1 gece için mükemmel bir insan olabilirim. 1 gece için hayallerinizdeki kadın, insan, dost, sevgili, can, ciğer...
Herşeyi tek bir geceye sığdırabilirim, ve bu sığdırmayı yapabilmek için de var gücümle koştururum. Sanki sabah olduğunda balkabağına dönüşcekmişim gibi, fazla zorlarım. Keşke normal zamanda o 1 gecenin 1/10'i kadar adayabilsem kendimi hayata.
1 şeyi istememin yetmesidir sahip olmam için. İsteyince olur, olmak zorunda. Ama peki ya elde edince? İstediği oyuncağa sahip olan küçük çocuk şımarmaları... Sıkılmacalar.
Vazgeçmeyi bırak, dizginleyemediğim en kötü huyum. Ama ah o adrenalin, ah o vücudumu baştan ayağa titreten duygu akışı... Karşı tarafın kim veya ne olduğunun da önemi yok. Her şey bende ve her şey benimle ilgili.
Sonra hikaye hep aynıya sarınca, "tut elimi", "seni şu an çok öpmek istiyorum", "ben hayatımda senin gibi bi kız tanımadım"...
Hepiniz herkes gibi.
The individual has always had to struggle to keep from being overwhelmed by the tribe. If you try it, you will be lonely often, and sometimes frightened. But no price is too high to pay for the privilege of owning yourself...
Nietzsche
26 Eylül 2013 Perşembe
25 Eylül 2013 Çarşamba
Çok Tatlısın
Hayat bu işte bir yandan acının köpeğine çevirirken, yalanlar dolanlar içinde boğarken, whatsapp'ta online oldu mu, en son ne zaman girdileri kovalayacak kadar düşmüşken (lan şu lanet program kimle konuştuğunu da gösterse ya!) bambaşka bir yerden vurduruyor voleyi! Çakıveriyor 90'dan.
Kitap yazıyorum. Bunu henüz kimse bilmiyor yani bu teklifi bana yapan kişi dışında. Merak etme ahali bloggercı tayfasından "sonra ben ona uff snne be slk didim o da bana oha fln oldu" tarzı kitap yazmıyorum. Mesleğimle ilgili, hukuki içerikli kitap yazacağım. Böylelikle 30'uma gelmeden kendi adıma akademik bir kitabım olacak, doktrin olacağım, "bundan bi halt olmaz" demişlere de "in your face biyaach" diyebileceğim. Oh! Oh!
Şimdi artık ne desem, Brad Pitt ve Gerard Butler aynı anda gelse, grup yapalım dese bu denli mutlu olamazdım herhalde. Hayat işte.
Kitap yazıyorum. Bunu henüz kimse bilmiyor yani bu teklifi bana yapan kişi dışında. Merak etme ahali bloggercı tayfasından "sonra ben ona uff snne be slk didim o da bana oha fln oldu" tarzı kitap yazmıyorum. Mesleğimle ilgili, hukuki içerikli kitap yazacağım. Böylelikle 30'uma gelmeden kendi adıma akademik bir kitabım olacak, doktrin olacağım, "bundan bi halt olmaz" demişlere de "in your face biyaach" diyebileceğim. Oh! Oh!
Şimdi artık ne desem, Brad Pitt ve Gerard Butler aynı anda gelse, grup yapalım dese bu denli mutlu olamazdım herhalde. Hayat işte.
20 Eylül 2013 Cuma
Enayi
Kandırıldım, kandırıldım yetişin a dostlar diye çemkirebilmeyi isterdim.
Hani feleğin çemberinden geçmemiş gibi mağdur edebiyatı yapabilmek, sanki hayat
hep toz pembeymiş de ilk defa bir karanlık görmüşüm gibi davranabilmek... Hiç
olmadı canavar bu insanlar diye çığırabilmek! (Biz de Hürrem gibi, Ayşe Arman’a
röportaj vermek istiyoz!)
Ama yok, mağdur değilim, yani 40 yıllık kaşarın gidip mağdur edebiyatı yapması saçma olur, ahlaksızca olur, komşulara karşı çok ayıp olur. O nedenle bu zokayı yutmamam, bu oyunlara gelmemem gerekiyordu. İşte insan bazen gönül rahatlığıyla “bana bunu nasıl yaparsın” bile diyemiyor ya…
KAHROLSUN BAĞZI ŞEYLER!
