The individual has always had to struggle to keep from being overwhelmed by the tribe. If you try it, you will be lonely often, and sometimes frightened. But no price is too high to pay for the privilege of owning yourself...

Nietzsche

18 Mayıs 2011 Çarşamba

why

içini açarsan birşey olmaz dediler
içini bi kere birine açarsan o seni kucaklar dediler
evet sarıldı bikaç kere...

biz asla olamayız dedim
nedenim vardı
nedenlerim vardı
öncelikle benim buz tutmuş kalbim vardı
buz kırıcılarıya deşilmiş yüreğim vardı
ben iyi değildim
sen iyi olmayan biriyle yapamazdın

şişelerce şarap bitirdik...
doymadık devam etmek istedim
gel benimle dedim
çooook çooooook uzaklara gidelim
biz olalım demek istedim
diyemem biliyorum.

uzak durmanı istedim durmadın evet
duramadın biliyorum
ama gelmedin de
gelemezdin
kovdum seni defol git dedim
ah sana ne kadar ihtiyacım olduğunu söyleyebilseydim keşke
ah içimi dökebilseydim bi kere
ama dedim yaa
ben kalpsiz olmak için eğitildim
şimdi sen istediğin kadar benim elimi tutmaya çalış
benim ellerim yok edilmiş
dokunmayı bile bilmiyorlar..

biz asla olamazdık..

9 Mayıs 2011 Pazartesi

u could be the 1

Come close and then even closer
We bring it in but we go no further
We're separate
Two ghosts in one mirror, no nearer

Later on if it turns to chaos, hurricane comin all around us
See the crack, pull it back from the window,
you stay low, say when

The Fray - Say When


Sevdiğiniz adamı unutun..
Aşık olduğunuz adamı boş geçin..
Ruh eşi denen insanla tanışırsanız ne yaparsınız?
Oturup günlerle birbirinizi tanımaya gerek yoktur
Tek bir an yeter bunu anlamaya..
Aynı ortamda girdiğiniz anda
Elektrik çarpmış gibi hissedersiniz..

5 Mayıs 2011 Perşembe

in a manner of speaking

Yoğun tempolarda seyreden iş hayatımdan dolayı mı? Yoksa artık gençlik ateşim yaş icabı yavaş yavaş sönmeye yüz tutmasından mı? Ya da halihazırda artık o kadar da ilginç-heyecanlı bi hayatımın olmamasından mı bilmem ama.. Neyse ki torunlarımın torunlarına bile anlatılacak gaaayet sarsıcı hikayeler biriktirmişim Livin on the Edge günlerimde.

Kendimi toparlayıp doğru düzgün bişeyler yazamıyorum. Oysa hep dediğim bi laf vardı 'yazmak benim sığınağım' -my sanctuary- Çünkü bişilerimi anlatabileceğim kimse yoktu etrafta. Zamanla bu anlatamama olgusu anlatabilecek insanlar girse de hayatıma anlatmamaya dönüştü zaten. Hayatı boyunca yüzmemiş bi insanı bi gün denize attığınızda yüzmesini bekleyemezsiniz değil mi? Bilmediği şeyden korkar-kaçar. Çok cesur olduğumu zannedenlere aslında korkağın teki olduğumu söylerim de gülerler. Bende gülmelerine gülerim..

Herneyse, gitmeler-gelmeler, yapmalar-bozmalar, doğrular-yanlışlar, başlangıçlar-bitişlerle dolu senelerin özetlerini defterlere, kağıtlara sığdırmaya çalıştım yıllarca. Yazarken çok da takip edilesi bi biçimde yazamadığımın farkındayım. Beynim fazla işliyor sözcükler-kelimeler fışkırtıyor. Hepsini birleştirmeye kalkınca cümleler karman çorman oluyor. Beynimi sakinleştirip yazmam gerekiyor bu nedenle. Fakat hayatım boyunca çok nadirdir beynimin sakinleşip de bedenime rahat vermesi..

