The individual has always had to struggle to keep from being overwhelmed by the tribe. If you try it, you will be lonely often, and sometimes frightened. But no price is too high to pay for the privilege of owning yourself...

Nietzsche
O etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
O etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Bittim

Hepimiz aslında aynı yalana sığınıyoruz..
Hayatımın aşkı diyoruz, direkt damgayı yapıştırıyoruz..
Kaç tane 'hayatımızın aşkı' geçiyor hikayelerde acaba??

Benimde elbette hayatımın aşkı dediğim birisi vardı.
Evet sadece bir tane oldu.
Vardı diyorum çünkü artık yok.
Yaptığı tüm saçmalıklara senelerce katlandıktan sonra..
Bir gün daha fazla artık katlanamayacağım bir şey yaptı.
Bu sefer susmadım, susamadım.
Bu sefer 'ömrüm boyunca seninle konuşmayacağım' dedim
Dediğimin de sonuna kadar arkasındayım ya
Konuşmadım...

Hayatımın son pek çok senesi bu herifi beklemekle geçti..
O dünyayı gezdi, hayatını yaşadı..
Ben belki bi ara bi telefon açar diye günlerce gecelerce bekledim..
Çok kırıldım, epeyce döküldüm
Ölümlerden döndüm
Hiç haberi olmadı.
Haberi olsa da kalkıp gelmezdi zaten.

Acıyı biraz olsun hafifletebilmek adına anlık mutluluklara sığındım.
Kendi bencilliğim yüzünden insanları da mahvettim.
Kader filmini izleyenler varsa hikayeye tanıdık olabilirler..

Hatun takılmış bi manyağın peşine..
Başka bi manyaklar da hatunun peşine..

Ben bu heriflerin evlerine sığamadım,
Yataklarına giremedim.

Sonra mı..
Sonrası yok..
O bana yapılmayacak şeyler yaptı.

O bitti ben bittim.
O gitti ben bittim.

2 Şubat 2011 Çarşamba

just this

Hayatım boyunca yazdım ben... Defterler dolusu yazdım... Bi nebze de olsa 80'ler çocuğu olmamızdan kaynaklı olarak geç tanıştık bilgisayarlarla. Belki bu yüzdendir hiç bilgisayarda günlük tutmadım. Blog dışında bilgisayarda yazı yazmadım. Yazdıklarımı silmem, değiştirmem... Sanki kağıda yazınca silme hakkından sonsuza dek vazgeçmiştim gibi. Sayfayı yırtıp atabilirdim evet ama kenarındaki tırtıklardan belli olurdu orada bi küçük hile yapmış olduğum. Neysee..

Ergenlik dönemimde aptal plastik kilitleri vardı günlüklerimin. Çoğu hediye gelmiş kalpli, çiçekli, böcekli kız çocuğu günlükleri işte. Bana kalsa herhangi bir defter parçası da olurdu, yazmak için pembe kokulu kağıtlar gereksizdi. Önemli olan görüntü değil içerik ya. (Yüksek bütçeli hatta şu aralar 3D muhabbetinin döndüğü Hollywood filmlerinden nefret etme sebebim. Hayır abi Avatar müthiş değil!!) Neyse konuyu dağıtmadan.... Aslında dağılması normal çünkü şu aralar pek ne yazacağımı bilemiyorum. Korkunç bi dönem. Neysee..

Bu bloga 2 seneden fazladır yazıyormuşum (evet yeni farkettim ne var). Zaman çok çabuk geçiyo... Bomboş bi dönemdi hayatımda. Ne yapmak istediğime karar vermeye çalışıyordum. Aslında önemli olan ne yapmak istediğim değildi de, hayatımla ilgili mantıklı kararlar almaya çalışıyordum işte. O zamanlar sayımız gerçekten çok azdı. Dönüp dolaşıp aynı bloglarda alırdık soluğu. (Ah bizim zamanımızdaki bayramlar demeyeceğim...) Neysee..

Tekrar dönüp okudukça ne kadar karışık yazdığımı farkettim. Bazı olayları ve kişileri ben bile anlamadım ilk okuduğum anda. Sonra çaktım. Bazı yazıları okuyunca "bunu ben mi yazdım lan yok artık gidip kitap da yazıyim bari elim değmişken" dedim. (Dedim evet ne var?!) Bazı yazılarda da kendimi "spastik", "embesil" ha bideee "utanmaz-arlanmaz" ilan ettim :) Neysee..

Şu aralar hayatıma bakacak olursak eğer... İş aynı yoğunlukta devam ediyor. Ofiste yattığım geceler bilirim. Hayatımın aşkı dünyayı ele geçirme planlarından vazgeçip ülkeye kesin dönüş yaptı. 1.5 sene sonra ilk kez görüşüp tekila içtik. Belimden kavradı beni kendine doğru çekti ama öpmedi bile. Belkide artık beni öpmek istemiyordur. Ya da hatta beni sevmiyordur... Neyseee..