Ben kimsenin dürüst olmadığı bu evrende birilerinin dürüst olabilme ihtimalini sevmiştim. Yani evet biraz komik aslında, belki “sen çok mu dürüstsün sanki göt?” diye soracak iç sesiniz ama cevabım evet dürüstüm. Hatta bazen insanların en duymak istemedikleri şeyleri söyleyen göt kadar dürüstüm. Yalan söylemek yerine “bu iş böyle, yersen” halini tercih ederim.
Ki zaten kimseyi de kutsal topraklarıma ulaşabilmesi için beni kandırmaya mecbur bırakmamışımdır. Hayatta herşey bir sözleşmeden ibarettir. Bana hak ve yükümlülüklerimi göster panpa! Bu nedenledir ki bu kadar kuyruklu, yaldızlı, yanar dönerli yalanlara anlam veremiyorum. Kandırmaya gerek de yok, ihtiyaç da yok. Öyle pek yükseklerde değerlerim de zaten yok.
Böyleyken, öyle olunca da insan ister istemez neden aptal yerine konduğunu merak ediyor. Hele yalanlarla 48 bölümlük türk dizisi çekildikten sonra “ama napiyim sana çok aşık olmuştum” diyenleri elektrikli testereyle sikmek. Kızdırmayın küçük eniştenizi.
16 Temmuz 2013 Salı
Sevişmeden uyumayalım
Ne büyük aşklar yaşadık öyle değil mi?
Öldük-geberdik de ruhlarımıza bir fatihayı bile çok gördüler...
İlişkiler bitince neden bu kadar acımasız oluyoruz?
Günlerle, aylarla, hatta yıllarla aynı yastığa baş koyup
Bir kelime sonrasında nasıl da iki yabancıya dönüyoruz?
Geçti, bu da geçer, hepsi geçer diye diye ruhlarımızı yok etmedik mi?
Tüketmeden yaşayamayanlardan mısın sen de?
İlk sevdiğim adamı hatırlarım mesela, ortaokul yıllarıydı.
Son sevdiğim adamı da hatırlıyorum
Bazen düşünüyorum da aralarında hiç fark yok neredeyse...
Sadece biri pek çok ünlü oldu, o kadar.
Sonuç olarak hepimiz mevcut duruma alıştık işte öyle ya da böyle
Kimi zaman bir mesajı bekledik
Kimi zaman bin mesaj bile telafi edemedi yok olanı...
Not: Blog'u bırakmadım. Son dönem geziden ibaretti. Yakında gezi hakkında da yazacağım. Severim sizi bilirsiniz :)
Öldük-geberdik de ruhlarımıza bir fatihayı bile çok gördüler...
İlişkiler bitince neden bu kadar acımasız oluyoruz?
Günlerle, aylarla, hatta yıllarla aynı yastığa baş koyup
Bir kelime sonrasında nasıl da iki yabancıya dönüyoruz?
Geçti, bu da geçer, hepsi geçer diye diye ruhlarımızı yok etmedik mi?
Tüketmeden yaşayamayanlardan mısın sen de?
İlk sevdiğim adamı hatırlarım mesela, ortaokul yıllarıydı.
Son sevdiğim adamı da hatırlıyorum
Bazen düşünüyorum da aralarında hiç fark yok neredeyse...
Sadece biri pek çok ünlü oldu, o kadar.
Sonuç olarak hepimiz mevcut duruma alıştık işte öyle ya da böyle
Kimi zaman bir mesajı bekledik
Kimi zaman bin mesaj bile telafi edemedi yok olanı...
Not: Blog'u bırakmadım. Son dönem geziden ibaretti. Yakında gezi hakkında da yazacağım. Severim sizi bilirsiniz :)
26 Mart 2013 Salı
Değişmemişim.
Değiştiğimi sanmıştım. Gerçekten 1 ileri 2 geri giden hayatımda, artık bir yerlere varmaya yaklaştığımı düşünmüştüm. Hayat hep kaçmakla geçmeyecekti. Kendi kendimi milyonlarca kere telkin ettim, bu iyi, sen iyisin, bu adam sana iyi. Bırak herşeyi geçmişte. Yeniden doğ, baştan başla, geri kalanı sil at.
Elimden geleni de yaptığımı düşünüyorum. Gerçekten denedim. Her gün savaş verdim, kendim için daha iyi bir şeyler yaratmak için. Ama hala etraftaki en yakın ''kaçış'' tabelasını kolladığımı bilmiyordum. Oysa ki ben hiç değişmemişim. İyi bir şey oluyorsa hayatımda, bunu bozmak için elimden geleni yapmaya her zamankinden daha da hazırmışım.