Ordan girip buradan çıkıyorum işte.. Kimi zamanda kolaya kaçıyorum şarkı sözlerine sığınıyorum. O anki hislerimi yeniden yapılandırmak zor geliyor. Zaten var edilmiş olanı kopyalıyorum.

Pek paylaşımcı bi yapım da yoktur. Bu nedenle kimseye gidip de 'ben yazdım oku' diyememişimdir. Bi gün yapmak isterim bunu.. Doğru insana, doğru zamanda. Beni tanımak mı istiyosun git blogumu oku desem :) Korkar kaçar mı yazdıklarımdan. Ne yollardan geçmiş bu kız diye yargılar mı? Ben şu hayatta beni yargılamayan tek bi insanla tanışmadım henüz. Tanışırsam ona okuturum söz.

Geçenlerde bi arkadaşım şöyle demişti ''onun blogunda yazdıklarını okuyunca ona aşık oldum resmen''. Gerçekten insanlar birbirlerinin yazdıklarına aşık olabilir mi? Yazılarımızda yansıttığımız kadar gerçek, yalın ve savunmasız kişiliklerimiz de güzel midir?

21 Nisan 2011 Perşembe

musicians are my kryptonite

Müzikle az-çok içiçe-dışdışa bi insan olmamdan kaynaklı olarak müzikle ilgilenen insanları severim. Hani illa bi alet edevat çalması mühim değil. Müzikten anlasın yeterli. Hatta müzikten anlamayan bi insanla asslaaa birlikte olmam derken en uzun ilişkimi müzik zevki demetakalın-ebrudestan-asumankrause üçgeninden ibaret olan bi adamla yaşamış olmam beni ikiyüzlü yapabilir. Fakat aslında çok da yanlış bi hareket değil. Neden mi?

Müzik kültürü geniş olan insanların yavaş yavaaaş da olsa yaşadıkları bi eksen kayması vardır. Bakın film kültürü sahibi insanlarda bu olmaz. Müziğin damarı drugs-sex-rocknroll olgusunun üzerine inşa edilmiştir. Dikkat edin taptığımız bütün müzisyenler bunu ilke edinmiş haldedirler. Müziği sadece iyi bir dinleyici olarak benimsemiş olanlarda bu eksen kayması daha hafif boyuttadır. Şerefsiz değil de piç kurusu dolaylarında gezer, daha bi şirin gözükürler gözünüzü. Amma velakin müzikle uğraşan hele hele de geçimini bu yoldan sağlayan birine rastladıysanız.. Hemen yapmanız gerekeni söylüyorum; durun bi kaç adım geri atın ve hiç düşünmeden, ardınıza dahi bakmadan orayı terkedin.

Sahne olayının insanlar üzerinde acayip bi etkisi vardır. Teoman her gece başka bi hatunu nası götürüyor dersiniz. Yakından görüp-sohbet ettiğim için belirtiyorum... Bin tane şeyiniz olsa birini vermeyeceğiniz bi adama sahne ışıkları altında aşık oluyorsunuz. Sonra o da karşınıza geçtiği anda kendini bi rockstar edasıyla devleştiriyor. Lan bu herifte bişi var diyorsunuz. Hele hele eline gitarını alıp gözlerinizin içine baka baka şarkıları bir bir sıraladığında kendinizi prenses olmak üzere olan katemiddleton vari bişi zannetmeye başlarsınız..

Bu noktada tekrar başa dönerek, yapılacakları sıralayalım. Bırak o elindeki birayı çabuk terket ortamı. Çünkü hiçbir temele dayanmayan abartılı duygular hissetmeye başlayacaksın az sonra. Tamamen sahnenin ateşine odaklı mevzular bunlar.. Nerden mi biliyorum. Aynı şey benimde başıma geliyor. Normalde bi mekana gittiğimde 10 erkekten 2si yazıyorsa, sahneye çıktığımda 10 erkekten 8i birbirini parçalayacak hale geliyor. Ve ben adrianalima, meganfox falan değilim.