Not 1: Hayatımın aşkı beni kolumdan tutup Tron filmine götürdü. Başkası götürse hayatta 3D filme gitmezdim de hayatımın aşkı işte naparsın... Spoiler vermeden anlatmak gerekirse filmin başlarında karakterimiz babasının eski atari salonuna gidince....... (80'ler o 'yeah atari salonları falan) şalterleri kaldırıncaaa...... Jukebox'ta JOURNEY-SEPERATE WAYS çalmaya başlıyor!!! Nası hoşuma gittiii, ne zamandır da dinlememişim özlemişim falan :) adamı o an öpesim geldi iyiki Tron'a geldik falan yuppiii modlarındayım ama o beni öpmedi. Koltuklarımızın aramızdaki ortak koluna aynı anda kollarımızı bile koymadık. Kolu koluma değmedi hani. Ulan 14 yaşımdayken bile cinsel olarak şu andakinden daha aktiftim allahın belası.

Not 2: Müzikal bi nottan sonra okumalık bi not; PATTI SMITH-JUST KIDS kitabı müthiş-müthiş-müthiş. Türkçeye de çevrilmiş. Çeviri olarak okumak isterseniz de ismi ÇOLUK ÇOCUK. Kitabı çok fazla anlatmak istemiyorum, kendiniz hayal edin-yaşayın-tadın diye. Ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki şu 3D filmlerden bi bok olmaz.

Haydi dostlar öperim... Kalın sağlıcakla!

16 Şubat 2009 Pazartesi

Çok uzun zaman önce

O'nunla tam 4 sene çıktım. Bu zaman zarfında iyi bi insan oldum. O bana iyi geldi. Öyle sırılsıklam bi aşk yoktu ama mutluydum çoğunlukla, gençtik, eğlenceliydik.. Denge bana güzel gelmişti.
Sonra zamanla olmadığım biri olmaya çalıştığım gün yüzüne çıkmaya başladı. İçim başka dışım başkaydı. O'nu milyonlarca kere terketmeye çalıştım ama bırakmadı. Belki sonumun kötü olacağını bilirdi. Belki de beni gerçekten severdi. Birbirimizi her geçen gün biraz daha tükettik. O'nu değil aslında hep kendimi aldattım. Sıcak bi yaz günü deniz kenarında bana yalvarırken "git" dedim ona.. gitti.

Bi hafta sonra içimi boşaltmışlar gibi hissediyodum. Alışkanlık insanlık tarihinin en ağır zehriydi. Mutsuz oldum, bocaladım, saçmaladım. Yalnızlığa geceler boyu alışamadım. Oysa artık ne geri dönebilirdim ne de gidebileceğim başka bi yer vardı. Acemiliğimin verdiği zavallılıkla geri dönmeye çabaladım, "olmaz" dedi. İsterse dünyanın en acımasız katili olabiliyordu. Yıkıldım. Oysa o anki ruh halim komik geliyo şimdi. Tükenmiş, bitmiş, ölmüş herşey... Cenaze kalkmış. Yeniden diriltsem bişileri kaç yazar? Usulca yasımı tutup çekip gitmem gerekirdi. Aklım başıma geldiğinde yapabildim ancak. Ama bencildir O. En sevdiği oyuncağı elinden alınmış çocuklara has bi inatla peşime düştü. Ben bi adım yol alamadım. Bacağımdan kıskıvrak yakaladı beni, tutuklu kaldım.

Hayatımda bi tek o zaman yalnızlığıma yenildim. Görünürde yine onundum ama artık yatağımda O değil, bi yabancı vardı sanki. O arkasını dönüp uyurdu, ben sabaha kadar salonda oturur, sigara üstüne sigara söndürürdüm.
Herşeyin bok gibi gittiği barizdi. Berbat bi oyunun içinde sıkışıp kalmıştık. Sanki çok sıkıcı bi filmi izlemek zorundaydık ve film bi türlü bitmek bilmiyordu. Tüm çevremize göre ise biz ufak problemleri olan mükemmel (!) çifttik. Bi süre sonra herşeyi yolunda göstermeye çalışmak için çaba sarfetmez oldum. Böylece O da uzun zaman sonra görmezlikten gelmekten vazgeçti. Beni iyi tanırdı ama hakkını yiyemem. Aslında sussam da herşey apaçık ortadaydı ve o herşeyin farkındaydı..

"Beni artık sevmiyosun biliyorum" dedi. "Evet" dedim. Şaşırmadı ama üzgündü. Yinede bi umut "seviyorum herşey düzelecek" dememi bekliyodu. Böylelikle susarak, tükenmişliği görmezden gelerek, bi süre daha oyunumuza devam edecektik. "İkimizde mutlu değiliz" dedim. Hava buz gibiydi. Titriyodu karşımda. Acımasız değildim, gerçekçiydim. Bu sefer arkama dönüp bakmamam gerektiğini biliyodum. Bakmadım da. Dolmuşa atladım, telefonumu kapadım. İneceğim yerden çok daha önce inip eve kadar uzun bi yol yürüdüm. Düşündüm, rahatlamıştım. Omuzlarımdan ağır bi yük atmıştım sanki. Oysa ben sadece varolanı cümlelere dökmüştüm. O da şimdi olmasa bile zamanla anlayacaktı. Eve yaklaştığımda daha cesur hissediyodum kendimi.