Meğer işler azıcık ciddiye bindiğinde kaçacakmışım, yine. Bu sefer çok durmuştum oysa ki... Kendimi sabitlemek için elimden geleni ardıma koymamıştım. Onun benim için en iyi yol olduğu bir gerçekti ama ben kendim için iyi bir şey istemiyormuşum. İşler ciddiye binmeye başlayınca farkettim.
Bazen insanların ''laf salatası yapıyor işte'' dediklerinin ötesinde, bağlılıkla ilgili sorunlarım varmış. Aslında ben farkındaydım ama bir gün iyi bir şeyler olmaya başlayınca ben de salak değildim ya bağlanacaktım elbet. Ama, fakat, lakin ne oldu...
Herkesin uçarak gideceği, en büyük hayali olan şey başıma geldi. Sevdiğim insanın ailesiyle tanıştırıldım. Oldukça pahalı bir yemek, güzel bir şarap... İşin ilginç yanı, beni çok sevdiler.
Belki karanlıklarımın içindeki ufacık ışığı gördüler. Belki de en iyi kadın oyuncu heykelciği bu sene yine benim. Öyle veya böyle, beni kabullendiler.
Peki ben şimdi ne yapıyorum. Her hangi bir yere ilk uçak biletine bakıyorum. Büyük ihtimalle satın alacağım o bileti, kimsenin haberi olmayacak. Uçağa binmeden önce ''biraz uzaklaşmam gerek'' gibisinden bir mesaj atacağım ve telefonumu kapatacağım. Ayıp olacak biliyorum. Ama kaçmazsam nefes alamayacağım sanki.... Boğuluyorum.
Elimden geleni de yaptığımı düşünüyorum. Gerçekten denedim. Her gün savaş verdim, kendim için daha iyi bir şeyler yaratmak için. Ama hala etraftaki en yakın ''kaçış'' tabelasını kolladığımı bilmiyordum. Oysa ki ben hiç değişmemişim. İyi bir şey oluyorsa hayatımda, bunu bozmak için elimden geleni yapmaya her zamankinden daha da hazırmışım.
Meğer işler azıcık ciddiye bindiğinde kaçacakmışım, yine. Bu sefer çok durmuştum oysa ki... Kendimi sabitlemek için elimden geleni ardıma koymamıştım. Onun benim için en iyi yol olduğu bir gerçekti ama ben kendim için iyi bir şey istemiyormuşum. İşler ciddiye binmeye başlayınca farkettim.
Bazen insanların ''laf salatası yapıyor işte'' dediklerinin ötesinde, bağlılıkla ilgili sorunlarım varmış. Aslında ben farkındaydım ama bir gün iyi bir şeyler olmaya başlayınca ben de salak değildim ya bağlanacaktım elbet. Ama, fakat, lakin ne oldu...
Herkesin uçarak gideceği, en büyük hayali olan şey başıma geldi. Sevdiğim insanın ailesiyle tanıştırıldım. Oldukça pahalı bir yemek, güzel bir şarap... İşin ilginç yanı, beni çok sevdiler.
Belki karanlıklarımın içindeki ufacık ışığı gördüler. Belki de en iyi kadın oyuncu heykelciği bu sene yine benim. Öyle veya böyle, beni kabullendiler.
Peki ben şimdi ne yapıyorum. Her hangi bir yere ilk uçak biletine bakıyorum. Büyük ihtimalle satın alacağım o bileti, kimsenin haberi olmayacak. Uçağa binmeden önce ''biraz uzaklaşmam gerek'' gibisinden bir mesaj atacağım ve telefonumu kapatacağım. Ayıp olacak biliyorum. Ama kaçmazsam nefes alamayacağım sanki.... Boğuluyorum.
5 Mart 2013 Salı
Forever Young!
Geçenlerde Kafe Pi'lerden birine gittik arkadaşlarla. Uzun zaman olmuş gitmeyeli. Yaşımız ve büyümenin getirisi olarak Kafe Pi'nin 18-25 checkbox'ının dışına çıktık biraz ne yazık ki...
Kendimi ciddi bir Kafe Pi-kolik diye adlandırırım çoğunlukla. İlk açıldığı günlerden beri müdavimlerindenimdir. Özellikle üniversite yıllarında, rahatsız sandalyelerinin üzerinde saatler geçirirdik. Shotlar, kokteyller derken zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık :) fiyat politikası da uygundu sanırım o zamanlar ki ''bizim mekanımız'' olmuştu. Tek başıma bile gitsem, mutlaka bir tanıdık çıkardı.