Bu konuda en tehlikeli cins, müzik yaparak geçimini sağlayan fakat albüm çıkarıp ünlü olabilecek kadar da yeteneğe sahip olmayandır. Çünkü belli bir başarıya ulaşmış olan rockstarların nispeten bi ego dengeleri vardır. Ha o ego da o kadar tavandadırki öyle herkesi beğenmez, 1-2 tanesini seçerler. Tamam bu noktada seçildiyseniz eğer hazzı yaşayın bi süre ama 10 dakika sonra üzerine atlamakta olan kızla samimiyeti ilerlettiğinde cinayet işleme motivasyonuna ulaşmak istemiyorsanız terkedin mekanı. Fakat başarıya ulaşamamış orada burada sürünmekte olan rockstarcıklardaki ego dengesizliği 'ben müzik yapıyorum, ben süperim' içgüdüsüyle doluuup taşaar. Bu kişicikler size çok açık ve net ben tekeşli olamam bebeğim cümlelerini kurarlar. Yedi cihana hükmetmiş padişah bile aşık olup tekeşli olmuşken, padişahtanda büyük rockstarcığımız size 2 gün gösterdiği ilgiyi 3. gün göstermediği anda külkedisine geri dönmüş sindrella misali yerlerde sürünmek istemiyorsanız uzak durun bunlardan.

Gidin arkadaşlarınızla eğlenin, müziğinizi dinleyin, için hatta sarhoş olun ama sahnedeki varlıklarla ilgilenmeyin.

25 Mart 2011 Cuma

kalpsiz

Yollardayım evsiz mutlumusun bensiz
Söyle bana sebepsiz biter mi aşk?

Yollardayım evsiz bin dertliyim sensiz
Söyle bana sebepsiz affeder mi aşk?


Badem&Ozlem Tekin-Kalpsiz


Daha önce söylememişimdir büyük ihtimalle ama arkadaşlarımla kurduğumuz ufak çapta bi müzik grubumuz var. Arada orada burada çıkıyoruz işte.. Ben solistim evet sesim fena sayılmaz :)
Bu akşam şarkıyı söylerken aklıma bişeyler geldi ama şimdi hatırlamıyorum.. Neyse güzel şarkıdır. İlginenler varsa nerelerde çıktığımızı söyleyebilirim dinlemeye gelirsiniz falan.. Gerçi bu tamamen kimliğimi ele vermek olur ama.. Olsun be :)

Sonuç olarak.. Aslında pek bi sonuç yok. Bana ''kalpsizsin'' dedi. İnanın çok farklı bişey söylemedi. Daha önce duymadığım bişey değil yani. Öyle miyim değil miyim bilmiyorum. Sadece normal insanlar bişey hissettiğinde peşine köpek gibi düşüyor ya ben onu yapmıyorum. Düşmüyorum hiç bişeyin peşine kaçıyorum sadece.. Bu çocukluğumdan beri en iyi öğrendiğim şeydi çünkü. Annem kalbi her kırıldığında kaçardı. Yer-şehir-ülke değiştirirdi. Bende nasibimi almışım işte belki de genetik. Ufak bi farkla ben kalbimin kırılmasını beklemiyorum kaçmak için. Hiç bir yerde fazla kalıcı olmamayı seçiyorum sadece. Seçim yapma hakkımı kullanıyorum sadece...

8 Mart 2011 Salı

volver

Gimme a ticket for an aeroplane,
Ain't got time to take a fast train..
Lonely days are gone, I'm a-goin' home,
'Cause my baby just a-wrote me a letter.

I don't care how much money I gotta spend,
Got to get back to my baby again
Lonely days are gone, I'm a-goin' home,
'Cause my baby just a-wrote me a letter.