Ev kalabalıktı. Ben hiç maddi anlamda yanlız kalmadım zaten. O zamanlar için dostum sandığım herkes başıma üşüştü. Anlattım herşeyi. Her kafadan bi ses çıktı. Yoruldum. Yatmak için odama kapandım. Oysa hiç uykum yoktu. Bi kaç parça eşya topladım hemen. Sabaha karşı kimse uyanmadan dışarı attım kendimi. Bi grup çenesi çok düşük kıza hesap vermek zor geldi. Aslında herşeyin ötesinde gerçekten yalnız kalmaya ihtiyacım olduğunu farkettim. Sigaramı yaktım. Soğuk ve boş sokaklarda yürümeye başladım. Bi kaç saat içinde kendimi dünyanın diğer ucuna atacaktım.

Kaçtım veya kaçmadım artık önemli değil..

1 Şubat 2009 Pazar

O ve ben

Eve giriyorum, berbat bi koku var. Aslında midem bulanıyor ama gülümsüyorum. Hiç şüphe duymuyor, o zaten hiç birşeyden şüphelenmiyor. Bu kadar mı güvenilir görünüyorum? Sadece susuyorum oysa ki.. Hiç tanımadığım, yerini asla bulamicağım evlere bile girdim. Rahatsız olmak saçma şimdi.
Önce kısa, çabuk. Tavana bakıyorum. Artık neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmiyorum. Kendi yalanımı gerçeğimden ayırt edemiyorum. Batmışım çoktan da farkında mı değilim? Yoksa o büyük kurtarıcım mı?
Bişey yapmak istiyorum. Ne yapmak istediğimi bilmiyorum. Aslında kayda değer hiçbişi yapmıyorum. Anlık mutluluklara sığınıyorum. "Huzur" asla gerçekleşmeyecek bi hayal sadece. Onu mutlu edersem belki bende mutlu olurum diyorum. O havalarda uçuyor ben kendi bedenime yabancılaşıyorum. Ruhumun karmaşasında boğuluyorum. Koynumda 1 değil 1000 kişi olsa da yalnızlıktan kaçamıyorum.
Ona göre herşey yolunda. Beni ne kadar çok sevdiğinden bahsediyor. Bi noktadan sonra kulağıma sadece uğultu gibi gelmeye başlıyor söyledikleri. Hiç anlamıyor, hiç tanımıyor beni. Bu kadar içimdeyken aslında yağ ve su gibi çözünemez biçimde aynı bardakta apayrı hayatları yaşıyoruz. Kafası çalışıyor, aptal değil ama hiç düşünmüyor. Bakıyor ama görmüyor.
Neden bu kadar uzak benden? Neden beni asla olamayacağım bi insana benzetmeye çalışıyor? Onun annesi gibi olmak istemiyorum. Onun ablası gibi olmak istemiyorum. Artık onla da olmak istemiyorum. Çekip gitme hissi ağır basıyo ama hala buradayım. Nedensiz bi şekilde kıpırdamıyorum yerimden.
O anlatıyor, ben susuyorum. Sadece izliyorum yine..

31 Ocak 2009 Cumartesi

cuma gecesi ateşi

Kaçıyorum diyorum ya
Açmıyorum telefonları
Kapımda bitiveriyosun
Kimseye hesap vermiyorum.. sana hiç veremem şimdi
"Git" diyorum
Yalnızlığımla oturuyoruz, bizi rahatsız etme..
Hayatımda hala hak iddia etmeye çalışıyosun
Oysa gözümün içine baka baka yalanlarını sıralıyosun sadece
Kimliğimden çok etime değer veriyosun
Anlamıyorum sanki tanımıyorum seni
Yalnız uyuyosun ya artık hayat gözünde büyüyor
Daha da tükeniyosun gözümde gün geçtikçe
Kendi bencilliğin bu sadece 'sevgin' falan değil
Umursadığını zannettiğin kişi de ben değilim
Sen kendinden başkasını düşünmezsin
Bi kahve içmeye diye geldin ya
Başladın yine hemen yargılamaya
Sanki benim veya hayatımın en ufak bi kırıntısında söz hakkın varmış gibi
Yıllar geçti ama sen hala beni hiç tanıyamadın
"Kendime dikkat etmeliymişim"
Merak etme sen
Ben kendimi her ne deliğe sokarsam sokıyim
Çıkartmasını da bilirim
Benim için endişelenmene gerek yok
Sen yoksun artık..
Aslında zaten hiç olmadın ki.