Hayatımın uzun ve güzel bir dönemine tanıklık etmiştir. O zamanki sevgilimle ilk orada öpüşmüşüzdür mesela :) Geçenlerde gidince o zamanlara döndüm (döndüm diyorum çünkü hakikaten 6-7 sene öncesinden bahsediyorum). Hani bazı yerler vardır, oraya gittiğinizde zamanda geri gidersiniz ya işte öyle birşey oldu. Hayatımın ileri gitmekte olduğuna, bazı şeylerin geçmişte kaldığına ve daha da önemlisi büyüdüğüme şahit oldum.
Etrafımız üniversiteli gençlerle sarılmıştı. Haftaiçi olmasına rağmen kalabalık geç saatlere kadar devam etti. Anlaşıldı gençler yarın okula gitmeyecek :) Derslere devam zorunluluğu olmayan bir eğitim sürecinden geçmiş olduğum için, yalnızca canım istedi mi okula gidenlerdendim. Tabii sonra final dönemleri tam bir kabusa dönüşürdü ama olsundu, güzeldi. Hiiiçç pişman değilim, iyi ki her gün düzenli okula gideceğime İstanbul'u yaşamışım derim hep. Nasolsa hayat bizleri her gün düzenli saatlerde gitmek zorunda olduğumuz işlerin içine hapsedecekti.
O zamanlar hayatın sorumlulukları daha tepeme binmemişti. Günü güzel geçirmek önemliydi. Hafta sonunu dört gözle beklemeler başlamamıştı. Öyle rahat bir insandım ki, sınavdan bir gece önce bile bara gider eğlenir, eve gaaayet geç saatlerde gelip sabaha kadar ders çalışıp, sınavdan da final olmadı bütünlemede bir şekilde geçerdim. Sınıf arkadaşlarım bu tavırlarımı ''sorumsuz'' diye nitelendirse de, ben hayatımla gaaayet mutluydum.
Yaşımın çok çok altında göstermem dolayısıyla makyajsız halimle hala ''lise öğrencisi'' kategorisine sokulabilmekteydim. Ancak 92-93'lü erkeklerin ''tanışabilir miyiz?'' yaklaşımlarına maaalesef ''ablan kurban olsun sana''dan başka bir cevabım yok!
Görünüş olarak ait gözüksem bile, kafa olarak sanki oraya ait değildim. Arkadaşlarla ''müzik ne kadar yüksek, konuşamıyoruz bile'' cümlesini kurduk. Evet o korkunç zamanların resmi olarak başladığını kabullendik. Bir gün gelecek ve müzik sesine hiç tahammül edemeyecek miyiz yani yoksa? - İsyeeeaann
20'li yaşlar ne güzeldi, eyvah 30'lar geliyor. Zaman daha da çabuk geçmeye başladı her gün bir diğerinin aynısı olmaya başladığından beri. Vampirik romanlara özentim ''hep genç kalmak'' felsefesi nedeniyle artıyor. Evet hep genç kalmak istiyorum. 6-7 ay öncesinden tatil planı yapmak istemiyorum. Ben neyi ne zaman istiyorsam, o zaman yapmak istiyorum. Geç saatlerde işten çıkıp kendimi eve zor atmak istemiyorum. İçimden geliyorsa her gün dışarı çıkmak istiyorum!
Klişe geliyor... Üniversite günlerinizin kıymetini bilin. Benim hayatımın en güzel dönemiymiş. Çok ders çalışmak yerine ÇOK HAYATI YAŞAYIN!!
Kendimi ciddi bir Kafe Pi-kolik diye adlandırırım çoğunlukla. İlk açıldığı günlerden beri müdavimlerindenimdir. Özellikle üniversite yıllarında, rahatsız sandalyelerinin üzerinde saatler geçirirdik. Shotlar, kokteyller derken zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık :) fiyat politikası da uygundu sanırım o zamanlar ki ''bizim mekanımız'' olmuştu. Tek başıma bile gitsem, mutlaka bir tanıdık çıkardı.
Hayatımın uzun ve güzel bir dönemine tanıklık etmiştir. O zamanki sevgilimle ilk orada öpüşmüşüzdür mesela :) Geçenlerde gidince o zamanlara döndüm (döndüm diyorum çünkü hakikaten 6-7 sene öncesinden bahsediyorum). Hani bazı yerler vardır, oraya gittiğinizde zamanda geri gidersiniz ya işte öyle birşey oldu. Hayatımın ileri gitmekte olduğuna, bazı şeylerin geçmişte kaldığına ve daha da önemlisi büyüdüğüme şahit oldum.