Well, she wrote me a letter
Said she couldn't live without me no mo'
Listen mister can't you see I got to get back
To my baby once a-mo'--anyway...

Box Tops - the letter


Seni özlüyorum al tamam teslim oluyorum

SENİ SEVİYORUM..

İstediğin bu değilmiydi.. Yeterince acı çektiğime inandığım için sadece ilişkilerden kaçıyorum. Hepsi yettii.. diyorum. Ama sen uyurken sarılınca dayanamıyorum. Veya ''benim evimdesin misafirsin colayı ben getiricem'' dediğinde. O kadar iyi niyetli ki bi insan ancak bu kadar gerizekalıca saf olur derken... Kimse bana hayatım boyunca senin kadar iyi davranmadı anlıyormusun? Ben seni seviyorum demem ben ''kapa çeneni gerizekalı'' derim. Haklısın ''open relationship'' isteyen bendim. Sen kalmamı istedin. Ben kalmaya dayanamadığım için kaçtım kaçtım. Ama artık kaçmak istemiyorum. Seninle kalmak istiyorum. Bütün gece bana sarılmanı istiyorum...

İşleri bu kadar boktan hale getirdikten sonra nasıl geri dönülür bilmiyorum. Geri dönülebilir mi onu da bilmiyorum. Sadece canımı yakma. Canım yanmasın diye ördüğüm o kocaman duvarlarım vardı.. Sonra seni haketmediğin hiç bi suçunun olmadığı bişeye sürükledim. Haklısın yalan söyledim. Yalanlaaaarr söyledim. Yakalandım.

Delinin tekiyim ama deliliğimi sevdin itiraf et. Üzgünüm.. Pişmanım diyemem çünkü ben buyum. Ama eğer beni tüüüüm bu kusurlarıma rağmen hala sevmeyi kabul ediyorsan.....

3 Mart 2011 Perşembe

BLOGUMA DOKUNMAA!!

Hayatımın en güzel yıllarını hukuk fakültesine feda ettim. O sınavlara gireceğim diye günlerle uyumadığımı bilirim. Gerçekten inandığım birşeyler vardı içimde, artık hatırlamakta zorlanıyorum. Bugün mesleğim avukatlık.. Geçimimi hukuki danışmanlık yaparak kazanıyorum. Hukuka olan o büyük inancım da can çekişiyor.. Herşeyden öte ''hukukçu'' olduğuma inanırdım. Benim hukuk fakültesine başladığım günle bugün arasında bu ülkede çok şey değişti. Hukukun h'sini bilmeyen insanlar tarafından yönetiliyoruz. Ve artık kendi rahatımız için bir başkasının özgürlüğünü kısıtlamaya uğraşmaktan hiç çekinmiyoruz. Bunu devlet eliyle youtube için yaptıklarında faşizm dedik. Peki şimdi digiturk meselesine ne diyelim. Kimsenin ''kişilik haklarıma'' bu şekilde saldırmasını kabul etmiyorum. Kimsenin ''özgürlüğüme'' karşı açtığı bu savaşı kazanmasına da izin vermek istemiyorum.

Hani küçükken ders almamızı sağlamak için anlatılan hikayeler vardı yaa. Pireden yorgan yakmak falan içerikli. Evde fare varsa gider fareyi bulur, yakalar, öldürürsün. Fare var içinde diye tüm evi yakıp yıkmazsın dimi gerizekalılar. Git maç yayını yapan blogları kapat anlayalım. Bizim naçizane yazılarımızdan ne istiyorsunuz? Sen kendi telif hakkınla ilgili oraya buraya saldıracaksın diye benim yazılarımın hakkı ne olacak?! Bir insanın hakkının sınırını diğer insanın hakkı çizer... (bilmeyenler için bilgi notu)

