleri haline gelir. Sizi süründürerek mutlu olur, hele artık sinir krizi geçirip ağladığınız an kendi odalarında oh ne güzel mahvettim kızı diye oyun havaları eşliğinde halay çekerler. Özel hayatlarında pek çoğu iğrenç kişilikleri nedeniyle yapayalnızdırlar, onların krallığı ofislerdir... O ofisle var oldukları için de tüm gecelerini, gündüzlerini orada geçirirler. Bundan mutludurlar çünkü o dört duvar arasında çalışmak onların hayatlarında var olan yegane şeydir.


Ve siz (veya ben) hiçbir zaman hayatın sadece iş iş iş'ten ibaret olmadığını düşündüğünüz zaman profesyonel olmamakla, işini savsaklamakla, vıdı ve vıdıyla suçlanırsınız.


Bu yaşta bu kadar stres içinde olmak derinden yaralıyor beni. Daha halaa dünyayı gezmek istiyorum. Ama işte ahh o ekmek parası denen hayırsız. İnsanı kul ediyor, köpek ediyor. Hayallerinden vazgeçiriyor. Bi süre sonra iş hayatının çarklarına öyle bi alışılıyor ki.. hatta artık hayal bile kurulmuyor.

15 Mart 2012 Perşembe

FOLLOW MEEEE!!...

Popülizmin de sosyal medyanın da köpeğiyim :)

https://twitter.com/Liatics