Etrafımız üniversiteli gençlerle sarılmıştı. Haftaiçi olmasına rağmen kalabalık geç saatlere kadar devam etti. Anlaşıldı gençler yarın okula gitmeyecek :) Derslere devam zorunluluğu olmayan bir eğitim sürecinden geçmiş olduğum için, yalnızca canım istedi mi okula gidenlerdendim. Tabii sonra final dönemleri tam bir kabusa dönüşürdü ama olsundu, güzeldi. Hiiiçç pişman değilim, iyi ki her gün düzenli okula gideceğime İstanbul'u yaşamışım derim hep. Nasolsa hayat bizleri her gün düzenli saatlerde gitmek zorunda olduğumuz işlerin içine hapsedecekti.
O zamanlar hayatın sorumlulukları daha tepeme binmemişti. Günü güzel geçirmek önemliydi. Hafta sonunu dört gözle beklemeler başlamamıştı. Öyle rahat bir insandım ki, sınavdan bir gece önce bile bara gider eğlenir, eve gaaayet geç saatlerde gelip sabaha kadar ders çalışıp, sınavdan da final olmadı bütünlemede bir şekilde geçerdim. Sınıf arkadaşlarım bu tavırlarımı ''sorumsuz'' diye nitelendirse de, ben hayatımla gaaayet mutluydum.
Yaşımın çok çok altında göstermem dolayısıyla makyajsız halimle hala ''lise öğrencisi'' kategorisine sokulabilmekteydim. Ancak 92-93'lü erkeklerin ''tanışabilir miyiz?'' yaklaşımlarına maaalesef ''ablan kurban olsun sana''dan başka bir cevabım yok!
Görünüş olarak ait gözüksem bile, kafa olarak sanki oraya ait değildim. Arkadaşlarla ''müzik ne kadar yüksek, konuşamıyoruz bile'' cümlesini kurduk. Evet o korkunç zamanların resmi olarak başladığını kabullendik. Bir gün gelecek ve müzik sesine hiç tahammül edemeyecek miyiz yani yoksa? - İsyeeeaann
20'li yaşlar ne güzeldi, eyvah 30'lar geliyor. Zaman daha da çabuk geçmeye başladı her gün bir diğerinin aynısı olmaya başladığından beri. Vampirik romanlara özentim ''hep genç kalmak'' felsefesi nedeniyle artıyor. Evet hep genç kalmak istiyorum. 6-7 ay öncesinden tatil planı yapmak istemiyorum. Ben neyi ne zaman istiyorsam, o zaman yapmak istiyorum. Geç saatlerde işten çıkıp kendimi eve zor atmak istemiyorum. İçimden geliyorsa her gün dışarı çıkmak istiyorum!
Klişe geliyor... Üniversite günlerinizin kıymetini bilin. Benim hayatımın en güzel dönemiymiş. Çok ders çalışmak yerine ÇOK HAYATI YAŞAYIN!!
19 Şubat 2013 Salı
Şov Devam Etmeli
Bak geçenlerde yine oldu. Bir kadın, bir erkek, bir sahne... Adam ilgili öylesine ki aylardır bir soğuk bir sıcak taktiklerinde. ''Sana çok değer veriyorum ama ben seni mutlu edemem''. Bu klişe bahane de sağolsun Behzat Ç. komiserimiz sayesinde kuuuul ve yutturulabilir bir hal aldı. Hanım kızlarımız moda girmiş olacak ki ''Olsun biz de mutsuz olalım'' replikleri ağızlarında. Yahu güzel kardeşim niye mutsuz olmak istiyorsun, seni mutsuz edecek kişiyle ne işin olacak bırak git, yürü git... demek geçiyor genç nesillerin önünü açmak adına. Yola yeni çıkan, henüz ilk benzin istasyonuna ancak ulaşmışlara. İşte bunlar neslimizi tüketecek, dediydi dersiniz. Nesilden nesile aile büyüğünün dantel masa örtüsünü geçireceğimize biraz daha yararlı şeyler geçirip, evrimleşmeye de bir ufak katkımız olsun, lütfen!
Fakat her nedense kimse ''gerçekten benimle olmak istese dağları deler tek başına, çölleri aşarsın gerzek ne saçmalıyorsun'' diyemeyecek kadar Narsist! Herhalde Dandilington Kont ve Kontesleri olarak kimse kendinin gerçekten istenmeyebileceğini veya karşısındaki kişinin kendisini doğru insan olarak görmeyebileceğini kabullenemiyor.