Şimdi napalım digiturk dekoderlerimizi geri mi versek hep beraber? Bi tane üye kazanmak için havada 38 takla attıklarına göre. Topluca ''dekoderini camdan aşağı at'' kampanyası yapabiliriz. Veyaa IP adres değiştirmece olsun tunnellar olsun bloglarımıza giriş yaparak sürekli maç görüntüleri yükleyelim ;) iyice delirsinler

Bu fikirler kulağa hoş gelse de sonuç olarak doğru düzgün bi çözüm bulmak gerekiyor :) bütün gün deri koltuklarınızda kaba etinizi yaya yaya oturacağınıza doğru düzgün bi yasa yapın. Hadi bebişim gerekli çoğunluğa sahip olduğunu da biliyoruz. Cumhurbaşkanı da adamın zaten bi gecede onaylar... Ama tabi böylesi işinize geliyor değil mi? Sesimizi yok etmek... Zaten felsefe hiç değişmiyor ''ananı da al git''den ''blogunu da al git'' aşamasına geçtik sadece değil mi? Hiçbir şey değişmiyor medeniyetten gittikçe daha da uzaklaşıyoruz.

28 Şubat 2011 Pazartesi

delirmeden önceki son çıkış

Bazen hayat kontrol edilemez derecede kötü gider ya hani.. Ve yapacak fazla bişi yoktur. Elden ne gelir? Oturup derin bi nefes almak bile zordur. Artık eskisi kadar çok yazmıyorum çünkü hayat üzerinde durup düşünemeyeceğim kadar hızlı akıp gidiyor.. Yeni gelenler hep gitmiş olanları aratıyor.. Bazı gitmiş olanlar asla bi daha geri dönmüyor. Geri geldikleri zannedilen her an sadece bir kandırmacadan ibaret.. Artık o kişiye ait o zaman dilimi çoktan geçmiş, bitmiş, harcanmış oluyor. Cümleler o eski anlamlarını yitirmiş ve yokluk tükenmez bi ateş gibi önüne çıkan herşeyi yakıp küle çeviriyor..

Benim yalnızlığım ve zavallı acılarım benliğimi yok ederken durup düşünemiyorum bile. Yaşamıyorum hatta.. Öylece insanların hayatından gelip geçiyorum işte.. Varlığım birşey katmıyor, yokluğum hiçbir şey ifade etmiyor.. Hepimiz yolumuza bir şekilde devam ediyoruz.. Hayat durup bekleyecek değil ya. Masumiyet, aşk, hayal, umut... hepsi bitmiş tükenmiş hikayelerin gerisinde kaldı. Ben kalpsiz, ruhsuz, huzursuz.. Ben hep yabancı.



musiki - lady antebellum need you now

5 Şubat 2011 Cumartesi

yapboz

Çok iyi betimleme yaptığımı söylemişti birisi.. Olay yerini resmen yaşatıyormuşum evet. Cinayet mahalini cinayeti hissettirerek anlatmak.. Belkide kendim bizzat işlemişim gibi.. Bazen hep oradayım. Varlığımı tamamıyla ortalara sererim. Bazen varla yok arasıyım işte.. Gel dersen gelirim evet ama sabah kolunu yatağın sağ tarafına attığında boş yastığı bulabilirsin.. Arada delirebilirim ama geçer don't panic!!

Dünyanın her yerinde yaşayabilecekken neden burası diye sordu?
Niye burası?



öneri: Aerosmith - Crazy

2 Şubat 2011 Çarşamba

just this

Hayatım boyunca yazdım ben... Defterler dolusu yazdım... Bi nebze de olsa 80'ler çocuğu olmamızdan kaynaklı olarak geç tanıştık bilgisayarlarla. Belki bu yüzdendir hiç bilgisayarda günlük tutmadım. Blog dışında bilgisayarda yazı yazmadım. Yazdıklarımı silmem, değiştirmem... Sanki kağıda yazınca silme hakkından sonsuza dek vazgeçmiştim gibi. Sayfayı yırtıp atabilirdim evet ama kenarındaki tırtıklardan belli olurdu orada bi küçük hile yapmış olduğum. Neysee..