Halihazırda, madem istemiyorsun ne oyalıyorsun marulum diye eşek sudan en az 5 tur gidip gelene kadar pataklanacak Egoistleri de es geçmemek lazım.
Bak şimdi hikaye gittikçe ilginçlesiyor...
Tüm bu oyalamalar sürecinde, hikayenin başka kahramanları, varlıklarından haftalarla bahsedilmemiş ''sevgililer'' ortaya çıkıyor. Kendi ilişkisine saygısı olmayan insanlar türüyor. ''Hayata bir kere geliyoruz'', ''niye tek bir insanla tüm hayat geçsin ki'' mırıltıları yükseliyor. Bazen cinnet geçirip karşısındakinin kafasını koparan insanları anlar duruma geliyorum böyle anlarda.
Doğru devir değişti, artık kimse kimsenin kapısını açmasını, önünde reverans yapmasını, ipek eldiven giymesini beklemiyor ama biraz saygı kırıntısı istemek çok mu?
Ardından cevap veremeyeceğim kocaman bir soruyla karşılaşıyorum. ''Bir insan aynı anda iki kişiyi sevemez mi?''
''Hayır canım sevgililer gününü sevgilisiyle mum ışığında yemek yiyerek geçirip, seni sadece sevişmek için araması sevgi değildir.'' Aklımdan geçen cümle tam olarak da bu!
İşin ironik kısmı bunlar bir tiyatro sahnesinde cereyan etti. ''İşte hayat hep sürprizlerle dolu'' dedi kalbi kırık kız. Gerçekten tüm bunlar bir sürpriz miydi yoksa oyunun başında gördüğümüz silahın oyunun sonunda mutlaka patlayacağını biliyor muyduk?
Belki de genç çocuk haklıydı ''o seni mutlu edemezdi''. Ama sen de mutsuz olmayı seçmeyebilirdin.
Herneyse kırmızı lekeli perde kapandı. Herkes son bir kez selamlarını verdi. Taa ki bir sonraki şova kadar. Ne de olsa şov devam etmeliydi...
Fakat her nedense kimse ''gerçekten benimle olmak istese dağları deler tek başına, çölleri aşarsın gerzek ne saçmalıyorsun'' diyemeyecek kadar Narsist! Herhalde Dandilington Kont ve Kontesleri olarak kimse kendinin gerçekten istenmeyebileceğini veya karşısındaki kişinin kendisini doğru insan olarak görmeyebileceğini kabullenemiyor.
Halihazırda, madem istemiyorsun ne oyalıyorsun marulum diye eşek sudan en az 5 tur gidip gelene kadar pataklanacak Egoistleri de es geçmemek lazım.
Bak şimdi hikaye gittikçe ilginçlesiyor...
Tüm bu oyalamalar sürecinde, hikayenin başka kahramanları, varlıklarından haftalarla bahsedilmemiş ''sevgililer'' ortaya çıkıyor. Kendi ilişkisine saygısı olmayan insanlar türüyor. ''Hayata bir kere geliyoruz'', ''niye tek bir insanla tüm hayat geçsin ki'' mırıltıları yükseliyor. Bazen cinnet geçirip karşısındakinin kafasını koparan insanları anlar duruma geliyorum böyle anlarda.
Doğru devir değişti, artık kimse kimsenin kapısını açmasını, önünde reverans yapmasını, ipek eldiven giymesini beklemiyor ama biraz saygı kırıntısı istemek çok mu?
Ardından cevap veremeyeceğim kocaman bir soruyla karşılaşıyorum. ''Bir insan aynı anda iki kişiyi sevemez mi?''
''Hayır canım sevgililer gününü sevgilisiyle mum ışığında yemek yiyerek geçirip, seni sadece sevişmek için araması sevgi değildir.'' Aklımdan geçen cümle tam olarak da bu!
İşin ironik kısmı bunlar bir tiyatro sahnesinde cereyan etti. ''İşte hayat hep sürprizlerle dolu'' dedi kalbi kırık kız. Gerçekten tüm bunlar bir sürpriz miydi yoksa oyunun başında gördüğümüz silahın oyunun sonunda mutlaka patlayacağını biliyor muyduk?
Belki de genç çocuk haklıydı ''o seni mutlu edemezdi''. Ama sen de mutsuz olmayı seçmeyebilirdin.
Herneyse kırmızı lekeli perde kapandı. Herkes son bir kez selamlarını verdi. Taa ki bir sonraki şova kadar. Ne de olsa şov devam etmeliydi...
4 Ekim 2012 Perşembe
Hıyanet
"Ne acı ne acı insan kendine ne kadar yenik..
Bulunmadı ihanetin ilacı yürek koca bir kara delik..
Yapacak hiçbir şey yok, gönül bu sevdi..
Eski bir ten, eski bir heyecan... bilirim üstelik."
Bir yerde bir hata yapıldı evet.
Birilerinin canı çok yanacak doğru.
Birimiz hepimize, herkese, her şeye ihanet etti.
Çünkü biri yalnız bıraktı.
Öteki aradı, çağırdı.
Bir diğeri de çağrıya olumlu yanıt verdi.
Gitti, gördü, hayır fethedemedi.
Biri "yeniden deneyebiliriz" dedi
Öbürü en ağır küfürlerle cevap vermek istedi...
Ama yapamadı.
Onun yerine ağzı kapatılarak, vücudu ısırılarak sevişti.
Biri ihanet etti.
Ben ettim, biz ettik.
Ben bize ihanet ettim.
Bulunmadı ihanetin ilacı yürek koca bir kara delik..
Yapacak hiçbir şey yok, gönül bu sevdi..
Eski bir ten, eski bir heyecan... bilirim üstelik."
Bir yerde bir hata yapıldı evet.
Birilerinin canı çok yanacak doğru.
Birimiz hepimize, herkese, her şeye ihanet etti.
Çünkü biri yalnız bıraktı.
Öteki aradı, çağırdı.
Bir diğeri de çağrıya olumlu yanıt verdi.
Gitti, gördü, hayır fethedemedi.
Biri "yeniden deneyebiliriz" dedi
Öbürü en ağır küfürlerle cevap vermek istedi...
Ama yapamadı.
Onun yerine ağzı kapatılarak, vücudu ısırılarak sevişti.
Biri ihanet etti.
Ben ettim, biz ettik.
Ben bize ihanet ettim.
25 Eylül 2012 Salı
Linguistics
Sayfayı açtım bakıyorum. O blog giriş sayfasına, sonra yeni yayın ikonuna elim gidiyor ama sayfayı açtığımda bomboş gözümün önünde duruyor. Yazacak bir şeyim yok demeyeceğim hala anlatacak şeylerim var ama kelimeler nasıl çıkış yapacak bilmiyorum. Doğru kelimeleri bulup düzgün cümleleri kuramayacağımın korkusu belki de... ''de'' ve ''ki'' ayrımı nedense herkesin çok bir umrunda bu aralar. Şimdi de onu buldular. Oysa ki sabahlara kadar içip dinledikleri şarkıların sahibi şarkıcılar bile farkında değil ayrımların, birleşmelerin. Ne zaman zaten umursamaya başladık ayrılan, birleşenleri... Oysa zannederdim ki biz insanlar sadece hissedilenlere, hissettirilenlere takılırdık. Sözcükler yavan kalırdı....
Şimdi yazılanlar için word check yapmalı belki de. Ama yabancı bir programın beni check etmesi saçma geliyor kaptırıp yazıp giderken. 0'larımı ve 1'lerimi kontrol etmenize gerek yok be canlar ben 8945719075019827590287598'i beynimde bi şekilde kontrol edebiliyorken.
Haa eğer hala kültürüme veya dil kullanımıma laf edecekler varsa, ki mutlaka vardır. Türkçe ile birlikte dört tane daha dili kendimi en iyi şekilde ifade edebilecek kadar konuşabiliyorum, yazabiliyorum. Bazen hangi dilin aslında ana dilim olması gerektiği konusunda bocalıyorum aslında. Ama gerçek şu ki türkçe dışında hiçbir dilde imla, yazım klavuzu olguları öğretilmedi bana. Biri öyle konuştu, ötekisi böyle... Bu bir kaç dil içerisinde herhangi bir cümleyi herhangi biriyle başlayıp bir diğeriyle sonlandırabilirim.
Hayır kendimi ''bakın ben böyle süperim'' gibi bir kanıtlama çabam yok sadece ''de''lere ''ki'' lere pek takılmayalım be canlar. İki harften daha öte kelimeler var. İki harfin yalnızlığından daha büyük birliktelikler, sözcük öbekleri var.
Şimdi yazılanlar için word check yapmalı belki de. Ama yabancı bir programın beni check etmesi saçma geliyor kaptırıp yazıp giderken. 0'larımı ve 1'lerimi kontrol etmenize gerek yok be canlar ben 8945719075019827590287598'i beynimde bi şekilde kontrol edebiliyorken.