Ergenlik dönemimde aptal plastik kilitleri vardı günlüklerimin. Çoğu hediye gelmiş kalpli, çiçekli, böcekli kız çocuğu günlükleri işte. Bana kalsa herhangi bir defter parçası da olurdu, yazmak için pembe kokulu kağıtlar gereksizdi. Önemli olan görüntü değil içerik ya. (Yüksek bütçeli hatta şu aralar 3D muhabbetinin döndüğü Hollywood filmlerinden nefret etme sebebim. Hayır abi Avatar müthiş değil!!) Neyse konuyu dağıtmadan.... Aslında dağılması normal çünkü şu aralar pek ne yazacağımı bilemiyorum. Korkunç bi dönem. Neysee..

Bu bloga 2 seneden fazladır yazıyormuşum (evet yeni farkettim ne var). Zaman çok çabuk geçiyo... Bomboş bi dönemdi hayatımda. Ne yapmak istediğime karar vermeye çalışıyordum. Aslında önemli olan ne yapmak istediğim değildi de, hayatımla ilgili mantıklı kararlar almaya çalışıyordum işte. O zamanlar sayımız gerçekten çok azdı. Dönüp dolaşıp aynı bloglarda alırdık soluğu. (Ah bizim zamanımızdaki bayramlar demeyeceğim...) Neysee..

Tekrar dönüp okudukça ne kadar karışık yazdığımı farkettim. Bazı olayları ve kişileri ben bile anlamadım ilk okuduğum anda. Sonra çaktım. Bazı yazıları okuyunca "bunu ben mi yazdım lan yok artık gidip kitap da yazıyim bari elim değmişken" dedim. (Dedim evet ne var?!) Bazı yazılarda da kendimi "spastik", "embesil" ha bideee "utanmaz-arlanmaz" ilan ettim :) Neysee..

Şu aralar hayatıma bakacak olursak eğer... İş aynı yoğunlukta devam ediyor. Ofiste yattığım geceler bilirim. Hayatımın aşkı dünyayı ele geçirme planlarından vazgeçip ülkeye kesin dönüş yaptı. 1.5 sene sonra ilk kez görüşüp tekila içtik. Belimden kavradı beni kendine doğru çekti ama öpmedi bile. Belkide artık beni öpmek istemiyordur. Ya da hatta beni sevmiyordur... Neyseee..




Not 1: Hayatımın aşkı beni kolumdan tutup Tron filmine götürdü. Başkası götürse hayatta 3D filme gitmezdim de hayatımın aşkı işte naparsın... Spoiler vermeden anlatmak gerekirse filmin başlarında karakterimiz babasının eski atari salonuna gidince....... (80'ler o 'yeah atari salonları falan) şalterleri kaldırıncaaa...... Jukebox'ta JOURNEY-SEPERATE WAYS çalmaya başlıyor!!! Nası hoşuma gittiii, ne zamandır da dinlememişim özlemişim falan :) adamı o an öpesim geldi iyiki Tron'a geldik falan yuppiii modlarındayım ama o beni öpmedi. Koltuklarımızın aramızdaki ortak koluna aynı anda kollarımızı bile koymadık. Kolu koluma değmedi hani. Ulan 14 yaşımdayken bile cinsel olarak şu andakinden daha aktiftim allahın belası.

Not 2: Müzikal bi nottan sonra okumalık bi not; PATTI SMITH-JUST KIDS kitabı müthiş-müthiş-müthiş. Türkçeye de çevrilmiş. Çeviri olarak okumak isterseniz de ismi ÇOLUK ÇOCUK. Kitabı çok fazla anlatmak istemiyorum, kendiniz hayal edin-yaşayın-tadın diye. Ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki şu 3D filmlerden bi bok olmaz.

Haydi dostlar öperim... Kalın sağlıcakla!