Haa eğer hala kültürüme veya dil kullanımıma laf edecekler varsa, ki mutlaka vardır. Türkçe ile birlikte dört tane daha dili kendimi en iyi şekilde ifade edebilecek kadar konuşabiliyorum, yazabiliyorum. Bazen hangi dilin aslında ana dilim olması gerektiği konusunda bocalıyorum aslında. Ama gerçek şu ki türkçe dışında hiçbir dilde imla, yazım klavuzu olguları öğretilmedi bana. Biri öyle konuştu, ötekisi böyle... Bu bir kaç dil içerisinde herhangi bir cümleyi herhangi biriyle başlayıp bir diğeriyle sonlandırabilirim.
Hayır kendimi ''bakın ben böyle süperim'' gibi bir kanıtlama çabam yok sadece ''de''lere ''ki'' lere pek takılmayalım be canlar. İki harften daha öte kelimeler var. İki harfin yalnızlığından daha büyük birliktelikler, sözcük öbekleri var.
Diğer
Bak şimdi seni facebook'ta diğer mesajlara sürükledim ya nasıl nasıl mutluyum. Oysa ki alt tarafı fareyi üzerine tuttum, biraz çekiştirdim ve bir anda ''diğer'' oluveriverdin. Hah! Böylelikle attığın saçma sapan mesajları görmüyorum... uzun süre farketmiyorum. Zaten müthiş bi facebook kullanıcısı da olmadığım için ne olup bittiğini anlamıyorum bile. Ben anlamazken sen ne güzel çıldırıyosun.
-Seni çok özledim.
-Konuşalım mı?
-Lütfen cevap ver.
-Telefonunu mu değiştirdin?
-Liz cevap ver. Lütfen
-Nerdesin?
-Türkiyede misin?
-Lizaaa hadi beee yapma.
-Orda mısın allahın belası
-Ordasın ve çıldırmamı istiyosun dimi
-Çıldırdım işte manyak karı
-Telefonuna da ulaşılmıyo telefonunu mu kapattın?????
-Çok özledim seni, bi sesini duyayım yeter
-Hadi yalvarırım.
..........
-Sabrım taşıyor artık nası bi insansın sen yaaa
-Orada öyle durmuş bakıyosun ekrana biliyorum
-Senin tek amacın beni çıldırtmak zaten orospu
-Aç lan şu telefonu
-Getirtme lan beni oraya
......
Devam eden içerik genç nesiller adına yoğun küfür içermektedir :)
Hahah en tatlı yerinde kestim ama dimi ;)
Bir insanın vardan yok, yoktan var oluşunu izlediniz. Yok etmek üzerine kurulu ya zaten tüm benliğimiz. Biz mutlu, sevgililerden olamayız asla.
Biliyor musun sevgilim? Ben hiç senin saçlarımı okşadığını ya da sevgi sözcükleri fısıldadığını hatırlamam. Hafızam zayıf olduğundan değil, sen hiç bana öylesine dokunmadığın için.
Geri döndüğünde söylemiştim ''bu şehir ikimize dar gelecek'' diye.
Darlardayız.
-Seni çok özledim.
-Konuşalım mı?
-Lütfen cevap ver.
-Telefonunu mu değiştirdin?
-Liz cevap ver. Lütfen
-Nerdesin?
-Türkiyede misin?
-Lizaaa hadi beee yapma.
-Orda mısın allahın belası
-Ordasın ve çıldırmamı istiyosun dimi
-Çıldırdım işte manyak karı
-Telefonuna da ulaşılmıyo telefonunu mu kapattın?????
-Çok özledim seni, bi sesini duyayım yeter
-Hadi yalvarırım.
..........
-Sabrım taşıyor artık nası bi insansın sen yaaa
-Orada öyle durmuş bakıyosun ekrana biliyorum
-Senin tek amacın beni çıldırtmak zaten orospu
-Aç lan şu telefonu
-Getirtme lan beni oraya
......
Devam eden içerik genç nesiller adına yoğun küfür içermektedir :)
Hahah en tatlı yerinde kestim ama dimi ;)
Bir insanın vardan yok, yoktan var oluşunu izlediniz. Yok etmek üzerine kurulu ya zaten tüm benliğimiz. Biz mutlu, sevgililerden olamayız asla.
Biliyor musun sevgilim? Ben hiç senin saçlarımı okşadığını ya da sevgi sözcükleri fısıldadığını hatırlamam. Hafızam zayıf olduğundan değil, sen hiç bana öylesine dokunmadığın için.
Geri döndüğünde söylemiştim ''bu şehir ikimize dar gelecek'' diye.
Darlardayız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)